Aletli Dalış okuyorum

Aletli Dalış okuyorumş

Hidrostatik Basınç (Hydrostatic Pressure)

Hidrostatik basınç; su içerisinde bulunan bir cismin yüzeyine su ağırlığının yaptığı basınçtır.

P = d x H ile ifade edilir

P = Basınç (gr/cm2)
d = Suyun özgül ağırlığı (gr/cm3)
H = Su derinliği (cm)

 

Su içinde alınan herhangi bir noktaya etki eden su basıncı ;

a-Suyun özgül ağırlığı ile doğru orantılıdır.
b-Cismin suyun açık olan yüzeyine olan yüksekliği (derinliği) ile
doğru orantılıdır. Cisim ile su yüzeyi arasındaki derinlik basınca
etki eden en önemli faktördür,
c-Su basıncı suyun derinliğine bağlıdır, çevrenin şekline biçimine
veya sıvı miktarına bağlı değildir. Cismin üzerindeki su kalınlığı
ve suyun yoğunluğu ne kadar fazla ise basınç o kadar fazla olur.

Tatlı suların yoğunlukları 1gr/cm3 , deniz sularının yoğunlukları ise ortalama 1.02 gr/cm3 olarak alınabilir. Kızıldeniz, Akdeniz gibi bazı çok tuzlu denizlerde su yoğunluğu 1.04 gr/cm3 'e kadar çıkabilir.

Su altında artan basınç miktarı her metrede 0.1 atm veya her 10 mlik su kalınlığı için 1 atm.'dir (Şekil 5). Tuzlu deniz suyu için bu rakam her metrede 0.102 atm 'dir.

 

 


Şekil 5. Atmosfer Basıncı ve Hidrostatik Basınç


Örneğin ; Deniz dalışlarında -10 m' ye inildiğinde dalgıç üzerine etki eden basınç ;

P = d x H 'den d = 1.02 gr/cm3
H = 10 m (=1000 cm)'dir

P = 1.02 x 1000
P = 1020 gr/cm2 buradan 1 atm = 1000 gr/cm3 olduğundan
P = 1.02 alm bulunur.

Dalgıç aynı dalışı bir tatlı su ortamında yapıyor ise ;

P = dxH
P = 1 x 1 00
P = 1000 gr/cm3 buradan; 1 atm = 1000 gr/cm3 olduğundan,
P = 1 atm olacaktır

Görüldüğü gibi -10 m' de tuzlu deniz suyunun dalgıç üzerine uyguladığı basınç 0.2 atm. daha fazladır.
Örneğin; denizde -14 m de bulunan bir dalgıç üzerine etki eden basınç;

P = d x H den d ve H değerleri yerine yazılırsa ;
P = 1.02x 1400
P= 1428 gr/cm2 buradan 1 atm =1000 gr/cm2 olduğundan
P = 1.428 atm olacaktır

Bulunan bu değerler ; deniz yüzeyinde basıncın sıfır olduğu kabul edilerek bulunmuş ve sadece su kalınlığının basıncını yansıtan değerlerdir. Buna Geyç Basıncı denir. Hakikatte su yüzeyinde etkin olan 1 atm 'lik atmosfer basıncı vardır. Bu basınçla birlikte su kalınlığının basıncına Mutlak Basınç (Pm) denir ;

Pm = Geyç Basıncı + Atmosfer Basıncı olarak ifade edilir


Örneğin ; Su içerisinde -13 m de bulunan bir dalgıcın üzerine etki eden Mutlak Basınç ;

P = d x H 'den P = 1 x13 00 buradan ;
Geyç Basıncı;
P = 1.3 atm olarak bulunur.


Pm = Geyç Basıncı + Atmosfer Basıncı olduğundan ,
Mutlak Basınç ;
Pm = 1.3 + 1 den, Pm = 2.3 atm olacaktır.

 

Derinlik Geyç Basıncı Mutlak Basınç
0 m 0 atm 1 atm
-10 m 1 atm 2 atm
-20 m 2 atm 3 atm
-30 m 3 atm 4 atm
-40 m 4 atm 5 atm

Tablo 1. Derinliğe karşılık Geyç Basıncı-Mutlak Basınç değerleri


Pratik uygulamalarda tuzlu deniz sularının yoğunluk değeri yuvarlanarak d = 1gr/cm3 olarak alınır. Buna göre Derinlik-Geyç Basıncı-Mutlak Basınç ilişkileri aşağıda tablo 1 de verilmiştir. Böylece inilen her 10 m için hidrostatik basıncın 1 atm artacağı esas alınır.
İnsan vücudu büyük ölçüde sıvılardan meydana geldiği için ve sıvılar sıkıştırılamadığından artan hidrostatik basınç vücudumuzun her tarafına eşit ve simetrik olarak yansır. Ancak aynı durum vücut.içerisindeki sinüs, kulak, akciğer gibi hava boşlukları için bir sorun oluşturur. Dış etkenlere kapalı olan bu boşluklar basınç etkisi karşısında direnç gösteremezler, oldukça hassastırlar. Artan basınç karşısında söz konusu boşlukların davranışlarını temel gaz kanunları çerçevesinde incelemek gerekir.


GAZ KANUNLARI

Gazlar içinde bulundukları kapalı kapların çeperlerine veya temasta oldukları yüzeylere basınç uygularlar. Bu basınç gaz moleküllerinin birim yüzeye çarpma sayılarıyla orantılıdır. Kap çeperine çarpan molekül sayısı hemen hemen aynı olduğundan her noktada basıncın değeri aynıdır. Moleküllerin hareketi en çok sıcaklık ve basınç etkisiyle gerçekleşir. Sıcaklık arttıkça molekül hareketleri artacağından meydana gelen hareketlenme çeperi dışa doğru itme kuvvetini de artırır. Aynı durum gaz üzerine bir basınç uygulandığı zaman da söz konusudur. Bu durumda moleküller sıkışacağından çepere çarpan molekül sayıları artacaktır, bu da gaz basıncını arttıracaktır.
Görüldüğü gibi sıcaklık, basınç ve hacim değişkenleri gazların davranışlarını belirleyen en önemli etkenlerdir.


Boyle-Mariotte Kanunu

Gazların sıkıştırılabilme, genişleme ve diffüzyon özellikleri sıvı ve katılardan çok farklıdır. Gazlar sıkıştırılabirler. Nitekim, sabit sıcaklıkta kapalı bir kapta bulunan bir gaz sıkıştırıldığında gazda iki önemli değişiklik olur;


a- Gazın hacmi sıkıştırma miktarına göre küçülür,
b- Gazın özgül ağırlığı sıkıştıkça artar.

 

Kapalı kaplarda yapılan deneylerde hacim ve basıncın ters orantılı olarak değiştiği ancak basınç ve hacim çarpımlarının daima sabit kaldığı görülmüştür. Sonuçlar şu şekilde ifade edilir , "Sabit sıcaklıkta bir gazın hacmi ile basıncının çarpımı sabittir" Bu kanun matematiksel olarak ;


P x V = K (sabit) bağıntısı ile gösterilir,

P : Basınç (atm)
V : Hacim (cm3)
K : Sabit sayı



Şekil 6. Basınç (P), Hacim (V) ikilisi.
(P) artarken (V) azalır.

Bu eşitlikte P küçüldükçe V büyüyecek veya tersi durumda P büyüdükçe V küçülecektir (Şekil 6) ,
Madem ki bir gazın basıncı ile hacminin çarpımı sabittir, o halde aynı gazın hacmini birkaç defa değiştirirsek, her yeni durumda K sabit olacağından ifade ;

P1 x V1 = P2 x V2 = P3 x V3 =...............= K şeklinde yazılabilir.

Bu durum su içerisine indirilen ters bir kova içerisinde sıkışan ve hacmi gittikçe küçülen hava üzerinde incelenebilir (Şekil 7).

Örnek ; Bir gazın hacmi 200 °C 'de ve 1 atm basınç altında 10 litre olsun. Aynı sıcaklıkta ve 2 atm basınç altında ölçüm yapılsaydı gazın hacmi ne olurdu ?
Çözüm ; Madem ki basınç artmıştır, Boyle-Mariotte kanununa göre basınç altında hacim küçülecektir.

P1 = 1 atm V1 = 10 lt
P2 = 2 atm V2 =?

P1 x V1 =P2 x V2 bağıntısından ,

V2 = V1 x P1/P2 = 10 litre x 1 atm / 2 atm
V2 = 5 litre bulunur.



Şekil 7. Böyle - Mariotte Kanununun pratik uygulaması. Kova derine
indikçe artan basınç karşısında içerisindeki hava sıkışır. Basınç (P)
ve Hacim (V) çarpımı sabittir (K).

Örnek ; sabit sıcaklıkta bir bisiklet pompasının pistonu ileri doğru itilerek basınç 3 P ' ye çıkarıldığında hacim kaç V olur ?

Çözüm ; Basınç hacim ile ters orantılı olduğundan, basınç 3 katına çıktığında hacim 1/3 'üne düşer. Yani V/3 olur . Veya ;

P1 x V1 = P2 x V2' den hesaplanırsa;
P1 x V1 = 3P2 x V2 yazılabilir, buradan ;
V2 = P1 x V1 / 3P2 = 1 x V1 / 3
V2 = V1/3 bulunur.

Boyle-Mariotte Kanunun Dalış Deknigindeki Pratik Uygulamaları
Boyle - Mariotte kanunu aynı zamanda elastik kaplar ve içerisinde bulunan bir veya birkaç gaz karışımı için de geçerlidir. Kanunun en önemli öğretisi gazların basınç karşısında hacim değiştirdikleridir. Solunan hava bir gaz karışım] olduğundan basınç altındaki davranışları aynı diğer gazlar gibi olacaktır. Bilindiği gibi hidrostatik basınç her 10 m’ lik su kalınlığına karşılık 1 atm'lik mutlak basınç verir, içi hava dolu olan bir balon sualtına indirildiğinde balon yüzeyine etki eden hidrostatik basınç nedeniyle hacmi küçülecektir. Derinliklere göre havanın sıkışması sonunda oluşan basınç - hacim ilişkileri Şekil 7 'de verilmiştir. Bu şekil dikkatli olarak incelendiğinde en büyük hacim değişikliğinin ilk -10 m 'de olduğu görülür (Şekil 8),

Şekil 8. Basınç-Hacim ilişkileri. Basınç (derinlik) arttıkça balon
içerisindeki gaz sıkışır ve balon küçülür

Bir an için serbest dalış yapan ve su yüzeyinde derin bir nefes alarak alçalmakta olan bir dalgıcın ciğerlerini düşünelim; aynı balon gibi o da hidrostatik basınç etkisiyle küçülecektir. Küçülen ciğerlerdeki hava hem sıkışacak hem de yoğunlaşacaktır. Dalgıç tekrar yüzeye ulaştığında ciğer hacmi ve havanın yoğunluğu tekrar başlangıçtaki haline dönecektir.
Aletli dalış yapan bir dalgıç derinlerde tüpünden nefes aldığı zaman hava o derinliğin mutlak basıncı etkisinde sıkışmış halde ciğerlerine dolar. Örneğin dalgıç -10 m de ise, bu derinlikte mutlak basınç 2 atm olduğundan hava 2 defa daha yoğun ve sıkışmış olarak ciğerlerine dolacaktır. Dalgıç -10 m'den -20 m'ye gelirse mutlak basınç 3 atm olacağından soluduğu hava daha da sıkışmış ve yoğun olacaktır. Dalgıç çıkış amacıyla yüzeye yaklaştığında örneğin -10 m geldiğinde ciğerlerindeki hava tekrar genleşecektir. Yüzeye çıkıldığında genleşme daha da artıp hava maksimum genleşmeye ulaşacaktır. Bu durumda dalgıcın ciğerlerinde genleşen havayı mutlaka tahliye etmesi gerekir. Tahliye devamlı nefes alıp-verme şeklinde veya acil çıkışlarda devamlı bağırarak yapılır.
Havanın değişen basınç karşısında devamlı hacim değiştirdiği gerçeği aletli dalışın en önemli kuralını ortaya koyar. Bu kural "Dalış sırasında devamlı nefes al-ver, asla nefes tutma ! " şeklinde ifade edilir. Dalgıcın yükselme sırasında nefes tutması veya ciğerlerindeki havayı gerektiği kadar tahliye edememesi durumunda "Hava Embolizması" denilen ve ciddi bir rahatsızlık olan akciğer yırtılmalarına neden olur.
Boyle-Mariotte Kanununun diğer bir sonucu da sıkışan havanın yoğunlaşması ile ilgilidir. Derinlerdeki bir dalgıç bulunduğu derinlik basıncına uygun yoğunlaşmış hava solur. Bu durumda dalgıç tüpünde miktarı belli olan hava derinlere gittikçe daha çabuk tükenecektir. Örneğin; yüzeyde dakikada 25 lt. hava tüketen bir dalgıç -10 m' ye indiğinde dakikada 50 lt. tüketecektir, Dalgıçlar, pratikte taşıdıkları hava miktarını ve ineceği derinliği göz önüne alarak hava tüketim zamanlarını hesaplayabilirler.


Guy-Lussac ve Charles Kanunları

Boyle-Mariotte deneylerinde sıcaklık sabit tutularak basınç ve hacim arasındaki değişimler incelenmişti. Şimdi de basıncı sabit tutup sıcaklığı değiştirdiğimizde hacimde nasıl değişikliklerin olduğu incelenmiştir. Yapılan deneylere göre; sabit basınçta, bir gazın sıcaklığı 1°C arttırıldığında hacmi 1/273 kadar artar. Charles Kanunu sıcaklık ve hacim arasındaki ilişkiyi "Sabit basınçta bir gazın hacmi mutlak sıcaklığı ile doğru orantılıdır" şeklinde ifade eder ve ;


V1/V2=T1/T2 veya V1xT2=V2xT1 bağıntısı ile gösterilir.

 


Bir gazın hacmini sabit tutup basıncın sıcaklıkla değişimini incelersek Charles kanununa benzer ifadeyle karşılaşırız. Guy – Lussac Kanunu olarak bilinen bu kanun " Sabit hacimde bir gazın basıncı ile mutlak sıcaklığı doğru orantılıdır" şeklinde ifade edilir ve ;

P1/P2 = T1/T2 veya P1xT2 = P2xT1 bağıntısı ile gösterilir.

V1 : ilk hacim ( lt )
V2 : son hacim
T1 : ilk sıcaklık (°K)
T2 : son sıcaklık
P1 : ilk basınç ( atm )
P2 : son basınç

Burada T mutlak sıcaklıktır ve Kelvin derecesi (°K) ile ifade edilir .

T = 273 + t°C şeklinde hesaplanır. Burada t°C (Centigrad) ölçülen sıcaklıktır.

Örneğin ; Bir gaz 12 °C de ve 1 atm ' de 600 lt gelmektedir. Bu gaz 22°C 'ye getirilirse hacmi ne olur ?
Çözüm ; Charles kanununa göre gazın sıcaklığı arttığına göre hacmi de artacaktır , önce T1 ve T2 mutlak sıcaklıkları hesaplıyalım ;

T1 = 273 + 12° T2 = 273 + 22°
T1 = 285°K T2 = 295°K
V1 = 600 lt’dir,
V2 = ?
V1 / V2 = T1 / T2 formülünde değerler yerine konursa ;
600 / V2 = 285 / 295 buradan V2 = 600 x 295 / 285 tir,
V2 = 621 lt. bulunur.

Guy - Lussac ve Charles Kanunlarının Dalış Tekniğindeki Pratik Uygulamaları

Dalış tüpleri belli hacimleri olan ve belli basınçta hava doldurulan kaplardır. Bunların teknik donatısı, ve kullanım, her dalgıcın bilmesi gereken temel bilgilerdir. Dolu bir tüpün sıcaklığı arttığı


zaman iç basıncı da artar. Pratikte tüp ısınmaları tüplerin güneşe bırakılması ile olur.

Örneğin ; 12 lt' lik bir dalgıç tüpü sıcaklığı 18 °C olan bir su bidonu içerisinde 200 atm lik bir basıçla hava dolduruluyor. Tüp dolumu sonunda güneşe maruz kalan tüp sıcaklığı 36 °C ye ulaşıyor. Tüp basıncı ne olur ?


t1 = 18 °C
t2 = 36 °C
P1 = 200 atm.
P2 = ? sorulmaktadır ,


Guy-lussac Bağıntısından ; P1 / P2 = T1 / T2 yazılabilir.


T = 273 + t den, T1 =273+ 18 =291°K
T2 = 273 + 36 = 309°K olarak hesaplanır ve yerine konduğunda;
200 /P2= 291/309 dan P2 = 200 x 309 / 291
P2 = 212.4 atm. bulunur.

Görüldüğü gibi sıcaklık artmasıyla tüp basıncı 12.4 atm artmıştır. Yaz aylarında kıyı veya dalış teknelerinde güneş ışınları tüpleri 65-70 °C ye kadar ısıtabilir. Tüpler her ne kadar 300 atm veya daha yukarı basınçlara dayanıklı yapılmışlarsa da dolum basıncının üzerinde basınç yüklemesi gereksiz yere tüp metalinin deformasyon limitlerini zorlayacağı muhakkaktır. Bu nedenle dolu tüplerin ısınmayacakları yerlerde muhafaza edilmeleri gerekir.


Dalton Kanunu

Karışımlar halindeki gazların basınçlarını inceleyen bağıntıları ortaya koyar. "Bir gaz karışımının toplam basıncı o karışımı meydana getiren gazların kısmi basınçlarının toplamına eşittir"
şeklinde ifade edilir. Bir karışım n sayıda gazın karışmasıyla oluşmuş ise bu karışımın basıncı (PT) ;


PT = P1 + P2+P3 .......Pn 'dir.
Karışımı oluşturan çeşitli gazların basıncına kısmi basınç denir ve bu basınç gazların miktarları ile doğrudan orantılıdır. Gaz miktarı arttıkça karışımdaki o gazın basıncı da artacaktır, Buradan eğer karışım iki gazdan meydana gelmişse iki gazın ayrı ayrı basınçları toplamı karışım basıncına eşit olur.


Örneğin ; Deniz yüzeyinde yani 1 atm lik basınç altında 100 litrelik bir kaba 12 litre hidrojen, 80 litre helyum ve 8 litre oksijen koyalım. Bu gaz karışımının basıncı ayrı ayrı hidrojen helyum ve oksijen gazlarının basınçları toplamına eşit olacaktır yani;


PT = P (hidrojen) + P (helyum) + P (oksijen)


100 litrelik kabın %12'sini hidrojen, %80'ini Helyum, %8' ini Oksijen oluşturmaktadır. Kapta latm 'lik basınç hüküm sürdüğüne göre bu basıncın % 12 atm' ni hidrojen, %80 atm 'ni helyum ve %8 atm' ni oksijen vermektedir. Matematiksel olarak ;


PT = 12/100 + 80/100 + 8/100 olacaktır.
PT = 0.12 + 0.80 + 0.08
PT = 1 atm

eşitliği sağlanmış olur.


Gaz karışımları basınç altına girdikçe karışımı oluşturan gazlar da sıkışarak kısmi basınçlarını arttırırlar.


Dalton Kanununun Dalış Tekniğindeki Uygulamaları
Dalton Kanununun en önemli öğretisi sualtında soluduğumuz basınçlı yoğun havanın etkilerini açıklamasıdır. Bunun için bir gaz karışımı olan havayı tanımamız gerekir.

Hava; Renksiz kokusuz bir gaz karışımı olup başlıca oksijen ve azottan oluşur, Bunların yanısıra diğer gazlar da bulunmaktadır. Kuru havanın hacimce yüzde bileşimi şöyledir;
Gaz %V Hacim

Azot (N2) 78.00
Oksijen (02) 21.00
Argon (Ar) 0.90
Karbondioksit (C02) 0.04
Diğer gazlar 0.06

Bu tabloda diğer gazlar olarak ; metan (CH4), karbonmonoksit (CO), helyum (He), hidrojen (H2), kripton (Kr), su (H2O) ve neon (Ne) gazlarının tümünün toplam yüzdeleri verilmiştir. Bu bileşimde karbondioksit, karbonmonoksit ve su buharı yüzdelerinin sıkça değişebileceğini unutmamak gerekir. Genelde havanın esas bileşenleri ; azot, oksijen ve diğerleri olmak üzere üç grupta incelenirler. Buna göre ;

Deniz yüzeyinde 1 atm'lik basınç altında soluduğumuz havayı oluşturan gazların kısmi basıncı;

P (hava) = P (azot) + P (oksijen) + P (diğer gazlar)

şeklinde ifade edilebilir. Başka bir ifadeyle yüzeyde solunan 1 atm'lik hava basıncının % 78'ni azot, % 21'ni oksijen % 1'ni ise diğer gazlar sağlayacaktır.

P (hava) = 78 / 100 (azot)+21 / 100 (oksijen) +1/100 (diğer gazlar)
P (hava) = 0.78 + 0.21 + 0.01
P (hava) = 1 atm olacaktır.

Dalgıç aynı havayı -20 m ' de yani 3 atm mutlak basınç altında soluyorsa havayı oluşturan gazların kısmi basınçları ;

P (azot) = 0.78 x 3
P (oksijen) = 0.21 x 3
P (diğer gazlar) = 0.1 x 3

P (hava) = 0.78 x 3 + 0.21 x 3 + 0.1 x 3
3 (hava) = 2.34 (azot) + 0.63 (oksijen) + 0.3 (diğer gazlar)

olacaktır. Başka bir deyişle; üçünün toplamı dalgıcın soluduğu 3 atm'lik havanın basıncını verecektir.


Dalgıç derinlere indikçe soluduğu havanın mutlak basıncı dolayısıyla azotun, oksijenin ve diğer gazların da kısmi basınçları artacaktır. Artan basınç karşısında azot ve diğer gazların insan metabolizması üzerine etkisi değişmeye başlar. Çeşitli araştırmalar P (azot) = 3.2 atm'e ulaştığında bu gazın narkoz (uyuşturucu) etkisi yaptığını göstermektedir. Narkoz belirtileri kendine aşırı güvenme, anlamsız işaretler ve dengesiz hareketlerle kendisini belli etmeye başlar Oksijen kısmi basıncı için durum biraz değişiktir. P (oksijen) = 1.8 atm'e ulaştığında akut oksijen zehirlenmesi belirtileri başlayabilir. P (azot) = 3.2 atm'e ulaşması için ortamın 4 atm'lik bir basınçta olması gerekir ki bu da, -30 m'lik derinliğe karşılık gelir. Bu nedenle, sportif dalgıçların -30 m altına inmeleri durumunda çok dikkatli olmaları gerekir. Dalgıç, -30 m den itibaren daha derinlere doğru inerken hem kendisini hem de arkadaşını azot narkozu etkisine karşı kontrol etmelidir. Derin dalışlarda azotun narkoz etkisini bertaraf etmek için profesyonel dalgıçlar azot yerine helyum içeren özel hava karışımları solurlar. Kısmi basınç etkilerinin beklenmedik sonuçları diğer gazlar için de görülebilir. Solunan havanın içerisinde çok az da olsa bulunan CO2, CO gibi gazların kısmi basınçları arttıkça boğucu ve zehirleyici etkileri de artacaktır.

Henry Kanunu
Bir sıvı ile temas halinde bulunan bir gaz, sıvı içerisinde az veya çok çözünür. Çözünme derecesi gazın ve sıvının cinsine göre değişir. Sıvı ile kimyasal reaksiyon veren gazlar doğal olarak daha çok çözünürler. Reaksiyon vermeyenler ise genelde az çözünürler. Kanun ; "Bir gazın bir sıvı içerisindeki konsantrasyonu o gazın kısmi basıncı ile doğru orantılıdır" şeklinde ifade edilir. Yani bir sıvının üzerinde bulunan gazın kısmi basıncı ne kadar büyükse gaz sıvı içeresinde o kadar çok çözünecektir (Şekil 9).



Şekil 9. Gazların Çözünürlüğü. Basınç arttıkça gazın sıvı
İçerisindeki çözünürlüğü artar. Basınç azaldıkça sıvı içerisindeki gaz tekrar açığa çıkar.
Eğer bir gaz karışımı varsa; her gazın sıvı içerisindeki çözünürlüğü kendi kısmi basıncı ile doğru orantılı olur ve her gaz diğerinden bağımsız hareket eder. Kanun ;

C = K x P formülü ile ifade edilir. Burada ;

C :çözünen gazın konsantrasyonu
P :kısmi basınç
K :sabit (normal 1 atm basınç altında bir gazın bir litre sıvıda
çözünme miktarını gösteren katsayıdır)

Doğal olarak K ve P ne kadar büyükse çözünme o kadar çok olacaktır. Değişik sıcaklıklarda havayı oluşturan K sabitleri aşağıda verilmiştir (Bunzen Katsayıları) ;


Gaz 0 °C 20 °C
Azot 0.0239 0.0164
Oksijen 0.0489 0.0310
Karbondioksit 1.7130 0.8780
Karbonmonoksit 0.0354 0.0232


Tablodan da görülebileceği gibi sıcaklık arttıkça çözünen gaz miktarında azalma veya sıcaklık azaldıkça gaz miktarında artma olmaktadır.

Örneğin ; Oksijen ve azotun 20°C lik sabit bir sıcaklıkta ,1 ve 2 atm'lik basınç altındaki su içindeki çözünmelerini inceleyelim.(Su için K (azot) = 0.064 K (oksijen) = 0.0310 dir )

1 atm'lik basınç için azot; 1 atm'lik basınç için oksijen; C=KxPden C=KxP 'den
C = 0.064 x 1 C = 0.0310 x 1
C = 0.064 lt. C = 0.0310 lt.

2 atm 'lik basınç için azot; 2 atm 'lik basınç için oksijen;
C = K x P 'den C = K x P 'den
C = 0.064x2 C = 0.0310x2
C = 0.128 lt. C = 0.062 lt.

Dikkat edilirse basınç arttıkça azot ve oksijen gazlarının çözünme miktarları da artmaktadır. Basınç kalktığında çözünmüş olan gazlar tekrar sıvıdan ayrılarak gaz haline gelecektir. Bu olay içerisine basınçla gaz basılarak doldurulan bir gazoza benzetilebilir, içerisinde çözünmüş gaz bulunan gazoz şişesinin kapağı açılınca gaz sıvıdan ayrılarak kabarcıklar halinde çıkmaya başlar. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, sıvılarda çözünen gaz eğer sıvı ile kimyasal reaksiyona giriyorsa, gazın hem çözünme miktarı daha fazla olur hem de basınç azalması sonunda sıvıdan ayrılarak tekrar gaz haline geçmesi uzun zaman alır. Nitekim amonyak ve kükürtdioksit gibi gazlar su ile reaksiyona girdiklerinden daha çabuk çözünürler.


Henry Kanununun Dalış Tekniğindeki Uygulamaları

Gazların basınç altında sıvılarda çözünmeleri tüm canlıların hayatında önemli rol oynar. Basınç altında bulunan bir dalgıcın soluduğu hava, başta dalgıcın en sıvı kısmı olan kanı içerisinde çözülecektir. Başta azot oksijen ve diğer gazlar olmak üzere bunların kan üzerindeki kısmi basınçları arttıkça çözülmeleri daha çok olacaktır. Basıncın yanısıra soğuk ortam çözünen gaz miktarını arttıracaktır. Azot, çözünürlüğü ve kısmi basıncı fazla olduğundan kanda en çok çözünen gazdır. Bunu oksijen ve diğer gazlar takip eder. Basınç azalması ile birlikte kanda çözülmüş olan hava tekrar gaz haline dönüşecektir. Oksijen, kandaki hemoglobin maddesi ile reaksiyona girdiğinden tekrar gaz haline dönüşü yavaş olur. Azot kolayca tekrar gaz haline dönüşür. Akciğerler kandaki gazı daha kabarcıklanma olmadan atabilirler. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bu dönüşümün yavaş olmasıdır. Bunu kontrol etmenin tek yolu basıncı yavaşça azaltmak, yani çıkışları yavaş yapmaktır. Bunun için çeşitli dalış kurumları değişik çıkış hızları verirler. Dalgıçların çıkış hızlarına uymaları gerekir. Amerikan Deniz Kuvvetleri dalış uygulamalarında çıkış hızları maksimum 18 m/dk., C.M.A.S ekolünde 10 m/dk. olarak verilmiştir. Kan içerisinde çözülen hava başta azot olmak üzere zamanla sıvıya yakın kıvamdaki diğer organlar içerisinde de çözünür. Bu dokular arasında kıkırdak ve kas dokuları kandan sonra azotu en çok absorbe eden dokulardır. Bu nedenle basınç artmasının yanısıra uzun zaman faktörü de azotun çözünme miktarını hem arttıracak hem de başka dokulara yayılmasına neden olacaktır.

 

Graham Kanunu
Gazlar birbirleriyle her oranda karışabilirler. Odanın bir köşesinde serpilen kolonyanın kokusunu diğer köşeden duyabiliriz. Bu durum ancak kolonya buharının hava içerisinde ilerlemesi ile mümkündür, buna gazların diffüzyonu denir. Yapılan deneylerde çok ince deliklerden geçirilen gazların geçme hızlarının yoğunlukları (ağırlıkları) ile ters orantılı oldukları görülmüştür. Buna göre iki ayrı gazdan birinin bir delikten geçme hızı V] , diğerininki \/2 ise yoğunlukları di ve d2 olmak şartıyla;


V1 / V2 = d2 / d1


yazılabilir. Buradan "bir gaz ne kadar yoğun (ağır) ise diffüzyonu o kadar az olur" sonucuna varılır. Gazların yoğunluğu molekül ağırlıklarına (M) açıklanır. Bu kanun "gazların diffüzyon hızları molekül ağırlıklarının karekökü ile ters orantılıdır" şeklinde ifade edilir. M1 ve M2 molekül kütlesinin kareökleri olarak alınırsa, bu ifade,


V1 / V2 = (M2 /M1) şeklinde yazılabilir.


Diğer yandan iki gazın aynı miktarda hacimlerinin diffüzlenmesi için geçen zaman t1 ve t2 olarak alınırsa yukarıdaki bağıntı;


t1 / t2 = (M2 / M1) = V1 / V2 yazılabilir


Buradan, hafif gazlar için diffüzyon zamanı daha az fakat diffüzyon hızları daha çok olur sonucu çıkar Buna göre bir gaz karışımı olan havanın içerisindeki gazların diffüzyon hızlar da değişik olacaktır.

Graham Kanununun Dalış Tekniğindeki Uygulamaları
Basınç altında gazların sıvılarda çözünmesi ve sonra da diffüzyon yolu ile dokulara geçmesi Graham kanununun önemli sonuçlarından biridir. Solunan kuru ve temiz havanın en önemli bileşenleri oksijen (02) ve azot (N2) tur. Graham kanununa göre bu gazların diffüzyon hızı ;


M1 (oksijen) : 16
M2 (azot) : 14 her iki gazın atom ağırlığı olarak alındığında,

V1 : azot
V2 : oksijen ise;


V1 / V2 = (M2 / M1) den

V1 / V2 = 14 / 16

V1 / V2 = 0.93

V1(azot) = 0.93 V2 (oksijen), bulunur.


Buradan azot gazının oksijene göre daha hızlı ve daha çabuk yayıldığı sonucu çıkar. Ayrıca oksijenin kan hemoglobini ile reaksiyona girerek dokulara bu şekilde iletilmesi onun gaz olarak etkisini oldukça azaltır. Sonuç olarak ; artan basınç altında insan vücuduna etki eden en önemli gazın azot olacağı sonucuna varılır.
Basınç altındaki dalgıcın soluduğu havadaki en hafif gaz olan azot tüm vücut dokularına diffüzyon yolu ile yayılır. Diffüzyon zamanı ne kadar uzun olursa dokuların gaz doygunluğu da o kadar çok olur. Çıkışa geçen bir dalgıç basınç azalması ile birlikte tüm vücut dokularındaki azotu da solunum yolu ile atmaya başlar. Dokulardan azotun atılması için belli bir zaman gerekir. Bu zaman dalgıcın indiği derinlik ve o derinlikte geçirdiği zamana bağlı olarak değişir. Dalgıç ne kadar derine inmişse ve orada ne kadar çok zaman geçirmişse vücut dokularında biriken azotun atılması da o kadar uzun olur. Normal çıkış hızı ile yüzeye çıkabilmek ve aynı zamanda vücuttaki azotu atmak için çeşitli dalış tabloları geliştirilmiştir. Bu tablolar inilen derinliği ve orada kalınacak maksimum zamanı verirler. Dalgıç bu tablolarda belirtilen zaman ve derinlik limitlerine uyduğu zaman belirtilen yükselme hızı ile su yüzüne çıkabilir. Dalış tablolarındaki derinlik ve zaman limitleri geçildiği takdirde azalan basınç karşısında azot solunum yolu ile vücuttan atılma zamanı bulamayacağından, yüzeye vardıktan sonra da kan ve dokulardan ayrılmaya devam eder. Kan içerisinde oluşan azot kabarcıkları damarlarda hareket etmeye başlar, geçemeyeceği büyüklükteki damarlara rastgeldikçe tıkar.

Bu durum Vurgun denilen önemli bir dalış hastalığına neden olur. Bu durumları önlemek için "Tablolarda belirtilen Derinlik-Zaman limitlerine uy !" kuralının dikkatlice uygulanması gerekir. Belirtilen limitler aşılmış ise dalgıç vücut dokularındaki azotu atmak için yüzeye varmadan belli derinliklerde belli bir zaman geçirmek için durur. Bu duraklara dekompresyon durakları veya kısaca Deko adı verilir. Deko uygulamaları her zaman bir risk faktörü taşıdığından uzun deneyimlere sahip olmadan dekolu dalış yapmak sakıncalıdır. Sportif amaçlı dalışlar dekosuz planlanan dalışlardır .

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


BÖLÜM 2


DALIŞ MALZEMELERİ


Sualtı dünyasındaki bir yaşama, geçici de olsa uyum sağlayabilmek için bir takım aletlere ihtiyaç vardır. Bu aletler; görmeyi kolaylaştırıcı Maske (mask), su üstünde nefes almayı sağlayan Şnorkel (snorkel), su altında hareket sağlayan Palet (fins), üşümeyi önleyen Elbise (suit), yüzerliği kontrol ekmeye yarayan B.C.D. (buoyancy control device) ve Ağırlık Kemeri (weight belt), su altında solumayı sağlayan Tüp (tank) ve Regülatör (regülatör) takımlarıdır. Dalgıçlar bu aletleri kullanmadan önce çalışma prensipleri, seçimi, dalışa hazırlanmaları, kullanım ve bakımları ile ilgili temel bilgileri almalıdır.

MASKE

Su altında gözler ile su arasında bir hava boşluğu oluşturarak net bir şekilde görmemizi sağlayan cam, kauçuk veya silikondan yapılmış malzemedir. Seçiminde dikkat edilecek özellikler;

a) Burnu kapayan ve dışarıdan elle burnun yanlarını sıkabilecek şekilde "burunlu" bir yapıda olması,
b) Geniş görüş alanı ve küçük iç maske hacmine sahip olması
c) Kırılmaz camdan (tempered glass) yapılmış olması,

şeklinde sıralanabilir. Maskeler çeşitli şekillerde ve renklerde olabilirler. Bunlar arasında tahliye valfi ( purge valf ) içeren veya dereceli cam takılabilen modeller sayılabilir. Maske camı göze ne kadar yakın ise görme alanı o kadar geniş olur. Bu durum aynı zamanda küçük iç hacmi de sağlar. Küçük hacimli maskelerde su tahliye işlemi daha kolaydır. Geniş görüntü alanı yaratmak için bazı modellerde (triview mask) maske yanlarına da ilave camlar konmuştur. Maske içi boşluk artan basınç etkisinde olduğundan derinlere indikçe iç ve dış basıncın dengelenmesi gerekir. Maskenin basınç dengelemesi burundan hava vererek yapılır.


Maske seçiminde en önemli kriter maskenin yüze iyi oturması ve rahatlığıdır. Maskenin yüze iyi oturup oturmadığını anlamak için kayış takmadan maske yüze oturtulur, hafifçe yüze bastırılır ve nefes tutulur. Maske düşmeden yüzde duruyor ise oturması ve uyumu iyidir. Maske başa takıldıktan sonra kayışı ne gevşek ne de sıkı olmalıdır.
Suya girmeden önce maske içi buğulanmasını önlemek için maske içerisinde cam üzerine özel spreyler, alkol veya deniz yosunu gibi maddeler sürülür. En çok uygulanan pratik şekliyle dalgıçlar maske içerisini ve camı tükürükleriyle ovmak suretiyle bu işlemi yaparlar. Maskeler her dalıştan sonra tatlı su ile yıkanmalıdır.


ŞNORKEL


Su üzerinde yüzen bir dalıcının başını kaldırmadan nefes almasını sağlayan özel J harfi şeklinde kıvrılmış bir borudur. Dalışa başlamadan önce ve dalıştan sonra yüzeydeki dalgıcın tüp havasını kullanmadan nefes almasını sağlar. Şnorkellerin nefes almayı engelleyici ve içine dolan suyu atmada zorlayıcı olmaması esastır. Bunun için çapı yaklaşık 2 cm boyu 30-35 cm olmalıdır. Şnorkelin ağıza alınan kısmına "maps" denir. Burada aleti ağızda tutmaya yarayan iki adet dişlik bulunur. Uzaktan görülmeyi kolaylaştırmak için boru kısmının uç kısmı genelde renklidir.
Şnorkel seçiminde dikkat edilmesi gereken iki nokta; uyum ve rahatlıktır. Bunun için şnorkel dişler arasına alınır ve nefes alınarak boyu, duruşu, uyumu ve rahatlığı kontrol edilir. Şnorkel özel bağ lastikleri ile maskenin sol tarafında maske kayışına bağlanır. Dalıştan sonra tatlı su ile yıkanmalıdır.


PALETLER


Su yüzeyinde veya su içinde el kullanmadan kolayca hareket etmeyi sağlayan geniş yüzeyli, elastik ayak kılıflarıdır. Kauçuk veya silikondan yapılmış olanların yanısıra topuğu kapalı veya arkası atkılı çeşitleri vardır. Paletlerin yüzeyleri değişik büyüklükte ve uzunlukta olabilir. Dalgıçlar cüsselerine, amaçlarına ve zevklerine göre palet büyüklüğü ve sertliği konusunda seçim yaparlar. Seçimde en önemli noktalar; uyum ve rahatlıktır. Atkılı paletlerin kuşanmadan önce atkı ayarlarının yapılması gerekir. Dalıştan sonra tatlısu ile yıkanmalıdır.
BALIKADAM ELBİSESİ

Su içerisinde giyilen, dalgıcın ısı kaybını önlemeye ve her türlü yaralanmalar ile birlikte zehirli canlılara karşı vücudu korumaya yarayan elbisedir. Balıkadam elbisesi sentetik kauçuk ve neopren denilen kalın ve içi azot gazı ile kabarcıklandırılmış (gözenekli) süngerimsi malzemeden yapılır. Elbiselerde neopren, sade ve yalın şekliyle kullanılabilir. Ancak (güneş, yırtılma, sıyrılma gibi dış etkenlere karşı elbise ömrünü uzatmak, ayrıca zevk ve kullanım rahatlığı sağlamak amacıyla genelde neoprenin dış ve iç yüzeyleri çeşitli jarse (lycra) veya iç yüzeyleri havlu (plush) astar kumaşlarla kaplı bir şekilde kullanılır. Elbiseler, 2-8 mm arasında değişen kalınlıklarda ve çeşitli modellerde üretilir, Dalış elbiseleri tek parça olabileceği gibi genelde başlık, ceket ve pantolon olmak üzere üç parçadan oluşur. Kabarcıklı neopren kumaş (+) yüzerlikli olduğundan elbiseyi giyen kimseyede (+) yüzerlik kazandırır. Nitekim, bu elbiseyi giymiş bir kişinin ilave ağırlık takmadan dalması imkansızdır.

 

Şekil 10. Islak ve Kuru elbise. Islak elbisede su neopren ile
vücut arasına girer, kuru elbisede neopren
ile vücut arasında hava boşluğu vardır.

Elbiselerin yaş ve kuru tipleri mevcuttur. Sportif amaçla dalanlarda en çok yaş tip elbise kullanılır (Şekil 10). Bu tip elbisede su, elbise ile vücut arasına girer ve elbise ile vücut arasında adeta hareket etmeyen bir ince tabaka oluşturur. Hareket etmeyen su tabakası ısıyı başka bir yere istemeyeceğinden bir müddet sonra kendisi de vücut ısısına ulaşır ve suya ilk girişte hissedilen üşüme bir müddet sonra kaybolur. Elbisenin vücuda tam uyumu suyun hareket etmesini önler. Kuru tip elbisede su vücuda girmez, elbise ile vücut arasına hava verilerek adeta şişirilir. Hava tabakası iyi bir ısı yalıtımı sağladığından bu tip elbiseler soğuk sularda tercih edilir.

Elbise tipi veya kalınlığı dalınması planlanan bölgelerdeki su sıcaklığına ve mevsimlere göre seçilir. Suyun sıcaklığı azaldıkça kullanılacak dalış elbisesinin kalınlığı da arttırılmalıdır. Fazla kalın elbise fazla ( + ) yüzerlik vereceğinden batmak için daha fazla ağırlık kullanmak gerekir. Bu durum dalgıcın hareketlerini kısıtlar. Ülkemizde Deniz suyu sıcaklıkları A - 29° C arasında değişmektedir. Akdeniz bölgesinde genelde 4-5 mm, Marmara ve Karadeniz Bölgelerinde 6-7 mm kalınlığında yaş elbiseler tavsiye edilir. Burada dalgıcın zayıflığı, şişmanlığı ve haraketliliğinin üşüme duygusuna etki eden önemli kişisel faktörler olduğununu hatırlamak gerekir. Deniz suyu sıcaklığı derinlere indikçe azalır. Örneğin, -20 m' den itibaren denizsuyu sıcaklığı +4 ile +13 derece olabilmektedir. Mevsimsel ortalamalara göre su sıcaklığı , O - 12° C arasında ise. kuru elbiselerin, 12 - 22° C aralığında yaş elbiselerin kullanılması tavsiye edilir.

Her iki tip elbisede basınç artışı karşısında büzülür ve hacmi küçülür. Kalınlığı azalan ve gittikçe incelen elbisenin hem ( + ) yüzerliliği hem de ısı yalıtımı azalır. Bunun doğal sonucu olarak derinlere doğru süzülen dalgıç gittikçe ağırlaşır ve ısı kaybı fazlalaştığından soğuğu daha çok hissetmeye başlar. Azalan yüzerliğin tekrar kazanılması için B.C.D.' ye zaman zaman ilave hava verilir. Ancak çıkışta verilen havaları tahliye ederek tekrar denge sağlanması unutulmamalıdır.

Başlık çizme ve eldivenler elbisenin aksesuvarları olup özellikle doğrudan su ile temas ederek derisi yumuşayarak hassaslaşan el ve ayakları hertürlü tahriş ve sıyrıklara karşı korumaya yararlar. 18° C den daha soğuk sularda başlık giyilmesi tavsiye edilir.

Elbise seçiminde amaca uygun elbise seçmek esastır. Dikkat edilmesi gereken önemli noktaların başında, rahatlık ve uygunluk gelir. Elbise, vücuda rahat oturmalı ve çok sıkı olmamalıdır. Dikişlerin esnek olmasına, ceketin enseyi kapacak şekilde olmasına, eğer başlık ayrı ise başlığın ceket yakasından içeri girecek uzunlukta olmasına dikkat edilmelidir.

Elbiseler her dalıştan sonra tatlı su ile yıkanmalı ve gölgede kurutulmalıdır. Zaman zaman fermuar aksam üzerine yağlayıcı silikon ile neopren kumaş üzerine koruyucu sprey sıkılması, uzun süre kullanılmayacaksa katlanmadan bir askı üzerinde açık bırakılarak saklanması tavsiye edilir.


DENGE YELEĞİ (B .C.D., Buoyancy Control Device)


B.C.D. şişirilebilen bir can yeleğine benzer. Suya giriş ve çıkışlarda dalgıcın su üzerinde durmasını, dinlenmesini, su içerisinde ise basınçtan dolayı değişen yüzerliğini kontrol etmeye yarayan bir teçhizattır. Şişirme işlemi ağızla veya tüpe bağlı bir hortum düğmesi yardımı ile olur. Şişme kapasiteleri 5 -13 lt. arasında değişir. Hava boşaltma düğmesi şişirme düğmesinin hemen yanında yer alır. Çeşitli modelleri mevcuttur. Bunlar arasında tehlike anında kendi özel CO2 tüpü ile şişmeyi sağlayan modelleri ile şişmeyi kendi özel tüplerinden yapan modelleri mevcuttur. Üretici firmalara göre şekil ve kapasiteleri değişik olabilir. Bebe önlüğü şeklinde olanlar, yelek şeklinde olanlar veya tüp çevresini kaplayan at nalı şeklinde olan modelleri vardır. Hepsi de aynı amaçla kullanılır. Aranan özellikler arasında özellikle tüpten yapılan şişirmelerde patlamayı önlemek için fazla havayı tahliye eden bir subap ve iyi bir kayış sistemi bulunmasına dikkat edilmelidir. Seçiminde rahat ve uygunluk esastır. Yelek fonksiyonlarının sade , basit ve kullanışlı olması kullanım kolaylığı sağlar.

Her kullanıştan sonra B.C.D.'lerin içi ve dışı tatlı su ile yıkanmalı, şişirme düğmelerine zaman zaman silikon yağ sürmeli, gölgede kurutulmalı ve yarı şişik vaziyette muhafaza edilmelidir.


AĞIRLIK KEMERİ


Dalgıçlar başta elbiseleri ve diğer teçhizatlardan kaynaklanan (+) yüzerliğini nötr veya (-) hale getirebilmek için kullandıkları üzerine parçalar halinde kurşun ağırlıklar takılabilen bir ucu tokalı kemerlerdir. Bu ilave ağırlıklar olmadan dalgıcın suya batması hemen hemen imkansızdır. Ağırlık, kemer ve tokalar çok çeşitli tipte, şekilde ve renkte olurlar. Kemerler günümüzde 1 mm kalınlığında esnek sentetik dokumadan yapılmaktadır. Kurşun ağırlıklar genelde 1-4 kg arasında değişen parçalardan oluşur. Seçiminde dikkat edilmesi gereken önemli nokta kemerin kolayca çözülebilen bir toka ile donatılmış olmasıdır. Kolay çözülebilmekten gaye tek elle ve tek hareketle tokanın çabukça açılabilmesidir. Zira bir tehlike veya kaza halinde dalgıç ağırlık kemerini atıp acil çıkış yapabilmelidir. Dalıştan önce ağırlık kemerinin hazırlanması ve gerekli ağırlığın tespiti mutlaka yapılmalıdır. Takılacak ağırlıklar dalgıcın yapısına, ağırlığına taşıdığı kuşamın cinsine ve suyun yoğunluğuna bağlıdır. Kemere takılacak ağırlık genelde insan ağırlığının %10'u kadardır. Ağırlık tespitinde başka bir yöntem de uygulanabilir. Buna göre dalgıç boyundan derin suya tam teçhizatlı olarak girer, B.C.D. tamamen sönmüş vaziyette derin nefes alarak suda dik vaziyette durur. Dalgıç eğer göz hizasına kadar batmış ise ve nefes verdiğinde suya hafifçe batıyor ise, o andaki ağırlığı yeterlidir. Bu test sonu tespit edilen ağırlık eşit aralıklarla ve tokadan 4-5 cm mesafede olacak şekilde kemere takılır. Tokadan çıkan kemerin ucu 8-10 cm' yi geçmemelidir. Dalgıç derinlere indikçe elbise hacminde küçülme olacağından dipte iken kemer bollaşır. Bu durum öngörülerek yüzeyde kemer bele sıkıca bağlanmalıdır.

 


TÜPLER

 

Bir kompresör yardımı ile içerisine basınçlı hava doldurulan silindirik metal kaplardır. Genel olarak çelik, alüminyum veya bu iki metalin ağırlıklı alaşımlarından yapılır. Değişik boyda, genişlikte ve şekilde üretilirler. Tüp boyları 60 • 70 cm, ağırlıkları 8 •• 25 kg arasındadır. Üretici firmaların bulunduğu ülkelerin kullandıkları birimlere göre "cubic feet" veya "litre" olarak iç hacim miktarlarına göre sınıflandırılırlar ve buna dayanarak değişik boyutlarda üretilirler. Amerikan ve ingiliz birimlerine göre tüp hacimleri 38, 50, 71.5 , 80, 92, 100 cubic feet arasında değişir. Bunlar arasında 71.5 ile 80 'lik tüpler çok kullanılır. Avrupa tüpleri ise 10, 12, 16 ,18, 20 litrelik tüplerdir. Hava tüplere özel yüksek basınç kompresörleri yardımı ile doldurulur. Genellikle 100 - 150 - 200 atm (1800 - 2250 - 3000 psi ) en çok kullanılan dolum basınçlarıdır. (1 psi =0.07 at veya 1 atm = 14.28 psi' dir ) Tüp hacimleri ve dolum basınçları bilindiğine göre bir tüpün içerisine aldığı hava miktarı hesaplanabilir. 12 itlik bir tüpün 200 atm. basınçtaki hava miktarı;


Tüp Hacmi x Tüp Dolum Basıncı = Hava Miktarı (lt)
12 x200 = 2400 It'dir


Tüm yüksek basınç tüplerinin üzerinde olduğu gibi dalış tüplerinin üzerinde de tüpün hüviyetini ve teknik özelliklerini belirten işaret ve yazılar vardır. Amerikan standartlarına göre tüpler, ancak Ulaştırma Bakanlığının (D.O.T.) "Department of Transport" kabul ettiği standartlara ve peryodik bakım kurallarına göre kullanılabilir. Buna göre tüplerin üzerinde; tüpün yapıldığı malzemenin cinsi veya kodu, imalat tarihi, seri numarası, tüp dolum basıncı, hidrostatik test basıncı, tarihi ve testi yapan kuruluşların belirtilmesi gerekir. Tüplerin her türlü darbeye ve düşmeye karşı zarar görmesini önlemek için tabanlarına özel plastik altlıklar takılır. Günümüzde tüpler aynı amaç için ağsı plastik kılıflarla kaplanmaktadır.


Tüplerin bakım ve onarımı özel bilgi gerektiren ve ihmale gelmeyen kurallar içerir. Bunlar ;

a-Tüpler ağır malzemelerdir. Taşınması ve muhafazası sırasında düşme ve yuvarlanmalara karşı .özellikle vana üzerine gelebilecek darbelerden korunmalıdır.
b-Tüpler vana sökme veya boyama maksadıyla kesinlikle ısıl işleme sokulmamalıdır.
c-Tüpler tamamen boş olarak değil içerisinde 200-300 psi hava ile serin yerde saklanırlar. Dolu tüpler güneşe birakılmamalı taşınmaları sırasında serin yerlerde ve yatık vaziyette bırakılmalı, dalıştan sonra tatlı su ile yıkanmalıdırlar.
d-Vanalar kolaylıkla açılıp kapanmalı , kesinlikle zorlanmamalıdır.
e-Tüpler sadece hava ile doldurulur. Dolum sırasında tüp bir su banyosu içerisine konur. Eğer J vana kullanılıyorsa rezerv kolu aşağıda olmalıdır.
f-Tüpler tamamen kuru hava ile doldurulmalıdır. Rutubeti alınmamış hava iç korozyona (paslanmaya) neden olur. Korozyon etkilerini takip etmek için tüp içleri yılda bir defa kontrol edilmelidir. Bunun için tüp vanası sökülür ve iç cidarın durumu bir lamba yardımıyla incelenir.
g- Tüpler, üzerinde belirtilen basınca kadar doldurulmalıdır. Fazla dolumlar tüp metalinin deformasyonunu çabuklaştırır. Tüp metalindeki deformasyonu takip etmek için beş yılda bir hidrostatik test uygulanmalıdır (Şekil 11 ).


Şekil 11. Hidrostatik Basınç testi. Su ceketi içerisine yerleştirilen
tüp içerisine basınçlı su verilerek deformasyonu ölçülür.

Hidrostatik test uygulaması için tüpün vanası sökülür ve yerine takılan bir boru yardımı ile yüksek basınçta su veren bir su cenderesine bağlanır. Tüp bu vaziyette bir su ceketi içerisine yerleştirilir ve su ceketinin kapağı kapatılır. Sıvılar basıncı aynen ilettiklerinden cendere ile tüp içerisine su basılır. Tüp içerisine daha önce tespit edilen test basıncı kadar su basıncı uygulanır. Basınç kuvveti karşısında tüpte bir hacim genişlemesi olur. Bunun miktarı su ceketi yanındaki kılcal borudan su seviyesinin yükselmesiyle takip edilir. Test basıncına ulaştıktan sonra cendere durdurulur ve basınç düşürülür. Sağlam bir tüpte basınç kalkar kalkmaz tüp hacmi tekrar eski haline döner. Yani tüp metali elastik bir davranış gösterir. Bu da kılcal borudaki su seviyesinin eski haline gelmesiyle belli olur. Metal yorgunluğu başlamış ve ileri derecede korozyonlu tüplerde basınç karşısında genişleyen tüp hacmi başlangıçtaki eski haline tekrar dönmez, yani plastik bir davranış gösterir. Bu durumda kılcal boruda yükselmiş olan su seviyesi eski seviyesine inmez . Plastik deformasyon limitini aşan bu gibi tüpler, uygulanan her basınç kuvveti karşısında gittikçe genişler, bunun da sonunda yarılma-patlama noktasına ulaşır. Plastik deformasyon gösteren tüpler derhal imha edilmeli kesinlikle kullanılmamalıdır.
Çelik tüpler basınç ve darbelere karşı daha dayanıklıdır. Ancak korozyona karşı dayanaksızdır. Bu nedenle çelik tüplerin her yıl mutlaka görsel olarak kontrol edilmesi gerekir. Alüminyum tüpler korozyona daha dayanaklıdır. Ancak Alüminyum alaşımları ısıl işlemlere karşı çok hassastır. Alüminyum alaşımları 125°C den itibaren bozulmaya başlar ve 175°C de ilksel metal dokusunu kaybeder. Bu nedenle alüminyum tüplerin ısınmamasına çok dikkat edilmelidir. Genelde tüplerin üzerinde dolum ve test basınçları verilmiştir. Çelik tüplerde dolum basıncı/ test basıncı = 2 / 3 iken alüminyum tüplerde bu oran 3/5 tir.

Örnek ; Bir çelik tüpte test basıncı 300 atm olarak verilmiştir. Dolum basıncı ne olmalıdır ?.

dolum basıncı 2 dolum basıncı 2
Çelik tüplerde, = olduğuna göre; =
test basıncı 3 test basıncı 3


300 x 2
dolum basıncı = = 200 atm olmalıdır.
3

Örnek; Bir alüminyum tüpte dolum basıncı 190 atm olarak verilmiştir. Test basıncı ne olmalıdır?,

dolum basıncı 3 190 3
Alüminyum tüplerde, = olduğuna göre =
test basıncı 5 test basıncı 5

190 x 5
test basıncı = = 316 atm olmalıdır.
3

 

 

 

 

TÜP VANALARI
Tüpün ayrılmaz parçalarıdır. Tüp bakımı için önerilen çoğu konular vanalar içinde geçerlidir. Tüp vanaları iki çeşittir (Şekil 12) ;

K - Vana ; Açıp kapama işlemi yapan vanadır. Yuvarlak bir kulpu ve
regülatörün oturtulup bağlandığı 0-ring'li bir yuvası vardır.
J - Vana ; Tüpte sona kalan belirli miktarda havayı tutmaya
yarayan üzerinde bir yuvarlak kulp ve kol bulunan vanalardır.

 

K vana J vana

Şekil 12. J ve K vanaların çalışma şeklini gösteren kesitler

 

Tüpteki hava 400 - 500 psi'ye indikten sonra J - vana havayı çok az vermeye başlar ancak kol aşağıya indirildikten sonra kalan havayı tekrar verir. Bu kola aynı zamanda rezerv kolu da denir. Dalgıç bu kol yukarıda iken dalışa başlar. Havası yaklaşık tüpün 1/5 kadar azaldığı zaman regülatörden hava emişi zorlaşır. Bu durumda dalgıç havasının bitmek üzere olduğunu konusunda uyarılmış olur. Dalgıç rezerv kolunu aşağıya çekerek kalan havayı rahatça kullanır ve yüzeye çıkar. Mağara ve batık dalışlarında rezerv kolu bulunmayan tüpler kullanılmamalıdır.

 

Vanaların regülatör bağlantı yuvalan üretici ülkelerin standartlarına göre değişik çapta olabilir. Bu nedenle bazı regülatör bağlantıları için adaptörler kullanmak gerekir,
Tüm vanalar patlama diski denilen bir emniyet parçası ile donatılmışlardır. Bu düzenek, fazla dolum sırasında veya sıcaktan genleşen tüplerin emniyetini sağlar. Vanalar darbelere karşı korunmalı, boğaz ve regülatör yuva 0-ring leri sıkça kontrol edilmelidir.

REGÜLATÖR

Regülatör kelimesi "ayarlayıcı-düzenleyici" anlamına gelir. Regülatörler tüpteki basınçlı havayı inilen derinliklerdeki basınca göre ayarlayarak istenildiği anda, istenildiği kadar solunuma verir. Bu sayede dalgıç dalışın her safhasında rahatça soluma imkanı bulur. Regülatörler bir veya iki kademeli olarak yapılırlar. Her kademe kendisine gelen basıncı düşürerek verir. Tek kademeli regülatörler kullanım riskleri nedeniyle günümüzde sportif dalışlarda pek kullanılmamaktadır.
Çift kademeli regülatörlerde kademeler bir hortum ile birbirine bağlıdır. Birinci kademe tüpe bağlıdır. Tüpten gelen yaklaşık 3000 psi'lik basınçlı havayı 150-160 psi' ye indirerek 1'ci kademeye verir. 2'ci kademe ise havayı çevre basıncına indirerek verir. Regülatörlerin şematik çalışma prensipleri şekil 13 ve 14 te verilmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki gelişen teknoloji ile bu dizaynlar ve kullanılan malzeme yeni modellerde sıkça değişmektedir.

1'ci Kademe ; Mengene, yüksek basınç (HP) odası ve alçak basınç odası (LP) olmak üzere üç ana bölümden oluşur (Şekil 13).

 


Şekil 13. Regülatör 1’ci kademe çalışma prensibini gösteren kesit


Regülatörün Normal Duruşu Nefes Alma Nefes Verme


Şekil 14. Regülatör 2'ci kademe çalışma prensibini gösteren kesitler


Mengene grubu regülatörü tüp vanasına bağlar ve aynı zamanda toz kapağını sabitlemeye yarar. 1'ci kademe yuvası ile 0-ring'li tüp vana yuvası karşılıklı olarak birbirleri içerisine yerleştirilir ve mengene vidası yardımı ile sıkıştırılarak bağlanır. Tüpün vana kolu açıldığında yüksek basınçlı hava regülatöre girer. Filtre kısmından geçen hava yüksek basınç odasındaki piston subabını iterek kapatır ve burada kalır. Bu odadan yüksek basınç, HP (High Pressure) çıkışı vardır ve tüp basınç göstergesi (manometre) bu çıkışa bağlanır. Alçak basınç odasında pistonun diğer ucuna bağlanmış bir yay daha vardır. Bu yay piston üzerine baskısı ayarlanabilir bir basınç yapar. 1'ci kademeden hava çekildiği zaman alçak basınç odasında azalan hava ile birlikte basınç düşer. Bu sırada piston arkasındaki yayın da yardımıyla yüksek basınç odasına doğru hareket eder ve subabı tekrar açarak hava gelişini sağlar. Ancak baskı öyle ayarlanır ki; burada oluşan hasınç 150-160 psi'yi bulduğunda piston geri gelerek subabı kapatır. Bu şekilde 1'ci kademeden istenen hava temin edilmiş olur. Alçak basınç odasında genelde üç çıkış (Low Pressure) bulunur. Bunlardan birine regülatör, ikincisine B.C.D. hortumu üçüncüsüne ise ahtapot (octopus) tabir edilen 2'ci regülatör bağlanır. Regülatörlerin yay ayarları, piston yüzeyleri ve hava giriş filtresi en hassas kısımlarıdır. Bakım veya onarımları sırasında itinayla sökülüp takılmalıdır,
2ci Kademe; diyafram, tahliye düğmesi (purge). ağızlık (maps) ve egzoz diyaframı kısımlarından oluşur. Diyafram elastik bir zar olup ortasında paslanmaz çelikten yapılmış bir plaka bulunur. Egzoz diyaframı adeta ince elastik (silikon) bir perdedir. Normal konumda, regülatör 1'ci kademeden gelen hava hortumunun ucu yaylı bir levye-kol ile kapalıdır. Bu kolun diğer ucu diyaframın orta plakası ile hassasça temastadır. Dalgıç nefes aldığı zaman regülatör içi boşlukta basınç azalması olacağından diyafram geriye doğru çekilir (Şekil 14). Bu sırada orta çelik plakaya dayanmış olan yaylı kol da geriye itilir. Kolun geri itilmesi ile birlikte hava kanalı açılır ve içeri dolan hava solunur. Nefes verme sırasında diyafram tekrar öne itileceğinden artık hava gelimi durmuştur. Verilen nefes egsoz yolu ile dışarı atılır.

Su altında regülatör ağızdan çıkarıldığında içerisine su dolar. Bu nedenle tekrar ağıza alındığında içerisindeki suyu tahliye etmek gerekir. Bunun için eğer mümkünse içerisine hava üflemek veya tahliye düğmesine(purge) basmak gerekir. Her dalıştan önce tahliye düğmesine basılarak hava verip vermediği kontrol edilmelidir.

Regülatör seçiminde rahat nefes alıp verme özelliği esastır. Bunların yanı sıra çeşitli modeller ve tali özellikler seçim kriterlerini oluşturabilir. Regülatörler kum ve çamurdan zarar görür, hatta çalışamaz duruma gelebilirler. Dalıştan sonra özellikle regülatör kumlu- çamurlu ortamlardan korunmalı, tüpten ayırdıktan hemen sonra 1'ci kademenin tozkapağı kurutularak takılmalı ve içerisine su girmemesine dikkat edilmelidir. Regülatörler her dalıştan sonra tatlı su ile, mümkünse ılık akar su altında yıkanmalıdırlar. Kullanımdan hemen sonra kaldırılmalı, mümkünse özel torbası içerisinde muhafaza edilmelidir. Kullanılmayan zamanlarda ise hortumları fazla kıvırmadan yatık vaziyette muhafaza edilmeli, yıllık bakımları ise uzman personel tarafından yapılmalıdır.

KONSOL

Tüp basınç saati, derinlik saati ve pusulanın beraberce üzerinde bulunduğu parçadır. Dalışın her aşamasında tüp havası, derinlik, zaman ve yön hakkında dalgıcın bilmesi gereken tüm bilgileri birarada vermesini sağlar. Bilgisayar donanımlı konsollar günümüz dalış tekniğinde çok kullanılmaya başlanmıştır. Konsol, dalgıcın kolaylıkla görebileceği bir şekilde B.C.D.'nin sol tarafında bulunur. Sade bir konsol üzerinde bulunan parçalar sırasıyla; tüp basınç saati, derinlik saati ve pusuladır.

a)Tüp Basınç Göstergesi; Manometre veya finimetre adıyla da anılırlar. Tüp içerisindeki hava miktarını gösterir. Dalışın her aşamasında dalgıç bu saati izleyerek tüpündeki hava miktarını kontrol etmek durumundadır. Dijital veya mekanik olanları vardır.
b)Derinlik Saati; Dalgıç sualtında inmiş olduğu derinliği bilmek zorundadır. Derinlik saatları inilen derinliği her an gösterebilen ayrıca maksimum derinliği kaydedebilen bir kadran içerir. Mekanik veya yağlı sistemle çalışanları vardır.
c)Pusula; Su altında özellikle görüş mesafesinin az olduğu ortamlarda, geçe dalışlarında veya önceden saptanmış belirli noktalara su üzerine çıkmadan ulaşmaya yarar. Pusulada, içi sıvı dolu bir haznede çalışan bir manyetik kuzey oku ile üzerinde sabit bir doğrultu çizgisi bulunan ve 360° dönebilen bir çerçeve bulunur. Kerteriz alma, yön belirleme ve navigasyon uygulamalarında çok kullanılır.
Konsol yüksek bir basınç hortumu ile regülatör 1'ci kademenin yüksek basınç çıkışına (HP) bağlanır. Bu şekilde regülatör ile birlikte sökülüp takılır. Dalıştan sonra tatlı su ile yıkanmalı hortumun fazla bükülmeden muhafaza edilmesine dikkat edilmelidir.
d)Zaman Saati; Sualtında geçen zamanın izlenmesi için kullanılan dakika taksimatlı ve su geçirmez (water proof) saatlerdir. Digital veya Mekanik olanları vardır. Günümüzde oldukça gelişmiş kronometren saatler mevcuttur. Saatler kol veya konsol üzerine takılabileceği gibi sualtı zamanı dalış bilgisayarları tarafından da izlenebilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 3


ALETLİ DALIŞ UYGULAMALARI


Aletli dalışlarda dalgıçların tüm dalış malzemelerinin çalışma prensiplerini bilmeleri, kullanmaları ve dalış tekniğini uygulamaları esastır. Dalış uygulamalarında herşeyden önce dalış şartlarının ve ortamın gözden geçirilmesi gerekir. Tüm teçhizatın doğru hazırlanması ve kuşanılması, donanımların kontrolü, suya giriş, yüzerlik ayarı, şnorkel kullanma, maske temizliği, dengeleme, paletlerin kullanılması, suda alçalma, yükselme ve basınçlı hava soluma tekniği becerilerinin uygulama ile kazanılması gerekir. Kazanılan tüm beceriler iyi bir dalış planlaması ile uygulanmalıdır.


SUALTI EL İŞARETLERİ (Hand signals)


Sualtında konuşamayan dalgıçlar birbirleriyle iletişimi birbirlerine dokunmayla, sualtı işaretleriyle, çıkardıkları herhangi bir sesle, bir tablet üzerine yazılan yazıyla veya bir ip yardımı ile sağlarlar. Bu amaç için özel sualtı telefonları geliştirilmiş ise de bu pahalı sistemler genelde profesyonel balıkadamlar tarafından kullanılır. Tüm bu iletişim çeşitleri arasında sualtı işaretleri her balıkadam tarafından bilinmesi gereken çoğu uluslararası nitelikte "el işaretleri"dir (Şekil 15). El işaretlerinin ne anlama geldiğinin tam olarak bilinmesi gerekir. Bu nedenle dalmadan önce el işaretleri dalış arkadaşları tarafından gözden geçirilmeli ve karşılıklı olarak tam anlaşma sağlanmalıdır.

DALIŞ PLANLAMALARI

Günümüzde dalma olayı genelde bir telefon konuşması ile başlar. Bir arkadaş veya arkadaş grubu aranarak beraber dalışa gitme teklifi yapılır. Olumlu yanıt alınmasıyla birlikte bir dalış grubu oluşturulmuş olur. Bu andan itibaren herkes için geçerli bir dalış planı yapılarak uygulanmalıdır. Dalış planlamaları şu sıralamaya göre yapılır ;
1- İlk Planlama; Dalış yeri ve Dalış arkadaşı seçimi yapılır. Bu yapılırken dalışta amaç birliği olmasına dikkat edilmelidir. Bir dalgıç balık avlamak için dalışa gitmek isterken diğerinin dalışta fotoğraf

 

okey? İyimisin ? dalıyorum… dur ! çıkıyorum…
iyiyim dalıyoruz çıkıyoruz…

bir terslik mi var ? bu seviyede kal… yavaş !

havam bitti rezervimi aç ! imdat ! yardım edin !

GECE GECE GECE (Uzaktan)
İyi gitmeyen şeyler var okey… iyi misin ? okey… her şey yolunda mı?
gel iyiyim. her şey yolunda.


Şekil 15. El İşaretleri. Bu işaretlerin çoğu uluslar arası değişik dalış kurumlarınca kullanılmaktadır.
çekmeyi amaçlaması her ikisi içinde yanlış bir arkadaş seçimi demektir. Aynı amacı güden ve zevki paylaşan bir arkadaş seçimi, iyi bir planlamanın ilk aşamasıdır. Arkadaş, yer, tarih ve saat tespitinden sonra o günkü hava koşullarında vb. oluşabilecek olumsuzluklar göz önüne alınarak ikinci bir yer daha tespit etmekte yarar vardır. Bu kararlar alınırken bölgede ulaşım, barınma gibi sorunlar tespit edilmeli ve çözülmelidir.

2-Hazırlık; Bu aşamada tüm dalış malzemeleri hazırlanır ve toparlanır. Malzemelerin önceden hazırlanmış bir liste yardımı ile hazırlanmasında yarar vardır. Zira dalış mahalline varıldıktan sonra farkına varılan, ağırlık kemeri veya maske gibi unutulmuş bir malzeme o anda dalış planının sona ermesine neden olur.

3-Dalış Öncesi Planlama; Bu aşama dalış mahalline geldikten sonra yapılır. Dalışın emniyetli ve zevkli yapılabilmesi bu aşamadaki planlamanın iyi yapılmasına bağlıdır. Dalış şartları, giriş çıkış noktaları, el işaretleri, dalış ortamının özellikleri ve kullanılacak teknikler, derinlik ve zaman planlamasına ait tüm planlamalar burada dalış arkadaşı ile birlikte yapılır. Planlamalar yapıldıktan sonra dalış arkadaşlarının birbirleriyle ilk yardım ve kaza tedbirleri ve uygulamaları hakkında bir acil durum planını konuşmalarında büyük yarar vardır.


DALIŞ ŞARTLARI VE DALIŞ ORTAMI

Dalış yerine varır varmaz, bölgeyi tanıyıp çevreyi incelemek gerekir. Sırasıyla dalışı etkileyebilecek tüm etkenler gözden geçirilir. Hava raporu, dip yapısı, derinlik, varsa akıntılar ve şiddeti hakkında ayrıntılı bilgi toplanır. Tüm veriler uygun olduğu taktirde dalış karan verilir ve dalış planı buna göre hazırlanır, Havanın tüm dalış saatleri boyunca uygun olacağına emin olmak gerekir; zira günlük rüzgar değişimlerinin dalışları çok olumsuz etkilediği bilinmektedir. Dalgıç dalacağı yerin dip yapısı hakkında bilgi edinmelidir. Dip yapısı kumlu, yosunlu, çamur veya kayalık olabilir. Derinlik bilinmeden sağlıklı bir dalış planı yapmak mümkün değildir. Akıntıların yönü ve şiddeti hakkında kesin bilgi edinilmesi gerekir. Bu bilgiler en sağlıklı olarak yerel gemici veya balıkçılardan öğrenilir.
Pratikte tekne dalışlarında çapa atmış teknenin burnu akıntının geldiği yönü gösterir. Kıyı girişlerinde dalga akıntılarının olup olmadığı kontrol edilmelidir. Dalgalı bir kıyıdan giriş yaparken dalgalara dik ve geri geri yürünür. Dalganın geldiği an hafifçe dalgaya doğru yaslanarak denge korunur, iki dalga arasında çabuk hareket edip yüzülebilir derinliğe ulaşmaya çalışılır, ilk fırsatta suya girilir. Giriş sırasında regülatör ağıza alınmalı ve maske elle korunmalıdır.


MALZEMELERİN HAZIRLANMASI


Tüp, regülatör ve B.C.D.'nin hazırlanması genelde balıkadam elbisesi giyilmeden yapılır; zira dalış elbisesinin ısı koruması altında bu işlemleri yapmak çoğu kez dalgıcı kızışma (overheating) noktasına getirir.
Tüp - B.C.D. bağlantısı, kullanılan modellere göre değişebilir. Günümüzde en çok kullanılan B.C.D. tipi yelek şeklinde olanlardır. Bunlarında semerli veya semersiz- sırtlıklı olanları vardır. B.C.D.'nin tüp bağlantı kayışları yeteri kadar gevşetilerek tüp kalınlığına göre ayarlanır ve tüp üzerine geçirilir. Burada tüp hava çıkış deliğinin semere doğru durmasına dikkat edilmelidir. Tüp bağlama yüksekliği, genelde tüp vanası B.C.D.'nin semer kulpunun üst hizasına gelecek şekilde ayarlanır. Bağlama tokası kilitlendikten sonra semerden tutup kaldırılarak, yani tüp adeta tartılarak bağlantı kontrol edilir. Bağlantının gevşek olması veya yanlış bağlanma sonunda sıkça karşılaşılan bir durum ortaya çıkar; dalış sırasında tüp bağlantı kayışlarından kayarak çıkabilir. B.C.D. bağlantısı yapıldıktan sonra tüp vanasına regülatörün 1 'ci kademesi bağlanır. Bunun için önce tüp vanasındaki yuvarlak contanın (0-ring) yerinde olup olmadığı kontrol edilir (Yedeklerinin mutlaka bulundurulması gereklidir). Vana hafifçe açılarak biraz hava salınır. Böylece hava çıkış deliğinin içerisinde bulunabilecek toz, kum vs. temizlenir. Regülatör mengene vidası gevşetilir, toz kapağı çıkarılır ve kapağın altındaki regülatörün sustalı kısmı vananın o-rıng contasının üzerine gelecek şekilde ve metali ısırtmamaya dikkat edilerek oturtulur. Bu arada regülatör 2'ci kademesinin sağ tarafta, konsol ve B.C.D. şişirme hortumunun sol tarafta olmasına dikkat edilir. Regülatörün mengene vidası sıkılarak tüp- regülatör bağlantısı tamamlanır. Sıkma işleminin tatlı-sıkı olmasına dikkat edilmelidir. Tüpte J-vana kullanılıyorsa vana kolu yukarıda olmalı ve kolu aşağı çekme mili düzgün durmalıdır. Tüm kontroller yapıldıktan sonra vana vidası yavaşça ve sonuna kadar açılır ve tüp basıncı kontrol ve tespit edilir. Bundan sonra regülatörden bir-iki nefes alarak çalışması kontrol edilir.

Kuşanma, elbise altının giyilmesi ile başlar ve bunu ceket ve başlık takip eder. Elbiselerin ıslatılarak giyilmesi biraz kolaylık sağlar. Giyim sırasında elbiselerin özellikle dikiş yerleri fazla çekiştirilmemeli ve fermuarlar zorlanmamalıdır.

Ağırlık kemeri elbise giyiminden sonra takılır. Kemer hem takarken hem de çıkarırken serbest ucundan tutularak kaldırılır. Bu şekilde ağırlıkların kemer üzerinden kayıp düşmesi önlenmiş olur. Kuşanırken kemerin iki ucu tutulur, üzerinden öne doğru atlayarak iki elle yukarı kaldırılırken hafifçe öne eğilinir bu şekilde bele otutulan kemerin tokası rahatlıkla kilitlenir. Bazı amerikan eğitim sistemlerinde toka sağ elle açılıcak şekilde takılır. Toka kilitlendikten sonra ağırlıkların yerleri kontrol edilir. Ağırlıkların hafifçe öne doğru yayılmasında su içi hidrodinamiği açısından yarar vardır. Yelek tipi B.C.D, kullanmayan dalgıçların ağırlık kemeri her türlü kayış askı vs'nin üzerinde olmalıdır. Dalgıçlar ağırlık kemerlerini gözü kapalı takıp çıkarabilecek derecede alışkın ve becerili olmalıdır.

Maske ve şnorkel suya girmeden önce takılır. Maske camının buğulanmaması için camın iç yüzeyine buğu ilaçları, deterjan veya deniz yosunları sürülebilir. Pratikte en çok kullanılan tükürüktür. Kullanıma hazır hale getirilen maske önce yüze oturtulur, kayışı diğer elle baş üzerinden arkaya doğru çekilerek bağlanmış olur. Maske kayış ayarı çok sıkı veya çok gevşek olmalı, şnorkel bağlantı yeri ağıza göre uygun mesafede ayarlanmalıdır. Çoğu sualtı eğitim sistemlerinde maskenin alında taşınması zor durumda olan bir balıkadamın en bariz görüntüsü olarak kabul edildiğinden maskeyi taktıktan sonra birdaha çıkarmamayı alışkanlık haline getirmekte yarar vardır.

Paletler en son kuşanılan malzemedir. Bu nedenle suya en yakın yerde ve genelde bir yere veya dalış arkadaşına tutunarak giyilir. Paletler giyildikten sonra yürüme yapılmamalı, gerekiyorsa dikkatlice arka arka yürüme yapılmalıdır.
Malzeme ve kuşanma kontrolü için sırasıyla B.C.D. bağlantıları ve çalışma şekli, ağırlık kemerinin rahatça çıkarılabilecek pozisyonda olması, havanın açılması ve tüp basınç saatinin çalışması, regülatör ve varsa ahtapot kontrolü yapılmalıdır. Suya girmeden önce arkadaşlar birbirlerinin değişik marka veya modellerde olabilecek dalış malzemelerini, kullanma ve kuşanma şekillerini de iyi tanımalıdır. Tüm kontroller tamamlandıktan sonra dalgıçlar birbirlerine "okey" işareti vererek artık suya girebilirler.
Ancak, kuşanma bittikten sonra suya girmeden önce dalış malzemelerinin son kontrolü bir başkası tarafından yapılmalıdır. Bunun için en uygun kişi dalgıca en yakın olan kişi yani dalış arkadaşıdır.


DALIŞ ARKADAŞI (Buddy)

Balıkadam eğitimi veren kuruluşların çoğu sportif dalışlar için arkadaş sistemi uygulaması yaparlar. Balıkadamlar dalış gayesini kendisiyle paylaşan, yardımlaşan ve kendisini daha emniyette hissetmesini sağlayan bir arkadaş ihtiyacını her zaman hissederler. Malzemelerin hazırlanması, kuşanma sırasında veya sualtında çaparize düşme durumunda, herhangi bir beklenmedik tehlike karşısında balıkadamın o andaki tek yardımcısıdır. Sualtına beraber inen arkadaşlarda amaç birliği esastır. Amaç fotoğraf çekme, inceleme , zevk alma vs. olabilir. Müşterek amaç oluşturulduktan sonra önceden aralarında yapılan bir dalış planı çerçevesinde dalış gerçekleştirilir. Dalıştan önce arkadaşların el işaretlerini, birbirlerini kaybetmeleri halinde ne yapacaklarını, kaza halinde neler yapmaları gerektiğini konuşmaları gerekir. Beraberce yapılan dalışlarda en çok karşılaşılan olaylardan birisi arkadaşını kaybetmedir. Bu durumda dalgıç bulunduğu yerden hafifçe yükselir ve arkadaşının hava kabarcıklarını görmeye çalışır. Göremezse yüzeye çıkar ve burada kabarcık izlerini aramaya devam ederek kendisini bekler. Doğal olarak bu durumların arkadaşlar arasında önceden konuşularak, uygulama birlikteliğinin sağlanması gerekir, Diğer dalgıç ta aynı şekilde davranırsa tekrar buluşma bu şekilde sağlanmış olur.


DONANIM KONTROLÜ

Kuşanmadan sonra dalış arkadaşları birbirlerinin donanımlarını kontrol ederler, Kontroller şu sırayla yapılır;


1 - B.C.D.'nin bağlantıları, çalışması,
2 - Ağırlık kemerinin duruşu ,
3 - Tokaların yerleri ve kontrolü,
4 - Hava ve saatlerin kontrolü,
5 - "okey" işareti.

Pratikte dalgıçlar konrol sırasını hatırlamak için "BC, ağırlık, toka, hava, okey !" kelimelerini veya baş harflerini kısaca hatırlayıp uygularlar.

SUYA GiRiŞ (Entry)

Tüm dalış takımlarını kuşanmış dalgıç üzerinde yaklaşık 30 kilo yük taşır. Bu şartlarda suya giriş bulunulan ortama göre değişen şekillerde yapılır. Suya giriş basit ve en risksiz şekilde olmalıdır. Bunlar arasında yürüyerek, hafifçe kayarak, atlayarak veya sırtüstü takla atarak yapılan girişlerden birisi uygulanır. Hangi şekil uygulanırsa uygulansın, giriş sırasında dalış aletlerinin emniyeti ve kişinin dengesini kontrolde tutabilmesi esastır. Suya giriş tercihi yapıldıktan sonra bazı noktalara dikkat etmek gerekir. Giriş sırasında;

a - Suya giriş noktası engelsiz olmalı,
b - B.C.D. yarıyarıya şişirilmiş olmalı,
c - Regülatör ve maske emniyete alınmalı,

Suya girişi gerçekleştirdikten sonra başka balıkadamların girişine mani olmamak için giriş noktasından hemen uzaklaşılır. Tüm bu hareketler yapılırken, arkadaşlar birbirlerini izlemeli, gerektiğinde birbirlerini uyarmalıdır.

1 ) Yürüyerek giriş; Denize kıyıdan giriliyorsa giriş doğal olarak yürüyerek yapılır. Bu şekilde paletler genelde su dize kadar geldikten sonra giyilir. Bu şekil girişlerde paletle yürüme yapılmamalı eğer yapılacaksa az mesafede, o da ters yürüyerek yapılmalıdır.
2) Kayarak girişler oturulduğunda ve ayaklar uzatıldığında su seviyesi bilek veya dizleri kadar geliyorsa uygulanabilir (Şekil 16).

 

Şekil 16. Kayarak suya giriş
Bu şekilde dalgıç ayaklarını suya uzatmış durumda iki elini bir tarafında yere bastırarak ve tüm ağırlığını elleri üzerine vererek hafifçe kalkar, sırtını suya döner ve kendisini hafifçe suya bırakır. Bu şekil aynı zamanda kontrollü giriş olarak ta anılır.
3)Atlayarak giriş (giant stride entry) şekli atlama noktası su seviyesinden 1-2 m yüksek ise uygulanır. Bu şekilde dalgıç ayaktadır ve yüzü suya dönüktür (Şekil 17). Regülatör ağıza alınır sonra maske ile regülatör üzerine sağ elin ayası ve parmaklarıyla beraberce tutulur ve bastırılır, sol el ile B.C.D. borusu, şnorkel ve konsol gibi sarkan aletler tutulur, beraberce hafifçe göğüse bastırılarak korumaya alınır. Bu şekilde suya çarpma anında malzemenin kaymaları veya düşmeleri önlenmiş olur. Dalgıç bu şekilde öne doğru bir adım atar ve suya ayaküstü girmiş olur.
4)Ters takla ile giriş (sitting back roll entry) özellikle küçük teknelerden yapılan bir giriş şeklidir. Dalgalı havalarda veya dengesi hassas teknelerde en çok tercih edilen giriştir. Bu şekilde dalgıç tekne kenarında sırtı suya dönük oturur. Kuşanma ve kontrol tamamlandıktan sonra BCD yarım şişirilir, regülatör ağıza alınır, maske ve regülatör sağ el ile hafifçe bastırılarak tutulur, sol el ile B.C.D. hortumu, konsol, şnorkel gibi sarkan aletler toparlanıp göğüse bastırılarak tutulur, yavaşça geriye doğru ve ayaklar çekilerek suya yuvarlanılır (Şekil 17).

 

Şekil 17. Atlayarak ve Ters takla suya giriş


Tekneden yapılan girişlerde bazı noktalara dikkat etmek gerekir. Tekne küçük ise, dalış malzemelerinin dengeli bir şekilde yerleştirilmesine özen gösterilmelidir. Denge sorunları ve yer darlığı göz önüne alarak kuşanma işlemi dikkatlice yapılmalı, dalgıç dalış çantasını hemen yanında bulundurmalıdır. Dalış sonunda tüm teçhizatla küçük tekneye çıkmanın zor ve dengeyi bozucu olacağı düşünerek teknenin sağından solundan malzemelerin aşılabileceği ip, kanca vb. önceden sarkıtmakta yarar vardır.
Tekne dalışlarında ipten inmek iyi referanslı ve güvenli alçalma sağlar, ipten uzaklaşmadan önce çapanın takılıp takılmadığını kontrol etmeli, gerekirse düzeltme yapılmalıdır. Acil durumlarda bir şeyler yapabilmek için teknenin çalıştırılması ve kullanılması hakkında bir şeyler bilmekte yarar vardır.


REGÜLATÖR TEMİZLİĞİ


Su içerisinde öğrenilmesi gereken ilk beceri regülatör temizliğidir. Bunun için bir nefes alınarak regülatör ağızdan çıkarılır. Ağızdan çıkarılan regülatör tekrar ağıza alındığında içerisine su dolabilir. Tekrar nefes almadan önce, bu suyun temizlenmesi gerekir. Bu iki şekilde yapılabilir. Birincisi; regülatör ağıza tekrar alındığında içerisine azda olsa nefes verilir. Bu şekilde regülatör içi suyu temizlenir ve bundan sonra rahatça nefes alınabilir, ikincisi; ağıza yerleştirilen regülatörün tahliye(purge) düğmesine basılarak içerisine hava verilir. Regülatör eksozlarından çıkan havayı takiben soluma yapılır. Regülatör ağızdan çıkarıldığı zaman ciğerlerde basınçlı hava tutmamak için hava ağızdan yavaş yavaş üflenerek tahliye edilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, heriki temizleme yönteminden sonra ilk nefesi alırken boğazımıza bir miktar su kaçabilir. Bunu önlemek için ilk nefes sırasında dil yukarı doğru kaldırılarak suyun nefes borusuna kaçması engellenir. Buna kontrollü soluma denir. Balıkadamlar benzeri durumla en çok içerisine su alan bozuk regülatör kullanılması sırasında karşılaşırlar. Bu durumla dalış sırasında karşılaşılmış ise, kontrollü soluma tekniği ile problem soğukkanlılıkla giderilmelidir.


ŞNORKEL KULLANMA


Su üstünde baş su içerisine yarı batık vaziyette iken, yatay vaziyette yüzüstü durmak en rahat ve dinlendirici pozisyonlardan birisidir. Şnorkel, su üstünde yüzerken başı yukarı kaldırmadan nefes alıp vermeyi sağlayan bir malzemedir. Bu şekilde yüzerek varılması istenilen noktaya en az yorularak varılır. Dalgıç suda dik durmak istiyorsa B.C.D.'yi gerektiği kadar şişirmesi gerekir. Suda dik durmak için palet kullanılması durumunda dalgıç gereksiz yere yorulur. Şnorkel soluması yavaş ve derin olmalıdır. Şnorkel ağızlığı diş ve dudaklar arasına gelecek şekilde ağıza yerleştirilir. Şnorkelin açık ucu baş suda iken suya dik duracak şekilde ayarlanır. Şnorkelde ilk nefesi alırken dikkatli olunmalıdır. Bunun için ağızlıktan önce nefes verilir, bu şekilde içerisinde su olup olmadığı kontrol edilir. Su var ise, kuvvetle üflenerek içerisinde bulunabilecek su temizlenir. Su altında şnorkele su dolacağından su yüzeyine gelişte ve şnorkele geçişte bu suyun üflenerek temizlenmesi gerekir. Bunun için şnorkele ilk nefes kuvvetlice ve üflenerek verilir. Buna rağmen şnorkel içerisinde bir miktar su kalmış olabilir. Bu durumda nefes alırken kontrollü soluma yapılır. Tekrar nefes verirken aynı şekilde sert üfleme yapılarak şnorkel içerisindeki su tekrar temizlenir. Bu işlem birkaç defa tekrarlanabilir.

Serbest dalış yapan dalgıçlar dipten yüzeye doğru gelirken şnorkel ağızda, yukarı bakacak şekilde başı arkaya yaslar. Bu durumda şnorkelin açık ucu yere bakacak şekilde durur. Bu şekilde yükselen dalgıç şnorkel içerisine hafif hafif hava üfler ve bu. şekilde şnorkeldeki suyu daha su altındayken temizlemiş olur. Yüzeye varıp başını tekrar yatay duruma geldiğinde dalgıç şnorkelini temizlemeden solumasına devam edebilir.


MASKE TEMİZLENMESİ


Dalış sırasında maske içerisine az veya çok su girer. Bu durumu gidermek için maskenin temizlenmesi işlemini tüm dalgıçların uygulaması gerekir. Bunun için ilk önce sualtında maskesiz soluma egzersizlerinin yapılması gerekir. Bunun için su içerisinde maske çıkarılır ve bu şekilde ağızdan nefes alarak burundan verme uygulaması yapılır. Bu şekilde dalgıç hem bu yeni duruma alışır hem de maske temizleme işlemi için paniğe kapılmadan yerinde bir beceri kazanmış olur. Bu becerinin aynı zamanda maske camı kırılması, maske kayışının kopması gibi kazalar karşısında da yararlı olacağını unutmamak gerekir.

Sualtında maske içerisine giren su, dalgıcı hem rahatsız eder hem de görüşüne mani olur. Bu suyun maske dışına atılması gerekir. Bunun için dalgıç hafifçe başını kaldırır, iki elinin parmaklarıyla maskenin üst kısmına bastırırken aynı anda alt kısmımda hafifçe kaldırır ve burnundan maske içerisine hava üfler. Maskeye giren hava çıkış yeri olarak maskenin alt kısmını bulacağından buradan çıkarken beraberinde içeri dolmuş olan suyu da çıkarır. Bu şekilde maske temizlenmiş olur. Burundan hava üfleme devamlı ve yavaş olmalı ve bu işlem mümkün olduğu kadar az nefes harcanarak yapılmalıdır. Bu beceriyi kazanan dalgıç su altında iken maskesini çıkarıp takabilmeli sonrada maske içerisindeki suyu rahatça temizlemelidir.


DENGELEME/KULAK AÇMA (Equalization)


Tüm malzemesi ile suya giren dalgıç başını suya sokar sokmaz kulak zarı üzerine baskı yapmaya başlayan su basıncına karşı dengelemeye başlar. Bunun için bir elle B.C.D.'nin havası boşaltılırken diğer elle maske dışından burun sıkılarak genizden kulaklara hava verilir (Şekil 18). Kulaklara hava verme işlemi devamlı olmalı ve en derin dalış noktasına varıncaya kadar devam etmelidir. Östaki kanallarının açılmaması durumunda ikinci deneme fazla zorlama yapmadan ve makul bir sürenin geçmesini bekledikten sonra yapılır. Dengeleme zorluğu herhangi bir derinlikte de olabilir Bu durumda dalgıç gerekirse yüzeye kadar tekrar yükselir. Bu sefer dengelemeyi, devamlı yaparak yavaşça alçalır. Dengelemenin yamsıra, sinüs boşluklarında da sıkışma olabilir. Bu durum yine benzer işlem uygulanarak giderilmeye çalışılır. Tekrar deneme sonunda başarılı olunamıyorsa ısrar edilmeden dalış ertelenmelidir.



Normal Durum Artan Basınç Altında Dengeleme

Şekil 18. Kulağın şematik yapısı ve dengeleme işlemi. Artan basın; karşısında kulak zarı içe doğru bükülür. Genizden üflenen hava ile içe bükülen zar düzelir ve dengeleme sağlanmış olur


SUDA ALÇALMA VE YÜKSELME (Descent and Ascent)

Dalgıçlar suda belli bir hızla alçalırlar ve yine belli bir hızla yükselirler. Alçalma "dalıyoruz" işareti ile başlar. Dalgıç sol eli ile B.C.D. hortumunu kavrar ve yukarı kaldırır, şişirme düğmesinin üzerine parmağı ile basarak havayı boşaltır. Hava boşaldıkça ağırlaşma artar ve sonunda dalgıç batmaya başlar. Batma olayının başlaması ile birlikte B.C.D.'den hava tahliyesi durdurulur. Alçalma tüm sıkışmaları giderecek ve dengelemeyi uygulayacak kadar yavaş olmalıdır. Dibe doğru indikçe hacim küçülüp ağırlık artacağından, zaman zaman B.C.D.'ye tekrar hava verilerek nötr yüzerlik sağlanır. Alçalma ayaküstü başlamalı, dibe varılması durumunda önce ayaklar yere temas etmelidir. Uygun yüzerlik kontrolü ile dibe varmadan hidrodinamik yüzüş şekline geçme en uygun olanıdır. Dibe vardıktan sonra nötr yüzerlik sağlamak için dalgıç basit bir test uygulayabilir; bunun için dalgıç eller yanda dibe yüzüstü uzanır ve B.C.D.'sini biraz şişirir. Öyle ki paletlerinin ucu ile yere hafifçe dokunurken, dalgıç nefes alıp ciğerlerini şişirdiğinde hafifçe yükselir. Nefes verdiği zaman ise, tekrar yere alçalır. Bu durumda nötr yüzerlik sağlanmış olur.
Çeşitli dalış ekolleri, yükselme hızını değişik dalış tablolarına bağlı olarak, değişik uygularlar. Amerikan öğretisi yükselme hızını 18 m/dk olarak öngörürken; Avrupa ekolü bu hızı 10 m/dk. olarak uygular. Çıkmaya karar veren dalgıç B.C.D.'sine az bir hava vererek paletlerinin yardımı ile yükselir. Çıkış sırasında dalgıç sağ elini yukarı kaldırır ve yukarı bakarken 360° dönerek yavaşça yükselir. Pratikte, dalgıç yükselirken regülatöründen çıkardığı en küçük hava kabarcığını geçmeyecek bir hızla yükselir. Yüzeye vardıktan sonra, B.C.D. şişirilerek yüzerlik sağlanır. Yükselme sırasında kesinlikle nefes tutulmamalı ve devamlı nefes alıp verilmesine dikkat edilmelidir. Bazı şartlarda tekneye çıkarken malzemeleri suda çıkarmak gerekir. Sırasıyla, ağırlık kemeri ve tüp çıkarılarak paletler en sona bırakılır.

YEDEK HAVA KAYNAKLARI VE ÇİMLENME

Sualtında hava bitme durumunda dalış arkadaşlarının birbirlerine hava verme ve bu durumda yüzeye çıkma becerilerini kazanmaları gereklidir. Bunun için dalgıçlar ahtapot denilen 2'ci kademe regülatörü taşırlar. Ahtapotlar kolayca tanınmalarını sağlamak amacıyla göz alıcı renklerden seçilirler. Hortumları ise normalden daha uzun olur. Bunun dışında, dalgıçların üzerlerinde taşıyabilecekleri, vana kısmında özel regülatörü monte edilmiş olan küçük yedek hava tüpleri de (ponny bottle) vardır.
Ahtapot veya yedek tüp bulunmaması durumunda dalgıçlar, aynı regülatörü ortaklaşa kullanabilirler. Bu olaya "çimlenme" denir. Bunun için havası biten 1 nolu dalgıç "havam bitti" çimlenelim işareti vererek ve regülatörünü ağzından çıkararak arkadaşına yaklaşır. Bunu gören 2 nolu dalgıç sağ eliyle kendi regülatörünü kavrar, sol eliyle 1 nolu dalgıcın B.C.D.'sinden tutar ve derin bir nefes alarak regülatörünü 1 nolu dalgıcın ağzına dayar. 1 nolu dalgıç bu durumda iki derin nefes alır, üçüncü nefesini tutar ve regülatör tekrar 2 nolu dalgıca döner. Aynı uygulama roller değiştirilerek tekrarlanır. Çimlenme sırasında iki dalgıçta çimlenme düzenini bozmadan suda yükselme ve yüzeye çıkma uygulamalarını yaparlar.


ACiL DURUMLAR VE YARDIM


Dalgıçlık bilgi ve beceri isteyen bir spordur. Dalgıçların tüm dalış tekniği bilgilerinin yanısıra, ilk yardım bilgilerine de sahip olmaları gerekir. Dalış noktaları genelde sağlık merkezlerine uzak yerlerdir. Bu nedenle acil bir durum karşısında ilk müdahele ancak bir dalış arkadaşı tarafından yapılabilir. Alınan tüm tedbirlere ve yapılan iyi bir planlamaya rağmen dalgıç, dalış sırasında beklenmedik durumlarla karşılaşabilir. Dalgıcın karşılaşabileceği bu durumlarda neler yapabileceğini ve nasıl müdahale edebileceğini bilmesi ve uygulaması gerekir.
Acil durumlarda yapılması gereken ilk iki şart ; Sakin ol ...! ve Yüzerliğini sağla...! şeklinde olmalıdır.
Acil durumlar en çok dalgıç su yüzeyinde iken oluşur. Bunların başında aşırı yorgunluk, tükenme, su yutma ve kramp olayları gelir. Su yutma sonunda dalgıçlar hemen maskeyi ve şnorkeli çıkarma eğilimine girerler. Bu durum maske çıkarılmadan bir-iki defa yutkunarak geçiştirilmelidir. Deniz dalgalı ve şnorkelden hava almak mümkün değilse regülatör kullanılmalıdır. Tükenme ve aşırı yorgunluk ise; sakin ve hareketsiz bir şekilde durma sonunda, derin ve yavaş nefes alındığında kendiliğinden geçer. Kramplar adaleyi gevşetmek ve ovalamakla geçiştirilebilir.
Acil durumla karşılaşan bir başka dalgıç ise; aynı müdahaleleri ona da hemen uygulamak gerekir. Önce sakinleştirip, yüzerliğini temin ettikten sonra, kendisini tekne veya sahile götürmek uygun olur, Yüzerlik temini için gerekirse ağırlık kemeri atılmalıdır.
Sualtında iken karşılaşılan acil durumların en önemlisi havasız kalmaktır. Havasız kalacağını hisseden dalgıç, paniğe kapılmadan önce bir an durup düşünmeli ve sonra sakin bir şekilde hareket etmelidir. Bu durumda üç şekilde hareket edilebilir ;
1 - Derinlik fazla değilse, sakin bir şekilde yükselip yüzeye varılır. Yükseldikçe tüp ve hortumlardaki hava genleşeceğinden dalgıç regülatöründen bir miktar hava geldiğini hissedecektir.
2 - Dalış arkadaşı yakında ise, derhal ona yönelmeli ve havam bitti..! çimlenelim ! işaretini vermelidir, Arkadaşının havasını ortak kullanarak beraberce yüzeye çıkılmalıdır.
3 - Eğer derinlik fazla ve kendisi arkadaşından uzakta ise sakin bir şekilde "acil çıkış" yapılmalıdır. Acil çıkış tekniği hakkında bilgiler ayrı bir başlık altında ileride verilmiştir.

Tükenme (Overexertion)

Dalış sırasında,akıntıya karşı yüzme, hızlı hareket, ağır yük taşıma gibi çabuk ve yorucu hareketler sonucu ortaya çıkan geçici bir durumdur. Tükenme; yorgunluk hissi, havasız kalma hissi, hızlı nefes alma, güçsüzlük ve sıkıntı gibi belirtiler ile ortaya çıkar. Önlem alınmazsa sonu panik ile biten hatalara neden olur. Tükenme belirtilerini hisseden dalgıç mümkünse bir yere tutunur, sakin ve hareketsiz durarak derin ve yavaş soluma yapar. Bu işleme normal solunum düzenine gelinceye kadar devam edilmelidir.

DİPTE BAYGIN DALGICA YARDIM ve KURTARMA

Dipte baygın ve hareketsiz yatan dalgıca derhal müdahale edilmelidir. Baygın dalgıcın regülatörü ağzından düşmüş ise hiç vakit kaybetmeden yüzeye yollanır. Regülatör ağzında ise dalgıcın önce başı düzgün duruma getirilir. Gerektiğinde baygın dalgıcın B.C.D.'si kullanılarak su yüzeyine çıkarılır. Çıkış sırasında regülatörün ağzında olmasına dikkat edilmelidir. Bunun için bir elle B.C.D. hortumunu kullanırken diğer elle regülatör ağızda tutulmalıdır. Kurtarıcı dalgıç beraberce su yüzeyine çıkarken duruma hakim olacak pozisyonda olmalıdır. Su yüzeyine varır yarmaz, önce dalgıcın yüzerliği sağlanır. Solunum kontrol edilir ve nefes yollarının açık olması sağlanır. Bunun için baş geriye atılarak, gerekirse suni teneffüs uygulanır. Tekne veya sahile doğru yüzülürken bu işlem devam eder. Daha sonra baygın dalgıç sol tarafına, baş aşağı gelecek şekilde yatırılır ve vücut sıcaklığı muhafaza edilerek oksijen verilir. Kurtarıcı dalgıç arkadaşını yalnız bırakmadan sağlık birimlerine haber gönderir ve dalış kazası ile ilgili teknik bilgileri gerektiğinde doktor tarafından kullanılmak üzere bir tarafa not eder.
Dipte yardım isteyen veya hareketsiz yatan dalgıca derhal müdahele edilmelidir. Kazazede dalgıcın bilinci yerinde ise yapılan işlemlere "Yardım", bilinci yerinde değil ise "Kurtarma" denir. Yardım amacıyla başlayan bir hareket çıkış sırasında bir kurtarmaya dönüşebilir. Her iki yaklaşımda belirli farklılıklar olacağından dalgıçların yardım ve kurtarma becerilerini iyi bilmeleri gerekir.


Yardım

Zor durumda kalmış ve tek başına su üstüne çıkmada zorlanan bir dalgıca yapılır. Dipte henhangi bir nedenle yardım isteyen dalgıca doğru yönelirken mümkünse problemin nedenleri incelemeye alınır. Yardım kramp, zehirli balık sokması, tükenme, azot narkozu, fenalık hissetme, çarpıntı vb. gibi nedenlerle istenmiş olabilir. Nedenleri ne olursa olsun derhal kazazede dalgıca doğru yönelinirve sırasıyla şu noktalara dikkat edilerek yardıma başlanır.


a ) Kazazede dalgıcın yanına yönelirken var ise kendi rezerv kolunu, varır varmaz var ise kazazede dalgıcın rezerv kolu indirilir.
b ) Kazazede dalgıç sıkıca tutulur ve yakında var ise diğer dalgıçlara çıkış işaret verilir.
c ) Kazazede dalgıcın ip, ağ gibi nedenlerle dibe takılı olup olmadığı kontrol edilir.
d ) Kurtarıcı dalgıç kendi B.C.D sini veya kazazede dalgıcın B.C.D ni kullanarak hafifçe yükselir, yükselme sırasında havayı gerektiği kadar boşaltarak 17 m/dk lık hızı geçmeyecek kontrollü yükselme sağlanır,
e ) Yükselme sırasında kazazede dalgıcın gözlerine bakarak her an psikolojik olarak rahatlaması sağlanır,
f ) Tüm göstergelerinizi her an görebilecek konumda tutulur. Kazazede dalgıca gerekirse hava vermeye hazır olunur,
g ) Gerekiyor ise deko duraklaması yapılır, 3 m de biraz bekleyerek yavaşça yüzeye ulaşılır


Kazazede dalgıcın havası var ise regülatörü ile , bitmiş ise şnorkel kullanarak tekneye ulaşmasına yardım edilir.


Kurtarma
Kurtarma işlemi bilincini kaybetmiş baygın dalgıçlara uygulanır.
a ) Dipte bilincini kaybetmiş kazazede dalgıca rastlanılmış ise ve regülatörü ağzından düşmüş ise yapılacak ilk iş en çabuk şekilde regülatörü tekrar ağızma yerleştirmektir.
b ) Kazazede dalgıcın başı sudan çıkıncaya kadar regülatör ağızda tutulur.
c ) 17 m/dk'lık çıkış hızına uyun olarak yükselinir ancak deko duraklaması yapılmaz. Yüzeye vardıktan sonra kazazede dalgıç kendine gelirse ve gerekiyorsa unutulmuş dekompresyon kaidelerini uygulayarak tekrar suya indirilir.

Kurtarma işlemleri uygulanırken dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi de baygın dalgıcın tutuş şeklidir. Değişik dalış ekollerinde tutuş şekilleri değişik şekillerde uygulanabilirler ancak hepsinde müşterek ve geçerli bir nokta vardır ki o da tutuşun etkili bir şekilde olmasıdır. En çok uygulanan iki tutuş şekli aşağıda verilmiştir.


a


b

Şekil 19. Su üstünde suni solunum uygulamaları. Tüm bu uygulamalar sırasında baygın dalgıcın ağzının su üzerinde tutulmasına dikkat edilmelidir.
a ) Kurtarıcı dalgıç baygın dalgıcın başını geriye atar, hafifçe kendisine doğru çevirir, bir eli ile ensesini hafifçe kaldırır, hava yolu açılırken diğer eli ile burnu kapatır ve ağızdan ağza suni solunum uygulamasına geçer.
b ) Su üstünde şnorkel kullanılarak suni solunum uygulaması. Baygın dalgıç sırt ustu vaziyete getirilir. Kazazedeyi arkadan bir kolu ile kavrayan kurtarıcı dalgıç şnorkelinin ağızlığını baygın dalgıcın ağzına yerleştirir ve elinin parmakları ile sıkıca kavrayarak ağızda tutunmasını sağlar. Diğer ucundan her beş saniyede bir devamlı hava üfler. Bu işlemlere sahile veya tekneye varıncaya kadar devam edilir.


ACiL ÇIKIŞ (Emergency Ascent)

Sualtında havası biten ve başka seçeneği bulunmayan dalgıç; acil yükseliş yaparak su yüzeyine ulaşabilir. Bu beceri ile 20-25 m derinlikten rahatlıkla çıkış yapılabilir. Dalgıç sol eli yukarıda , paletlerini kullanarak hızlı bir şekilde yükselirken ciğerlerinde genleşen havayı boşaltmak için regülatör ağzında devamlı "aaa...!." diye bağırır ve bu şekilde yüzeye ulaşır. Bu uygulama önce havuzun derin yerinden dik olmayan eğik bir çıkış ile yapılır.


EMNiYET KURALLARI

Dalış tekniği hakkında tüm bilgi ve becerileri alan dalgıcın, tüm dalgıçlık faaliyetlerinde emniyet kurallarını uygulaması gerekir. Bu tedbirler aynı zamanda her türlü bilginin en doğru bir şekilde uygulanmasını ve denetlenmesini sağlar.

Emniyet kuralları, herbiri kendine özgün özellikleri olan dört aşama halinde derlenebilir.

1-Hazırlık; Dalış herşeyden önce sağlıklı ve beceri kazanmış kişilerin yapabileceği bir spordur. Devamlı dalış yapan kişilerin izlemesi gereken kurallar;

 

a ) Yılda en az bir kez sağlık kontrolü yapılmalıdır. Bu kontrollerde dalışa mani olabilecek problemler özellikle araştırılmalıdır.
b ) Sağlıklı vücut iyi bir beslenme, egzersiz ve form ile pekiştirilmelidir. Bunun için protein ağırlıklı bir beslenme ve spor yapılmalıdır.
c ) Dalış tekniği becerilerinin unutulmaması gerekir. Bunun için sık sık dalış yapmalı, yapılmadığı zamanlarda ise okuyarak bilgiler taze tutulmalıdır.
d ) Dalış malzemeleri devamlı bakımlı ve temiz tutulmalıdır. Tüp ve regülatörlerin yıllık bakım ve testleri düzenli bir şekilde yapılmalı, tüp dolumları sorumlu kişiler tarafından bilinen ve havası test edilmiş kompresörlerde yapılmalıdır.
e ) Dalgıçlar ilk yardım ve suni teneffüs yöntemlerini bilmeli ve uygulayabilmelidirler.
2-Dalış Öncesi; Bu aşama dalışın yapılmasına karar verilen andır. Dalgıçlar hem teknik hem de psikolojik olarak bir karar almak durumundadır. Dalış noktasına gelindiğinde;


a . Dalgıç kendisini formda ve iyi hissettiği zaman dalışa karar vermelidir. Bunun için kendisini dinleyip fiziksel gücününü ve sınırlarını hissetmelidir.
b . Dalış ortamı ve şartları iyi incelenmelidir. Kötü şartlarda dalış yapmakta ısrar edilmemelidir. Soğuk sulara yorgun iken dalış yapılmamalıdır.
c . Dalış planı dalış noktasında dalış arkadaşı ile birlikte yapılmalıdır. Dalış profili planlanırken dekosuz dalışlar tercih edilmeli, derinlik ve zaman tespit edilmelidir. Mükerrer dalış yapılacaksa derin dalışın ilk dalış olmasına dikkat edilmelidir.
d . Suya girmeden dalış arkadaşları birbirlerinin donanımını tanımalı ve kontrolünü yapmalıdır.
e . Dalış arkadaşları acil durumlarda ve kaybolma halinde neler yapılacağı hakkında konuşmalıdır. Acil durumlarda kullanılacak malzemelerin yeri belli ve kullanıma hazır halde olmalıdır.


3-Dalış sırasında; Kişisel tüm bilgi ve becerilerin büyük bir kısmının uygulandığı aşamadır. Burada dalgıç hem kendini hem de arkadaşının dalış seyrini kollamak durumundadır;


a . Suya inildiğinde nötr yüzerlik B.C.D. ile sağlanmalıdır. Dibe varıldığında tekne ipi ve çapasının kontrolü yapılmalıdır.
b . Alçalma sırasında dengelemeye acı hissetmeden başlanılmalı ve sık aralıklarla devam edilmelidir.
c . Akıntılı ortamda dalış daima akıntıya karşı olacak şekilde başlamalıdır.
d . Su altında hava ve derinlik kontrolü sık sık yapılmalıdır.
e . Sualtında canlılara dokunmamaya özen gösterilmeli, gidilen ve tutulan her şeye dikkat edilmelidir.
f . Efor gerektiren güç ve çabuk hareketlerden kaçınmalı, derin ve yavaş soluma yapılmalı, asla nefes tutulmamalıdır.
g . Alçalma ve yükselme hızına dikkat edilmeli, derinlik-zaman limitleri zorlanmamalıdır.

4- Dalış sonrası; Başarılı bir dalıştan sonra dalgıçların bir müddet dinlenmesi, olası problemleri önler. Bunun için ;


a . Dalgıçlar dalıştan sonra temiz havalı yerlerde bulunmalıdır.
b . Dalıştan sonra bol sıvı şeyler içilmeli mümkünse bir aspirin alınmalıdır.
c . Dalıştan sonra efor gerektiren hareket ve spor yapılmamalıdır.
d . Uçak yolculuğu yapılacaksa kullanılan tablo limitlerine ve kurallarına mutlaka uyulmalıdır.


Genel emniyet kurallarının uygulanmasında dalgıcın kişisel sorumluluğu ön plana çıkar. Bunun bilinci içerisinde olan dalgıçlar, dalış malzemelerini aletli dalış eğitimi almamış kişilere asla vermemelidir.


SUNİ TENEFFÜS VE KALP MASAJI (C.P.R.)

Acil durumlar çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Bu durumlar karşısında ilkyardımda bulunacak kişinin, özel bilgi ve eğitimle donatılmış olması gerekir. Acele ve anlamsız müdahaleler kazazedenin durumunu daha da ağırlaştırabilir, ilk yardımı uygulayacak kişi serinkanlı, çabuk ve mantıklı düşünerek davranmalı, sağlık birimleri müdahale edene kadar kazazedeyi yalnız bırakmamalıdır.

Su sporlarında boğulma oldukça sık görülen bir ölüm nedenidir. Dalgıçların herhangi bir nedenle su altında karşılaşabileceği bir kaza, kalp krizi veya bayılma gibi olayların sonunda gelen boğulma karşısında uygulayabilecekleri ilk yardım tekniklerinin başında suni teneffüs ve kalp masajı gelir. Buna anglo-sakson ekolünde kısaca C.P.R (Cardio-Pulmonary-Resuscitation) denir.

Tüm vücut dokularının yaşamlarını sürdürebilmeleri için dolaşım ve solunum sistemi tarafından sağlanan oksijene ihtiyaçları vardır. Vücut organları arasında özellikle beyin oksijeni düzenli ve bol kullanan bir organdır. Oksijen akışındaki kesiklik doku ve organların ölümüne neden olur. Akciğerlerden alınan oksijenin taşınması kan dolaşımını sağlayan kalp ile olur ki kalp durması durumunda oksijen akışı kesilir. Beyin hücrelerinin 4-6 dk süreyle oksijensiz kalması bu organda önemli hasarlara neden olur. Tıp dilinde solunum ve kalp atışının durmasına
"Klinik Ölüm" denir. Eğer beyin 6 'dk' nın üzerinde oksijensiz kalmış ise büyük bir ihtimalle dönüşü olmayan büyük hasar oluşur ki buna "Biyolojik Ölüm" denir. Boğulma, elektrik şoku, havasız kalma gibi olaylarda genelde önce solunum durur. Solunum durduğu zaman kalp çalışmasına bir müddet daha devam edebilir. Bu gibi durumlarda, yani solunumu durmuş ancak kalp atışları devam eden kazazedeye sadece suni teneffüs uygulaması yeterlidir. Solunum durmasından sonra kalp atışları yavaş yavaş azalır ve sonunda oksijensiz kalan kalp kasları durur. Hiçbir şekilde kalp durduktan sonra solunum devam etmez. Bu durumdaki kazazedeye hem suni teneffüs hem de kalp masajı uygulamak gerekir. Kalp durması, elektrik şoku, kalp krizi sonunda veya boğulmanın son safhasında meydana gelir.

Pratikte acil durum karşısında kişiler uygulayabilecekleri yardım tekniklerini hatırlamakta zorluk çekerler. Bunun için ingilizce A (air), B (breathing), C (circulation) kelimeleri ilk yarımın a.b.c'si olarak kolaylıkla hatırlanır. A, hava yolları ve nefes durumunu ifade eder. B, kazazede nefes almıyorsa suni solunumu ifade eder. C ise kalbin durmuş olması durumunda dolaşım sistemini çalıştırmayı; yani kalp masajını ifade eder.

Suni Teneffüs

Solunum veya kalp durması durumunda yapılması gereken ilk müdahaledir. Suni Teneffüs iki aşamada uygulanır.


A- Solunum yollarının açılması ; Baygın bir kişide genelde dil geriye kayarak nefes borusunu tıkar. Bu tıkanma başka bir cisimle de olabilir. Kazazede arka üstü yatırılır, bir elle boyun altından kaldırılırken diğer elle alın arkaya doğru itilir. Bu durumda solunum yolunun açık olup olmadığı kontrol edilir. Gerektiğinde dil çekilip düzeltilir veya tıkanma yapan cisim, kusmuk, salgı, protez, vs. çıkarılıp temizlenir. Gözle hissederek veya dinleyerek solunum kontrol edilir. Bunun için yardımcı kazazedenin yüzüne doğru eğilir ve kulağı ile nefes sesi duymaya çalışırken göğüs kafesinin inip kalkma yapıp yapmadığını kontrol eder. Eğer herhangi bir nefes alma belirtisi yoksa suni teneffüs derhal başlatılır.

B- Suni Teneffüs Uygulaması ; Kazazedenin başı arkaya itilir, ense altına bir el veya katlanmış bir giysi konur, öteki el ile alın arkaya itilirken baş ve işaret parmakları ile burun sıkılarak kapatılır. Yardımcı derin bir soluk aldıktan sonra dudaklarını kazazedenin dudaklarına yapıştırarak soluğunu güçle verir. Bu işlem sırasında kazazedenin göğsünün yükselmesi izlenir. Soluk verildikten sonra kazazedenin ağzı açık bırakılarak, verilmiş olan soluğun dışarı çıkması sağlanır. Bu işlem iki defa yapıldıktan sonra boyun şahdamarından kalp atışlarının olup olmadığı kontrol edilir. Aynı işleme, dakikada 12 veya 5 saniyede bir defa uygulayarak devam edilir. Kazazede bir çocuk ise işlem dakikada 20-30 defa uygulanır.


Kalp Masajı

Kalp masajı, göğüs kemiği üzerine baskı yaparak durmuş kalbin sıkıştırılmasını sağlamaya yönelik bir müdahaledir. Bunu uygulamak için kazazedenin kalp atışlarının durmuş oluğunun saptanması gerekir. Kalbin atmadığı boyun şahdamarından tespit edildikten sonra yardımcı, yatan kazazedenin önüne diz çöker. Bir elinin bilekle birleştiği etli kısmını göğüs kemiğinin alt yarısı üzerine koyar. Diğer elini de parmaklar birbiriyle kenetlenecek şekilde onun üzerine koyar. Kollar gergin durumda iken yaklaşık 20-30 kg' lık bir kuvvetle göğüs kafesi üzerine bir an bastırır ve bırakır. Bu işlem 15 defa arka arkaya tekrarlanır. Sonra iki defa suni teneffüs uygulayarak tekrar kalp masajına başlar. Kalp üzerine uygulanan baskılar saniyede bir defa olacak şekilde uygulanır. Bunun için pratikte binbir...biniki..binüç.. şeklinde sayılarak işleme devam edilir (Şekil 20).

Suni teneffüs ve kalp masajı uygulaması, iki kişi tarafından yapılabilirse daha etkili ve kolay olur. Bu durumda biri suni teneffüs uygularken diğeri kalp masajı yapar. Bunun için bir kurtarıcı beş kere kalp masajı uygularken diğeri bir defa suni teneffüs uygular ve bu işlem, beş baskı bir nefes !... beş baskı bir nefes !.,. şeklinde devam eder.

Duran kalbin ilk baskı veya darbeden sonra hemen çalıştığı çok görülmüştür. Bunun için kalp masajına başlamadan önce elin biri göğüs kafesi üzerine konur. Diğer el ile yaklaşık 20 cm yukarıdan göğüsteki el üzerine adeta bir yumruk indirilir ve bu işlem birkaç defa devam eder. Bu şok darbeler sonunda kalp çalışmıyorsa kalp masajı uygulaması başlamalıdır. Kalp masajı ve suni teneffüs uygulamaları yorucu ve uzun olabilir. Prensipte bu işlemlere sağlık birimlerine ulaşıncaya kadar devam edilmelidir.



Hava Yolu

 

Dinle – Hisset, solunum yoksa !


–Boynu kaldır–başı geriye at
–Çeneyi kaldır–dil kaymışsa düzelt

Suni Teneffüs

 

Nabzı Kontrol et, atmıyorsa !


–Burnu sık ağzı aç–derin nefes al ve ağzını dudaklara yapıştır
–Göğüs şişinceye kadar hava ver.
–Bu işlemi büyükler için dakikada 12, çocuklarda 20 defa tekrarla

Kalp Masajı
–Göğüs kemiğinin alt yarısına dakikada 60 – 80 kere bastır
–Bir kurtarıcı ile ; 15 baskı – 2 nefes
–İki kurtarıcı ile ; 5 baskı – 1 nefes uygulanır.

Şekil 20. Suni teneffüs ve kalp masajı uygulaması


BÖLÜM 4


SUALTI FİZİĞİ


Tüm canlıların görme, duyma ve hissetme gibi algılama organları yaşadıkları çevreye göre uyumlu gelişmiş ve biçimlenmişlerdir, insanların tüm duyu organları çevresini saran atmosfer tabakasının fiziksel ve kimyasal şartları içerisinde uygun çalışırlar. Dış etkenlerden gelen tüm uyarılar böyle fiziki çerçeve içerisinde rahatsızlık duyulmadan algılanırlar. Çevremizi saran atmosferin yoğunluğu değiştirilirse ses, ışık ve sıcaklık algılamalarımızda hatta hareketlerimizde bariz değişiklikler olacaktır. Bilindiği gibi ses, ışık ve sıcaklık yayılmaları ortam yoğunluğunun değişmesi ile büyük ölçüde değişikliğe uğrarlar.
Deniz suyunun yoğunluğu d = 1.027 gr/cm3
Havanın yoğunluğu d = 0.00129 gr/cm3 olarak alınırsa,
suya batmış olan bir dalgıç havaya oranla yaklaşık 800 defa daha yoğun bir ortama girmiş demektir. Bu yeni ortamda duyu organlarımızın algılama hassasiyeti değişecek ve çevremizde yeni fiziksel değişimler gözlenecektir. Dalgıç sualtındaki bu yeni dünyaya uyum sağlamak için olabilecek tüm değişiklikleri, sonuçlarını ve nedenlerini önceden bilmelidir. Sualtında dalgıcın en bariz algılama değişiklikleri görme ve işitme duyularında olur.

SUALTINDA GÖRME (Hidro-optik)

Gözlerimiz ancak hava ortamından gelen ışınları net olarak algılayabilir. Bu nedenle sualtında net görebilmemiz için gözümüzün önüne bir hava tabakası koymamız gerekir ki, bu ortam maske ile sağlanır. Göz ile maske camı arasındaki hava tabakası, maske camı önündeki cisimleri net görmemizi sağlar. Maskesiz su içinde göz açıldığında cisimler birer siluet halinde ve bulutlu (flu) görülür. Maske ile bakıldığında su içerisinde görüntü net olsa bile belli bir mesafenin üzerinde cisimler adeta sisli-puslu bir perdenin arasında kaybolurlar. Sualtında cisimlerin net olarak ayırt edilebildiği mesafeye "görüntü" (visibility) veya "görüntü mesafesi" denir. Bu mesafe ne kadar çok ise, dalgıç sualtındaki cisim ve dip yapısını o kadar net ve detaylı algılar. Görüntü mesafesinin az olduğu ortamlarda dalgıçlar yön bulmakta güçlük çekerler. Daha da önemlisi alçalma ve yükselme sırasında referanssız kalırlar ki bu durum hız ayarlamalarını güçleştirir. Görüntüsü düşük ortamlarda dalış yapmak için pusulalı navigasyon becerilere sahip olmak gerekir.
Görüntü kalitesini oluşturan etkenlerin başında ışık miktarı ve su kalitesi gelir. Gelen güneş ışınlarının suya girişleri ve yayılmaları, gelen ışınların şiddetine, ışık kırılma kanunlarına ve su ortamının türbidite ve plankton gibi içerdiği mikro parçacıklara bağlıdır. Bu faktörler sonucu ortamda görüntüyü etkileyen bir dizi olaylar oluşur; bunlar sırasıyla,

Kırılma (refraction)
Işık ışınlarının hızları bulundukları ortama göre değişir. Işınlar yoğunlukları değişik bir ortama girdiği zaman hız değiştirir. Bu hız değişikliği aynı zamanda ışın doğrultusundan bir sapma ile (kırılma) kendisini gösterir (Şekil 21). Sapmanın yönü fizikte kırılma kanunları ile açıklanır. Bu kanuna göre; az yoğun (hava) bir ortamdan çok yoğun (su) ortama geçen bir ışık ışının hızı azalır ve ışın normal çizgisine yaklaşarak kırılır. Normal çizgisi; olduğu varsayılan bir çizgi olup, ışının değdiği düzleme dik olan bir doğru olarak kabul edilir. Tersi durumda yani sudan havaya geçen ışın hızlanır ve normal çizgisinden uzaklaşarak kırılır.

 


Şekil 21. Işık ışınları yoğun bir ortama geçerken kırılırlar

Su içerisindeki dalgıcın gözüne gelen ışın, sudan (çok yoğun) havaya (az yoğun) geçen bir ışın olacağından normalden uzaklaşarak kırılırlar. Burada a açısı gelen ışının normal doğrusu ile yaptığı açıyı, pise kırılan ışının normal doğrusu ile yaptığı açıyı göstermektedir. Şekil 21'de görüldüğü gibi p açısı a 'dan büyüktür. Göz ancak kırılan ışının doğrultusunda cismi görür. Bu durumda P noktasında bulunan hakiki cisim kırılan ışınların doğrultusunda yani; O noktasındaymış gibi görünür. O noktasında cisim hakiki konumuna göre hem daha yakın hem de daha büyük görünecektir. Dalgıçlar sualtında cisimleri %33 daha büyük ve %25 daha yakın görürler. Bu nedenle sualtında ölçü alınması gereken bazı çalışmalarda ölçümler bir cetvel veya metre kullanılarak yapılır.

 


Şekil 22. Su ortamından maske içerisindeki havaya geçen ışık ışınları kırılarak göze gelir. Sualtında %33 daha büyük ve %25 daha yakın görülür.

Sualtında Işık ve Renk
Deniz yüzeyine gelen güneş ışınlarının suya girişlerini etkileyen çeşitli faktörler vardır. Bunların başında yansıma gelir. Deniz bilimlerinde su yüzeyine gelen toplam ışık ile yansıyan ışık arasındaki orana albedo denir. Beyaz rengin albedosu 1'dir. Siyah rengin albedosu ise O'dır. Deniz yüzeyleri çoğu zaman siyah cisimler gibi davranırlar. Su rengi koyulaştıkça albedo sıfıra yaklaşır. Gelen güneş ışını deniz yüzeyine ne kadar dik ise ışınların yansıması o kadar az olur, yani albedo düşüktür. Güneş ufka yaklaştığında ışınlar deniz yüzeyine eğik geleceğinden, yansıma fazlalaşır ve albedo 1'e yaklaşır.
Deniz yüzeyindeki dalgalar yansımayı arttırıcı bir etki yapar veya en azından ışığın suya homojen bir şekilde girmesini önler.Dalga hareketleri deniz yüzeyinde konkav veya konveks yüzeyler oluşturdukları zaman, aynı bir mercek gibi ışınların kırılıp belli bir bölgede toplanmasına veya dağılmasına neden olurlar. Bu şekilde, dip yüzeyinde aydınlık-loş ritmik ışık değişimleri oluşur ( Şekil 23 ).

 

Şekil 23. Dalgalardan ışınların kırılması. Dip ritmik olarak aydınlık-karanlık görülür.


Yayılma (Diffusion)
Işınlar su içerisinde asılı olarak bulunan küçük partiküllere çarparak yansır, yön değiştirir ve dağılırlar. Partiküllere çarparak yön değiştiren ışın, diğer partiküllere de çarparak her yöne yayılmış olur ( Şekil 24 ).

Şekil 24. Bulanık suya giren ışınların diffüzyonu. Işınlar partiküllere çarparak yansır ve her yöne yayılır.

Bulanıklılık (Turbidity)
Su içerisindeki partiküller ışınlan geri yansıtır ve yayılmasını önler. Bulanıklık, karasal kökenli kil boyutlu partiküller veya su ortamının kendi ürettiği ve plankton denilen mikroskobik canlılardan kaynaklanabilir. Planktonların yarattığı bulanıklık genelde yeşil-kahverengi, hatta kırmızı renklerde (red-tide) olabilir.
Planktonların deniz suyunun artan sıcaklığı veya kirlilik etkisiyle anormal çoğalabilecekleri bilinmektedir. Bazı durumlarda planktonca zengin akıntılar berrak sular içerisine girer ve denizin içerisinde türbiditesi değişik seviyeler oluştururlar. Turbiditesi yüksek sular loş ve karanlık olur. Böyle bir su ortamında dalgıç aynı dalış profili içerisinde bu tür seviyelere rastlayabilir.

Absorbsiyon (Işığın yutulması)
Işığın su ortamı içerisine girişi ve dağılımını etkileyen en önemli faktör ışınların kendi enerjileridir. Güneş ışınları bünyesinde tüm renkleri bulunduran beyaz ışık şeklinde gözümüze görünür. Beyaz ışık bir başka ortama girip kırıldığı zaman tayf dediğimiz kendini oluşturan renklere ayrılır. Kırmızıdan mor renge kadar ışınlar, kendilerine özgün dalga boyları (X) olan dalga hareketleri ile yayılırlar. Tüm renkler bir arada olmasına rağmen her ışın ayrı ayrı yayıldıkları dalga boylarına göre enerji taşırlar. Değişik ışın dalga boyları, aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Renk Dalga Boyu (λ)

İnfraruj (kırmızı ötesi) 1.10 µm
Kırmızı 0.80 "
Turuncu 0.70 "
Sarı 0,60 "
Yeşil 0.50 "
Mavi 0.40 "
Ultraviole (morötesi) 0.30 "

Işınların dalga boylan küçüldükçe enerjileri, dolayısıyla yayılma-girme güçleri de artar. Buna göre en çok enerji taşıyan ışınlar mavi- mor renklerdir. Bunun doğal sonucu olarak kırmızı ve turuncu renkler yüzeyde tutulurlarken mavi-mor ışınlar daha derinlere doğru yayılırlar. Kırmızı ışınlar 15 m'de absorbe olurlarken mavi ve mor ışınlar 250 m'ye kadar gidebilir. Ay ve güneş ışıkları için de benzer durum söylenebilir. Aydan gelen ışık sarı renkte olduğundan sahil kesimlerde en fazla 150 m'ye kadar inerken güneş ışınları 250 m'ye ulaşır.


Işık ışınları su içerisinde belli bir mesafe aldıktan sonra doğal olarak enerjilerini kaybederler ve absorbe olurlar (Şekil 25). Bu durum renklerin kaybolması ile kendisini belli eder. Özellikle organik moleküllerce zengin sular mavi ışınları daha çok absorbe ettiklerinden bu suların berraklığı azalır ve ortamda yeşil rengin hakim olmasına neden olur .
Pratikte dalgıç derinlere inerken, ortamda gittikçe gri-mavi ton renklerinin hakim olmaya başladığını, hatta el veya Şekil 25. Işınların dalga boylarına göre su içerisinde
derinlerle doğru yayılma özellikleri
parmaklardaki bir çizikten çıkabilecek kanının mavi-lacivert renkte olacağını görür. Diğer yandan, daha ilk metrelerde absorbe edilen büyük dalga boylu ışınlardan kırmızı ve turuncu renklerden sonra geriye kalan küçük dalga boylu yeşil-mavi renkler, denizlerin görünen rengini oluşturur. Nitekim denizlerin ve gökyüzünün mavi rengi buradan kaynaklanır. Denizlerin rengi çevresel faktörlerin kontrolünde mavi kahverengi arasında değişir. Genelde ekvator bölgesindeki denizler mavi-lacivert, kutup bölgelerinde yeşil-mavi renktedir. Ancak kıyı bölgelerinde çevresel etkenlerin su rengini büyük ölçüde etkilediği günümüzde iyi bilinmektedir. Genel bir kaide olarak yeşil - kahverengi renkler, sudaki alg türü organizmalardan kaynaklanır. Bu durumda; mavi-lacivertleşme oranı gittikçe artan sularda mikro organizmaların azaldığı söylenebilir.

 

SUALTINDA SES (Hidroakustik)


Ses dalgaları herhangi bir cismin titreşmesi sonucunda oluşan dalga hareketleridir. Ses dalgaları içerisinde bulunduğumuz hava ortamı tarafından iletilerek kulağımızdaki kulak zarını titreştirir. Bu şekilde gelen ses beynimiz tarafından algılanır. Ses dalgalarının bulundukları ortama göre yayılma hızları değişir. Ortam yoğunluğu ne kadar artarsa ses dalgalarının yayılma hızı da o kadar artar. Az yoğun (hava) ortamlarla mukayese edildiğinde yoğun ortamlar (su) sesi hem çabuk hem de daha kaliteli olarak iletirler. Bunun doğal sonucu olarak su içerisinde çok uzaklardan gelen sesleri duymak mümkündür.

Hava içerisinde sesin yayılma hızı 365 m/sn'dir. Su içerisinde yayılma hızı, 1500 m/sn'dir. Buna göre su içerisinde ses havaya nazaran yaklaşık 4 defa daha hızlı yayılır. Genel bir kaide olarak denizlerde tuzluluk, sıcaklık ve derinlik arttıkça, sesin yayılma hızı da artar. Ancak bu artış algılama açışından önemsizdir.

Kulaklarımızın fizyolojik yapısı, hava şartlarında sesin geldiği yönü iki kulak arasındaki uyum farkı ile bulur. Gelen ses her iki kulak tarafından ayrı ayrı algılanırken, iki kulak arasındaki uyum-zaman farkı sesin geldiği yönü bulmamıza yarar. Su içerisinde ses yayılma hızı fazla olduğundan iki kulak arasındaki uyum-zaman farkı çok az olur ve bu durumda ses ile yön bulunması zorlaşır. Dalgıçlar su içerisinde sesleri çok iyi duyarlar ancak sesin geldiği yönü bulamazlar. Pratikte su altında iken sesin geldiği yönü bulmak için 360° dönerek etrafı izlemek gerekir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


BÖLÜM 5

DENİZ BiLGiSi

Su ortamlarının fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri dalgıçları doğrudan etkiler, Bu özellikler, dalış emniyeti ve su altına uyum bakımından dalgıçların bilmesi gereken temel bilgiler arasında yer alır. Bunlar arasında denizlerde sıcaklık, tuzluluk, akıntılar, dalgalar ve rüzgarlar gibi değişken özelliklerin bilinmesi ön plana çıkar. Ayrıca, su ortamlarının genel dip yapısı, sualtı canlıları ve suların termal tabakalaşma hareketleri hakkındaki temel bilgiler, dalış planlarının yapılmasında ve uygulamasında çok önemli ve yararlı yer tutar.

DENİZLERDE SICAKLIK ve TUZLULUK

Deniz biliminde denizlerin ilk 100 m'lik derinliği yüzeysel tabaka olarak kabul edilir. Güneş ışınları, atmosferik ısı değişimleri, rüzgarlar ve buharlaşma gibi deniz suyu sıcaklığını doğrudan etkileyen en önemli etkenler, yüzey suları denilen bu kısımda gerçekleşir. Sıcaklık (temperature) ve tuzluluk (salinity) deniz suyunun değişmez özelliklerini oluştururlar. Tuzluluk, bazı okyanus akıntılarının oluşması, suyun yoğunluğu ve donma sıcaklığı gibi deniz suyunun birçok fiziksel ve dinamik özelliklerini belirleyici rol oynar. Nehirler ve yağmurlar denizin tuzluluğunu azaltıcı etki yaparken, buharlaşma ise arttırıcı etki yapar. Kızıldeniz ve Umman denizi gibi subtropik bölgelerde buharlaşma fazla
Şekil 26. Akdenizde yüzey tuzluluk
eğrileri dağılımı olduğundan, bu denizlerde tuzluluk fazladır. Tuzluluk günlük meteorolojik etkilerle değişmez. Değişse bile farklı yoğunluklarından kaynaklanan deniz suyunun dikey hareketleri ile çabucak karışıp homojen hale gelir. Akdeniz’in yüzey sularında tuzluluk batı kesimlerde %0.36-0.38, doğu kesimlerde ise %0.36-0.40 (litrede 36-40 gr) arasındadır (Şekil 26). Ancak bu rakamlar kış ve yaz aylarında değişebilir. Mevsimsel tuzluluk değişimleri %10 civarındadır.

 


Denizlerin yüzey suları ile derin sulan arasında sıcaklıkları farklıdır. Yüzey suları çok miktarda güneş ışınlan etkisinde kalır. Bu nedenle deniz suyunun gece-gündüz ve mevsimsel sıcaklıkları farklıdır. Bu fark okyanuslarda 28° ile -1° C arasında değişir. Ortalama 17.5° C'ye sahip olan okyanus sularının sıcaklığı -2 ile 28° C arasındadır. Akdeniz bölgesinde yaz ve kış aylarına göre denizsuyu sıcaklıkları (Şekil 27) de verilmiştir Buna göre yaz aylarında denizsuyu sıcaklığı doğu Akdeniz bölgesinde 28° C'ye ulaşırken kış aylarında 16° C ye kadar düşmektedir.

 

Şekil 27. Akdenizde yaz ve kış mevsimi ortalama su sıcaklık dağılımı


Sahil kesimlerinde günlük sıcaklık değişimleri 2°-3° C arasındadır. En belirgin yıllık değişimler ise ülkemizde Karadeniz bölgesinde 10-20°C'ye ulaşır. Akdeniz’de İskenderun-Kıbrıs-Rodos hattı batısında sıcaklık değişim miktarı 15-20° C, bu hattın doğusunda kalan bölgelerde 20-25° C arasındadır, «aradenizde bu değerler 10-15° C' dir. Derinliğe bağlı sıcaklık azalmaları özellikle Akdeniz’de azdır. Pratikte dalgıçlar, kullanacakları elbise ve kurşun kemerleri için bulundukları bölge ve denizlerin sıcaklığı ve tuzluluğu hakkında genel bir bilgiye sahip olmalıdır.

AKINTILAR (Currents)

Denizlerde akıntılar en önemli kütlevi su hareketleridir. Rüzgar, tuzluluk ve sıcaklık, Gel-Git olayları, Boğazlar ve Dalgalar akıntıların oluşmasının en belirgin nedenleridir. Bu akıntılar dünyanın bazı yerlerinde çok belirgindir.
Rüzgar Akıntıları
Rüzgarlar genelde yüzey akıntıların oluşmasına neden olur. Dünyamız ekvatordan itibaren 30° kuzey ve 30° güney enlemler arasında alize rüzgarlarının etkisindedir. Dünyanın doğudan batıya doğru olan dönme yönüne dik olarak esen ekvator (alize) rüzgarları büyük yüzey akıntıları oluştururlar (Şekil 28). Rüzgarların etkisinde oluşan bu akıntılar kuzey yarımkürede soldan sağa doğru, güney yarımkürede sağdan sola doğru hareket eder.

 

Şekil 28. Ekvator bölgesinde dünyanın dönme etkisi ile oluşan
önemli akıntı yönleri

Tuzluluk ve Sıcaklık Akıntıları (Thermohalin currents)
Su sıcaklığı ve buna paralel olarak tuzluluk miktarlarındaki değişimler okyanuslarda özellikle yoğun ve soğuk dip akıntılarının oluşmasına neden olur. Kutuplarda soğuyarak hacmi küçülen sular dibe iner ve ekvatora doğru hareket eder. Soğuk dip akıntıları, ısınan ekvator bölgesinde genişleyerek yükselir, yüzeye çıkar ve yüzeyden kutuplara doğru hareket eder. Bu büyük boyutlardaki su akıntılarının dalgıçları etkilemesi söz konusu değildir. Gel-git, boğaz ve dalga akıntıları dalış ortamlarını daha çok etkiler.
Akdeniz, Cebelitarık Boğazı ile Atlantik Okyanusuna bağlı bir tali deniz görünümündedir. Bu iki denizin su yoğunluklarının farkından dolayı oluşan termohalin akıntılar, gel-git ve dünyanın dönme etkisi ile yaklaşık 200 m kalınlığında az yoğun bir su tabakası halinde bu boğazdan Akdeniz’e girer. Bu kalınlığın altında ise tuzlu Akdeniz suları Atlantik’e doğru akar. Kuzey Afrika sahilleri boyunca ilerleyen akıntı, İskenderiye ve İsrail açıklarından kuzeye yönelerek İskenderun Körfezine ulaşır. Buradan batıya yönelir ve Mersin Antalya çizgisini izleyerek Girit’e ulaşır (Şekil 29). Bu akıntı Akdeniz’de izlenen ve denizle ilgisi olanlarca bilinen tipik su hareketidir.


Şekil 29. Akdeniz ve Karadeniz’de görülen
önemli akıntı yönleri


Gel-Git Akıntıları (Tidal currents)
Güneş, dünya ve ay uzay boşluğunda karşılıklı olarak birbirlerini çekerler. Dünya güneş etrafında 24 saate bir döner. Güneş çekimini dengeleyen bir hızda ve bir yörüngede yer alan dünyanın, güneşe olan uzaklığına göre mevsimlerin oluşması gerçekleşir. Ay da aynı şekilde dünya etrafında döner. Ancak bu dönmenin hızı 24,50 saattir, buna ay günü denir. Ay ve Güneşin çekim kuvveti etkisinde kalan dünyada hareket edebildikleri için en çok su kütleleri (denizler) bu çekimin etkisinde kalır. Gel-git olayı Ay ve Güneşin Dünya üzerine yaptıkları çekim etkisi sonucu oluşan su hareketidir (Şekil 30).
Düzenli olarak oluşan bu hareketlerden seviye yükselmesine gel alçalmasına git denir. Okyanuslar ve ekvatoral denizler ay çekim kuvvetinden en çok etkilenen bölgelerdir. Çekim etkisi deniz sularının yükselmesine neden olur. Ay ve güneş aynı doğrultuda bulundukları zaman çekim en fazla olacağından gel-git boyutları maksimuma ulaşır. Gel-git olayının peryodu ve şiddeti Güneş ve Ayın dönme peryotlarına ve denizin dip yapısına bağlı olarak değişir.
Coğrafi bölgesine göre karalarla çevrili iç denizlerde gel-git sırasında denizin alçalışı ve yükselişi 10 cm ile 1 m arasında değişebilir. Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında bu rakam 10-20 cm arasındadır. Kuvvetli gel-git'ler büyük okyanus kıyılarında geniş kıta sahanlığı olan sahil ve boğazlarda görülür. Örneğin Manş denizinde, Hürmüz boğazında deniz yükselmesi 5 m' yi bulur. Bu bölgelerdeki bazı iç koylarda ve kapalı denizlerde gel-git seviye miktarı daha da yüksek olabilir. Örneğin bu rakam, Kalifornia Körfezinde 12.3 m. , Kanada'nın Fundy Körfezinde 19.2 m. ve Fransanın Granuille Bölgesinde 16.1 m. olarak kaydedilmiştir.

Şekil 30. Ay ve Güneş çekimi ile gel-git olayının gelişmesi

Gel-git peryodları günde bir, iki veya düzensiz olmak üzere üç şekilde gerçekleşebilir. Örneğin; Meksika körfezinde gel-git günde bir defa gerçekleşirken, Fransa'nın atlantik kıyılarında günde iki defa gerçekleşir. Olayın şiddetli yaşandığı bölgelerde gel-git şiddetli bir dalga hareketi ile başlar ve yükselen su akıntısı gel-git peryodu süresince sahile doğru akar. Gel-git olayının en büyük etkileri bir boğaz ile açık denizlere bağlanan iç denizlerde yaşanır. Suyun yükselmesi veya alçalması sırasında boğazda şiddetli akıntılar meydana gelir. Akıntı gel-git peryodu dışında da devam edebilir. Akıntıların akış hızı, bölgesine göre çok yavaş 5 m/sn, şiddetle hissedilen bölgelerde 250 m/sn ulaşır.
Gel-git olayları sırasında su ortamı değişir ve aynı zamanda sualtı görüş mesafesinde ani değişikliklere neden olur. Dalgıçların bölgesel gel-git miktarları, peryodları ve oluşabilecek akıntılar hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir.
Boğaz Akıntıları
Boğazlar, denizler arası ilişkiyi sağlayan geçitlerdir. Bu geçitlerde oluşan akıntılar başlıca iki faktörün kontrolündedir. Bunlardan birincisi iki deniz arasındaki su bilançosu farkı, diğeri ise boğazın şekli derinliği ve pürüzlülüğüdür. Genelde boğaz akıntıları birbirine ters yönde olan iki akıntı sisteminden oluşur. Bunun tipik bir örneği İstanbul Boğazıdır. Akdeniz-Marmara yönünden gelen yoğun sular dipten Karadeniz’e doğru akarken, az yoğun Karadeniz suları yüzeyden Marmara’ya doğru akar (Şekil31).


MARMARA DENİZİ KARADENİZ

Şekil 31 İstanbul Boğazı dip yapısı ve akıntıları. Az tuzlu Karadeniz
sulan üstten Marmara’ya doğru akar

Birbirlerinden dar boğazlarla ayrılmış denizlerin su bilançoları farklı ise bu durum deniz seviye farklılığına neden olur. Nehirlerden az su gelmesi ve buharlaşma gibi nedenlerle, denizin biri diğerine nazaran su kaybına uğruyorsa seviye kaybeder. Bu durumda boğazlardan düşük seviyeli denize doğru akıntı olur. İstanbul Boğazı buna yine tipik bir örnek teşkil eder. Zira; Akdeniz’in su bilançosundaki eksiklik nedeniyle Karadeniz'e göre yılda 3 m seviye kaybettiği hesaplanmıştır.

Dalga Akıntıları
Açık denizde oluşan rüzgar kökenli dalgalar ve akıntıların kıyıdaki etkileri çok önemlidir. Dalgalar sahile vurdukları zaman belli bir sığlığa gelir ve sonra kırılırlar. Gelen su kırılma bölgesinden itibaren taşınarak sahil boyunca bir hareketin doğmasına neden olur. Suyun bir kısmı köpüklenme zonunun altında, bir kısmıda sahil boyunca hareket eder. Düzgün sahillerde oluşan sahil boyu su hareketine "sahil boyu akıntısı" denir. Sahil boyu gelişen akıntılar uygun yerlerde birikerek tekrar denize doğru yönelir. Buna" rip akıntısı" adı verilir (Şekil 32). Bazı sahillerde rip akıntılarının şiddetli olduğu unutulmamalıdır.

 

Şekil 32. Sahil ve rip akıntıları. Sahile yandan esen rüzgar küçük ölçekte
kıyı akıntılarının oluşmasına neden ölür

Pratikte dalgıçların bulundukları dalış ortamının bölgesel ve yöresel akıntı özelliklerini bilmeleri gerekir. Dalış planları bu özellikler göz önüne alınarak hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. Akıntının mevcudiyeti özel dalış planlarının yapılmasını gerektirir. Genel bir kaide olarak akıntılı ortamlarda dalınmaması tavsiye edilir. Ancak pratikte hızı ne olursa olsun daima akınlarla karşılaşılır. Bu durumda şu kaidelere uyulur;

1 - Dalışa daima akıntıya karşı başlanmalı ve mümkünse akıntısız bir çıkış yeri belirlenmelidir.
2 - Tekne dalışlarında teknenin burnu akıntının geldiği yönü gösterir. Suya tekne demirinin ipine yakın yerde girilir ve ipe tutunarak dibe inilir.
3 - Akıntıya karşı başlayan dalışın sonuna doğru dalgıç akıntıyı arkasına almalıdır. Bu şekilde yorulmadan çıkış yerine ulaşılmış olur.
4 - Akıntılı bir ortamda açık denize çıkış yapılmış ise, akıntı yönüne dik olarak kıyıya doğru yüzerek çıkış yapılmalıdır.
5 - Akıntıya kapılıp tekneyi kaçırmamak için çıkış noktasının teknenin ön tarafında olmasına dikkat edilmelidir.
6 - Akıntılı ortamlara teknelerden yapılan dalış sırasında tekneyi sevk ve idare edebilecek bir kişinin teknede kalması önemli bir tedbirdir.
Eğer göllerde veya baraj göllerinde dalış yapılacaksa su hareketleri ve dip yapısı önceden mutlaka bilinmelidir. Bu ortamlarda beklenmedik girdap, ters akıntı veya dip akıntıları ile sıkça karşılaşılır. Nehir yataklarında ağaç gövdesi, dal, eski tel parçaları ve görüntüyü maskeleyen organik döküntüler dalışı tehlikeye sokar. Tatlı su ortamlarındaki dalışlar daha çok dikkat ve daha ince planlama gerektirir.

DALGALAR

Deniz yüzeyinde oluşan periyodik su hareketleridir. Gemiler, su yapıları ve insanlar için daima tehlike oluştururlar. Dalgıçların dalga ve özelliklerini her yönü ile bilmelerinde büyük yararlar vardır.


Şekil 33. Dalga oluşumunu tanımlayan geometrik boyutlar

Dalga üç boyutu ile tanımlanır. Bunlar ; Dalga Yüksekliği (H), Dalga derinliği (h) ve Dalga boyu (L) dir (Şekil 33). Dalgaların ardarda iki tepesinin belli bir noktadan geçiş süresine dalga periyodu (T) denir. Bir dalganın boyu (L) ve periyodu (T) bilinirse o dalganın hızı (V);

V= L/T (cm / sn) 'den hesaplanabilir.

Bir dalganın tepesi ile çukur bölümü arasındaki mesafeye dalga yüksekliği (H) denir. Dalga yüksekliği dalga boyuna göre artıkça dalga kırılmaya doğru meyleder, öyle ki; H/L oranı 1/7 den büyük olduğu zaman dalga kırılmaya başlar. Bunun işareti de dalga tepeciklerinin köpürmeye başlaması ile belli olur. Dalgalarla ilgili araştırmalar, dalga hızlarının dalga yüksekliğine bağlı olmadığını fakat, dalga boyu ve peryodun arttıkça, hızın da arttığını göstermiştir. Dalga hareketi içerisinde su zerrecikleri dairesel bir yörüngede dönerler. Bu dairesel yörüngenin çapı dalga yüksekliği (H) kadardır (Şekil 34). Derine inildikçe dairesel yörüngelerin çaplan küçülür. Dalga boyunun yarısı derinliğe ulaşıldığında dalgadan kaynaklanan dairesel hareketler hissedilmez. Yani dalganın etkisi bu derinlikte biter. Örneğin; 10 m dalga boyu olan bir dalganın etkisi 5 m derinlikten itibaren hissedilmez.


Su derinliği ile dalga şekilleri ara- sında ilişki vardır. Eğer su derinliği dalga boyunun yarı-sından fazla ise "Derin su dalgası" buna karşın derinlik dalga boyunun 1/20 den az ise "Sığ su dalgası" oluşur. Sığ su dalgalarının en bariz özelliği ze- Şekil 34. Dalga Yayılma mekaniği ve dalgaların etki derinliği minden etkilenir olmalarıdır. 1/2 ile 1/20 arasındaki kesimde "Geçiş dalgaları" oluşur.
Dalgalan oluşturan kuvvetler dalgaların şekil ve davranışlarını etkileyen en önemli nedenleri oluşturur. Bunlar sırasıyla; rüzgar dalgaları, iç dalgalar, duran dalgalar ve afet dalgalarıdır. Bunlardan iç ve duran dalgalar, açık denizlerde suların yoğunluk farklılıklarından, atmosferdeki ani basınç değişikliğinden veya fırtına sonrası sakin dönemlerde oluşur. Oluşan bu dalgaların boylan oldukça uzundur ve dikey hareketler hakimdir . Afet dalgaları ise deniz diplerinde oluşan deprem heyelan veya kasırga önünde oluşan, boyları 4-7 m yüksekliğe erişen hızlı dev dalgalardır (tsunami). Bunlar arasında dalgıçları doğrudan ilgilendiren en önemli dalgalar rüzgar dalgalarıdır.


Rüzgar Dalgaları

Deniz yüzeyinden esen rüzgar enerjisinin bir kısmını deniz yüzeyine olan sürtünme ile harcar. Deniz yüzeyinde kaybedilen bu enerji kendini dalga hareketleri şeklinde gösterir. Önce dalga boyu 1.73 cm den küçük "Kapiller Dalga"lar oluşur. Kapiller dalgalardan sonra "Gravite Dalgaları" oluşur. Bunların dalga boyu 1.73 cm'den büyüktür ve yerçekimi kontrolünde hareket ederler. Önce oluşan bu küçük dalgalar rüzgarın hızına, esme süresine ve esme mesafesine bağlı olarak gelişip büyürler. Deniz yüzeyinde değişik hızla esen bir rüzgardan tam bir dalga oluşabilmesi için gerekli süre ve mesafeler aşağıda tabloda verilmiştir. Doğal olarak, dalga yükseklikleri ve periyodları rüzgar hızına bağlı olarak gelişir ve şiddetlenir.
Örneğin ; 5.1 m/sn hızla esen bir rüzgarın tam bir dalga oluşturabilmesi için en az 2.4 saat ve 18.5 km lik mesafeden esmesi gerekir.


Rüzgar hızı
(m/sn) Esme Mesafesi
(km) Esme Süresi
(saat) Ortalama peryod
(sn) Ortalama dalga
boyu (m) Ortalama dalga
yüksekliği (m)
5.1 18.5 2.4 2.9 8.5 0.27
10.2 140 10 5.7 32.9 1.5
15.3 520 23 8.6 76.5 4.1
20.4 1320 42 11.4 136 8.5

Tablo 2. Rüzgar hızı, esme mesafesi ve esme süresi arasındaki ilişki


Fırtına merkezlerinde" Deniz " tabir edilen şekilsiz ve düzensiz dalgalar oluşabilir. Rüzgarın durduğu bölgelerde gelişen bu belirsiz dalgalar yavaş yavaş tam dalgalara dönüşür. Birlikte hareket ederler ve kopuk ve kırılma olmaksızın düzenli bir şekilde ilerlerler. Yuvarlak tepeleri ve kavisli çukurları vardır. Düzenli olan bu dalgalara Ölü deniz dalgaları veya Solagan adı verilir. Bu dalgalarda su nakli yoktur, dikey hareketler vardır. Denizlerde yayılan bu tip bir dalga uzun mesafeler kat edebilir. Dalga hareketi sırasında su zerrecikleri dikey yönde ve dairesel olarak hareket eder. Bu dairelerin çapı derinlere indikçe küçülür. Dalga boyunun yarısı kadar derinlikte çap % 4'e iner ve pratikte burada dalga hareketi mevcut olmaz.
Rüzgarın etkisiyle oluşan son dalga şekli "Çatlayan Dalgalar" dır. Sahile yakın yerlerde oluşan bu dalgalar kırılarak köpürürler. Burada su zerrecikleri artık dairesel hareket etmeyip sahile doğru ilerler. Sığ sulara ulaştığında dalganın periyodu hariç diğer boyutları değişir. Dalga boyu kısalır, dalga derinliği azalır ve bu azalış derinlik dalga boyunun yarısına gelinceye kadar devam eder. Dalga boyuna eşit derinliğe ulaşıldığında dalga dairesi dibi yalamaya başlar ve alt kısım hızını kaybederek yavaşlar. Bu sırada tepe kısmı ilk hızı ile hareketine devam ettiğinden, önce dalganın yüksekliği artar, sonra tepe kısmı parçalanarak tabana doğru dökülmeye başlar. Dökülen su dalga çatlamasının başlangıcıdır ve bundan sonra köpürme ve türbülans başlar. Köpükler içerisinde sahile vuran su dönüş sırasında tekrar gelen dalgaların altından veya rip akıntıları şeklinde denize geri döner.
Sahile vuran dalgaların tepe şekilleri sahilin dip yapısına göre çeşitli şekillerde olabilir ;
a - Tepe üstü uçuşan dalga; Bu tip dalgalar çok az meyilli veya düz sahillerde oldukça yüksek şekillerde oluşurlar. Dalgalar sahilden oldukça uzakta uçuşmaya dökülmeye ve parçalanmaya başlar. Geniş surf alanları oluştururlar ve dalga enerjileri tüm geniş alana yayılmıştır. Türbülanslı ve akıntılı ortamlar oluşturur.
b - Tepesi parçalanan dalga; Bu tip dalgalar enerjilerini çabuk ve gösterişli bir şekilde tüketirler. Meyilli dip yapısına işaret eder. Dalga sahile yaklaşınca tepeler kısa mesafede köpürerek dökülmeye ve parçalanmaya başlar.
c - Tepesi kaybolan dalga; Çok meyilli dip yapısına işaret eder. Dalga yükseklikleri fazla değildir. Tepeler köpük oluşturmazlar. Dalga adeta sahile vurup geri döner.
d - Ölü dalga tepeleri ; Dike yakın meyilli dip yapısına işaret eder. Deniz inip kalkan bir çalkalanma görünümündedir.
Dalga tepeciklerinin bazı sahillerde uzakta bir yerlerde döküldüğü, sonra tekrar oluşarak sahilde tekrar döküldüğü görülür. Bu durum ilk dökülme yerinde topuk tabir edilen bir sığlığın oluğuna işaret eder (Şekil 35). Dalgalar genelde sahile paralel olarak yaklaşır. Ancak sahildeki girinti, çıkıntı şeklindeki sahil çizgisi değişimleri karşısında birtakım yön değişikliğine uğrarlar. Konverjan veya diverjan bükülme denilen bu olaylarla, dalga şiddeti burunlarda artar, koylarda ise azalır (Şekil 36).

 

Şekil 35. Sahilde görülmeyen deniz içi yükseltilerde (topuk) dalga kırılması ve oluşan kıyı akıntıları
Dik burunlara belli bir açı ile gelen dalgalar burada kırılarak (diffraction) yön değiştirir (Şekil 37). Bu durumda burunların hemen arkasında dalgasız sakin alanlar oluşur. Dik sahillerde dalgaların geri yansıması durumunda oldukça çalkantılı deniz bölgeleri oluşur. Dalış mahalline gelindiğinde bu gözlemlere dayanarak dalgıçlar dalmadan önce sahillerin dip yapısı ve dalgaların muhtemel hareketleri etkileri hakkında bir bilgi sahibi olurlar.

Şekil 36. Dalgaların kıyı yapısına göre açılarak (Diverjan)
veya kapanarak (Konverjan) yön eğiştirmesi
Pratikte dalgıçlar dipten sahile doğru yaklaştıklarında önce dalga etki derinliğine ulaşırlar ve dalgayı hissederler. Sahile yaklaştıkça ileri geri hareketlerin etkisine girerler. Ortamda görüntü azalır ve tutunmak zorlaşır. Bu durumu önceden kestirip hazırlıklı olmak veya çıkış noktasını bu tür etkilerden uzak yerlerden seçmek gerekir.

Şekil 37. Dalgaların kayalık burunlara
çarparak kırılması
DALIŞTA GiRiŞ VE ÇIKIŞ NOKTALARI


Dalış ortamı dikkatlice incelendikten sonra dalgıçlar ilk iş olarak suya giriş ve çıkış noktalarını tespit ederler. Bu tespit işleminde şu noktalara dikkat edilir;

a - Giriş ve çıkış noktalarının fiziksel yapısı ; Giriş tüm dalış malzemeleri ile kolayca erişilebilen bir noktada seçilmelidir. Giriş noktasının taşlık, kayalık, yosunlu, kaygan v. b gibi özellikleri gözden geçirilir. Görüş mesafesi kısıtlı sularda belirtilen özelliklerin ve su derinliğinin tespiti zordur. Giriş noktası özellikleri araştırılırken çıkış noktasının yeri için de aynı gözlemler yapılır. Tekne çıkışlarında tekne yüksekliğine dikkat edilmelidir.
b - Dip yapısı ; Su altında dalga tesirli kayalık zeminler dalgıçlar için tehlikelidir. Balçık, eski kazıklar, tekne ve cam parçaları dalışı olumsuz etkileyebilecek faktörlerdir.
c - Deniz canlıları; Dibe tutunarak yaşayan deniz kestaneleri, dikenli yıldızlar, tırtıllar ve dikenli likenler gibi canlılar dalama veya batma halinde dalgıçlara zor anlar yaşatırlar. Ayrıca sancı dolama yosun ve bitkilere dikkat edilmelidir.
d - Su hareketleri ; Akıntı, girdap ve dalga giriş ve çıkışları olumsuz etkiler, özellikle şnorkelle yüzülmesi gereken mesafe varsa bu etkiler öncelikle incelenmelidir. Dalga etki derinliğinden bir an önce ayrılmalı veya ani etkilerine hazırlıklı olunmalıdır.

Bölgesel özellikler daima ön planda tutularak giriş ve çıkışlarda bölgeyi iyi bilen tecrübeli dalgıçların önerileri ve uygulama şekilleri dikkatle izlenmelidir.


TERMAL TABAKALAŞMA (Thermocline)


Denizlerin sıcaklığı bunların ısınma ve soğumasını zıt yönlerde etkileyen faktörlerin etkisindedir. Denizlerin sıcaklığını kontrol eden en önemli etken güneş ışınlandır. Işınların önemli bir kısmı denizler tarafından soğurulur. Deniz sularında ısı kaybına neden olan başlıca etkenler; buharlaşma ve atmosferik ısı akıntılarıdır. Isınan denizler mevsimine göre kendisi ısı veren bir kaynak şekline dönüşebilir. Denizlerin verdiği ısı miktarı yüzey sularının sıcaklığına ve havanın nem miktarına bağlıdır. Havanın nem miktarı ne kadar düşük ise denizlerden atmosfere verilen ısı miktarı o kadar artar. Denizlerin sıcaklık kaybının en önemli etkeni buharlaşmadır. Öyle ki; denizler sıcaklıklarının yarısını buharlaşma yolu ile kaybederler.
Suyun yoğunluğu sıcaklığına bağlı olarak değişir. Su molekülleri soğudukça kristalleşme eğilimine gireceklerinden su ağırlaşır. Örneğin 20°C'de yoğunluğu 0.998 gr/cm3 gelen suyun sıcaklığını 0°C'ye indirdiğimiz zaman yoğunluğu 0.999 gr/cm3 olur. Bu durumda gittikçe soğuyan su ağırlaşarak dibe doğru yönelir. +4°C'de su en yoğun haline gelir. Donma noktasında su molekülleri arasında oluşan boşluklar nedeniyle su-buz dönüşümünde yoğunluk birden düşer. Nitekim buzun yoğunluğu 0.91 gr/cm3 'dir ve su üstünde yüzer.
Denizlerin kazandığı ve kaybettiği ısı miktarı her denizde aynı değildir. Bazı denizler ısınırken bazıları soğur. Ekvatordan kuzeye doğru 25'ci enleme kadar olan bölgelerde denizler ısınırken daha kuzeydekiler soğur. Bu nedenle iki bölge arasında güneyden kuzeye sıcak su akıntıları oluşur ve bu şekilde denizlerarası ısı alışverişi gerçekleşir.

Termoklin
Muhtelif derinliklerde meydana gelebilen soğuk su tabakasıdır. Bu su tabakaları hem denizlerde hem de göllerde olabilir. Deniz ve göllerde termoklin oluş nedenleri aynı olmakla beraber boyutları ve etkileri biraz değişiktir.

Denizsuyu Sıcaklığı (°C)

Şekil 38. Deniz suyu sıcaklıklarının derinliklere göre mevsimsel değişimleri. En belirgin değişimler yaz aylarında olmaktadır.
a) Denizler; Doğal olarak güneş ışınlarından etkilenen denizlerin yüzey suları daha çok ısınır. Yüzey suları ısındıkça daha derindeki soğuk sular ile aralarında sıcaklıkları farklı iki tabaka oluşur. Buna termal tabakalaşma (thermocline) denir. Yüzey sularında en bariz sıcaklık değişimleri yaz aylarında olduğundan termal tabakalaşma ençok bu aylarda belirginleşir. Sakin ve çabuk ısınmış sularda tabakalar arası sıcaklık farklılıkları fazladır. Şekil 38'de Fransa kıyılarında yapılan deniz suyu sıcaklık ölçümleri verilmiştir. Burada ağustos ayına ait eğri dikkat çekicidir. Zira deniz yüzeyinden derine doğru ilk 50 m'de sıcaklık değişimi 12-13 °C'yi bulmaktadır. Tropik bölgelerde termal tabakalaşmanın 15 m derinliğe kadar kadar yükseldiği görülmüştür.

Doğal olarak sıcak yüzey suları az yoğun olduklarından, yüzeyde bir tabaka oluştururlar. Soğuk sular ise dipte bir tabaka halinde bulunur, iki tabaka arasında kendisini 10-15 °C'ye varan ani sıcaklık düşüşleri ile belli eden sınır bulunur. Mevsim sonunda suların soğuması ile birlikte su yoğunluğu artmaya başlar. +4°C 'de su en yoğun halindedir. Yoğunlaşan su yavaş yavaş dibe doğru hareket etmeye başlar ve termal tabakalaşma sınırı gittikçe daha derinlere doğru iner. Bu arada oluşan dikey konveksiyonel akıntılar sıcak-soğuk su karışımını sağlar. Mevsimsel dalga hareketleri ve akıntılarda karışıma yardımcı olur.

b) Göller; Tatlı su ortamları denizlere göre rüzgar ve akıntı yönünden daha sakin olduklarından termal tabakalaşma bu ortamlarda daha fazladır. Ancak soğuk mevsimlerde göl yüzeylerinin buz tutması ile yüzey sulan daha soğuk hale gelir. Bu durumda soğuk su tabakası yüzeyde sıcak su tabakası derinlerde bulunur, ilkbaharla birlikte göl yüzey suları ısınır ve rüzgar ve dalgaların etkisiyle sular karışarak sıcaklık yönünden homojenleşir. Yaz aylarında rüzgarların kesilmesi ve güneş ışıması ile birlikte termal tabakalaşma başlar. Bu süreçte sıcak yüzey suları ile soğuk dip suları arasında karışma olmadığı için, göl dibi ortamı oksijensiz kalır. Bu durum bitki ve canlı artıklarının çürümesine ve bunun sonucu olarakta H2S .CH4 S02 gibi zehirli gazların ortaya çıkmasına neden olur. Bu gazların ortaya çıkması ve oksijen azlığı nedeniyle dip bir yandan çoraklaşırken, diğer canlılar oksijenin bol olduğu yüzeye doğru akın ederler. Bu nedenle; yaz aylarında göl yüzey sularında yosun ve plankton fazlalaşır. Bu durum dalgıçların görüş mesafesini ve hareketlerini olumsuz etkiler. Sonbaharın gelmesiyle güneş ışıması azalır ve rüzgarların etkisiyle göl suları tekrar birbirleriyle karışmaya başlar. Bir göl ortamının şematik kesiti Şekil 39 'da verilmiştir.

Pratikte dalgıçlar göl dalışlarını kış veya ilkbahar aylarında yapmalıdır. Dalışların yaz devresinde yapılması durumunda termoklinlere, zehirli su tabakalarına ve düşük görüş mesafesine dikkat edilmelidir.



Şekil 39. Göl ortamı ve muhtemel termoklin seviyesi, (fotik zon: ışık alan bölge, litoralzon : kıyı bölgesi)


SUALTI CANLILARI

Sualtında yaşayan canlılar kabaca bitkiler, omurgasızlar ve balıklar olmak üzere uç büyük gruba ayrılırlar. Her grubun içerisinde insan için zararlı veya zararsız türler vardır.
Hareket edebilen sualtı canlılarının büyük bir kısmı zararsız ve korkaktırlar. Bu yüzden her turlu ses, ışık ve hareketten etkilenirler uzaklaşmaya, saklanmaya veya kapanmaya çalışırlar, intikam ve öç alma duyguları yoktur. Her canlı gibi tehdit hissettikleri zaman korunma mekanizmalarını harekete geçirirler. Nitekim; su içerisinde canlılar tarafından ısırma veya sokmalarından kaynaklanan yaralanmaların büyük çoğunluğu canlıların insana doğrudan saldırmasından çok kendisini savunması sonucunda oluşmuştur. Bu yaralanmalar en çok bir deniz kestanesinin üzerine basma, bir vatoz veya trakunyanın üzerinde yürüme veya kovuktaki bir mürenin ısırması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Unutulmaması gereken bir nokta da, sualtı canlılarının saldırıları kara hayvanlarından daha tehlikelidir. Genel bir kaide olarak dalgıçlar sualtı canlılarına dokunmadan hareket ederler. Hareket sırasında zeminde yaşayan canlılara sürtünmemek, kovuklarda yaşayan canlıları rahatsız etmemek gerekir. Dalgıçlar, sualtı canlılarını tanıdıkça doğal olarak bunlardan gelebilecek zararları öngörerek hareket ederler. Genel olarak şu önlemlere uyulmalıdır ;

 

a ) Elbiseler daima başlık ve eldivenle birlikte giyilmelidir.
b ) Bölgede yaşayan zararlı canlıları tanımalı ve ona göre hareket edilmelidir.
c ) Bilinmeyen ve tanınmayan tipte bir canlıya yaklaşmak veya üzerine avlamak amacıyla bıçak veya zıpkın ile gitmek tehlikeli olabilir.
d ) Dalgıç bulunduğu yeri, zemini ve canlıları inceleyerek hareket etmelidir. Bunun için nötr yüzerlik sağlanmalıdır.
e ) Üzerinde zıpkınla avlanmış balık, böcek veya ahtapot varken dalgıcın etrafında oluşan kan kokusu başta köpekbalıkları olmak üzere birçok hayvanı o bölgeye çeker. Saldırgan bir balığın görünmesi ile birlikte önce avlanmış balıkları ve varsa parlak çekici eşyaları derhal bırakıp o noktadan yavaş ve sakin hareketlerle uzaklaşmak gerekir. Sanılanın aksine balık saldırısı ancak belirli şartlarda ve nadiren olur.
f ) Yosunlar deniz diplerinin olağan örtüşüdür. Boyları metrelerce uzayabilen yosunlar dalgıçlara dolanarak tehlike oluşturabilirler. Dolaşma durumunda sert hareket etmeden yavaş hareketlerle kurtulmaya çalışmak en uygun çözümdür. Dalış arkadaşlarının da bu ortamlarda birbirlerini kollaması ve yardımcı olması gerekir.

Zehirli Balıklar


Türkiye Akdeniz kuşağında subtropik bir bölgede yer alır. Bu bölge denizlerinde zehirli balıkların mevcudiyeti soğuk bölgelere göre daha fazladır. Dalgıçları ve tüm yüzücüleri ilgilendiren zehirli balıklar Akdeniz sahil şeridinde sıkça görülürler (Tablo 3). Bunların en önemlileri kıkırdaklı balıklar sınıfından;
Rina-Vatoz (Dasyatidae familyası), Fulya-Çuçura (Myliobatidae familyası),Kazık kuyruk (Gymnuridae familyası), Elektrik Balıkları (Torpedinidae familyası ) gelir. Kemikli balıklar sınıfında ise , Üzgün balıkları (Callionymidae familyası) iskorpit balıkları (Scorpaenidae Familyası), Sokar balıkları (Siganidae familyası ), Trakonya balıkları (Trachinidae familyası) ve Tiryaki balıkları (Uronoscopidae familyası) gelir. Bu balıkların çoğu dip kumları üzerinde veya içerisinde gizlenerek yaşayan demersal türlerdir. Bu nedenle sokmaların çoğu üzerlerine basma sonucu meydana gelir. Balıkların sokma aygıtları türlerine göre değişebilir.

Vatoz (Rina) Balıkları ; Oval, yassı, genişliği 30 cm den 2 m ye kadar olan ve bariz olarak yüzgeçleri görülmeyen kıkırdaklı balıklardır. Kamçı şeklindeki kuyrukları karakteristiktir. Zehir aygıtı testere kenarlı bir iğne şeklinde olup, kuyruk ucunda ve bir kılıf içerisinde bulunur. Bazı vatoz türlerinin hedeflerine sahip oldukları zehrin farkında olarak bilinçli olarak saldırdıkları bilinmektedir. Bunun için kuyruklarını hedeflenen nesneye doğru ani olarak bükerek yaparlar. Yumuşak zemini olan sığ sahillerde, lagünlerde ve nehir ağızlarında sıkça gözlenir. 200 m derinliğe kadar yayılım gösterirler.

Fulya- Çuçura Balıkları ; Vatozlara çok benzerler, kamçı şeklindeki kuyrukları çok uzundur. Kafa vücuttan belli olacak şekilde ayrılmıştır. Bu balıklar yarı pelajiktir yani tabanda veya su içerisinde bulunabilirler. Su yüzeyinde yüzdükleri görülmüştür. Zehir aygıtları kuyruk ucunda bulunur.

Kazık kuyruk Balıkları ; Tüm Rina balıklarının özelliklerini taşımakla beraber kuyrukları kısadır. Demersal bir tur olup 60 m derinliğe kadar kumlu çamurlu diplerde yaşarlar.

Elektrik Balıkları ; Bu balıklar elektrik akımı üretme yeteneğine sahiptir. 70 v 'ta kadar elektrik üretebilirler ve bu özelliklerini hem korunma hem de avlanmak amacıyla kullanırlar. Vücutları daire şeklinde, kuyrukları uzamış ve yüzgeçlidir. Demersal tur olup 60 m derinliğe kadar yayılım gösterirler.

Üzgün Balıkları ; Boyları 10-15 cm, pulsuz, solungaç kapakları dikenli, kumlu çamurlu zeminlerde yaşayan, bazı türleri 650 m derinliğe kadar yayılım gösteren demersal balıklardır. Zehri hafif olup insanlarda hayati tehlike oluşturmaz.

İskorpit Balıkları; Ilıman denizlerde yaşayan yüzlerce türü bilinmektedir. Çoğu türleri demersal balıklardan olup kayalıklı kumlu kıyılarda çok bulunur. Sırt anüs ve karın yüzgeçlerindeki dikenlerin tümü zehirlidir. Boyları 20-50 cm arasında 1000 m derinliğe kadar yayılım gösteren, zehri şiddetli balıklardır.

 

 

Vatoz (Dastyatis Centroura) Çuçuna (Myliobathus aquila)

 

Elektrik Balığı (Torpedo torpedo) Kazık Kuyruk (Gymnura altavela)

 

İskorpit (Skorpaena notata) Sokar (Siganus rivulatus)

 

Üzgün Balığı (Callionymus maculatus) Trakonya (Trachinus radiatus)

 

Sokar Balıkları; Yassı vücutlu, kuyrukları hafif çatallı, boyları 10-40 cm arasında değişen balıklardır. Zehirli iğneleri sırt, karın ve anüs yüzgeçlerinde bulunur. Zehri hafif olup insana hayati tehlike oluşturmaz. Avlanıp tüketilen balıklardandır.
Trakonyalar; Dalgıçlar ve yüzücüler için en tehlikeli zehirli balık türleridir. Kıyılarda kumlu çamurlu zeminlerde yaşarlar. Sıcak mevsimlerde üremek amacıyla 5-6 cm sığlıklara kadar gelirler. Başları hafifçe dışarıda kumlara gömülü olarak yaşarlar. Dinlenme halinde sırt yüzgeçleri yatıktır. Ürkmesi durumunda yüzgeçleri dikleşir, solungaç kapakları açılır ve en ufak temasta sokar. Boyları 20-40 cm arasında değişir. Zehirli dikenleri sırt yüzgecinde 3-5 adet ve solungaç kapağı üzerlerinde bulunur.
Tiryaki Balıkları; Demersal et yiyici bir balıktır. Köşeli kübik kafası ile tanınır. Gözler başın üst kısmında yer alır. Zehirli iğnesi omuz dikenindedir. Aynı trakonyalar gibi kumlar içerisinde baş hafifçe dışarıda gömülü olarak yaşarlar.
Rina grubu balıklarının sokması ilk on dakika içerisinde şiddetli bir ağrı ile başlar. Ağrı tüm uzuvları etkiler ancak; en çok sokma yerini çevreleyen 10 cm1 lik bir alan içerisinde keskin, spasmik veya zonklama şeklinde hissedilir. Giderek şiddetlenen ağrı yaklaşık 90 dk. sonra azalmaya başlar. Ancak, hafif de olsa 6 ile 48 saat devam eder. ilk 5 dk içerisinde şiddetli ağrı nedeniyle baş dönmesi, baygınlık hatta kalp yetmezliği görülebilir Daha aşırı sendromlarda ise tansiyon düşüklüğü, kusma, ishal, şişme, kas uyuşması şeklinde gittikçe ağırlaşan ve sonu ölüme varabilen bir tablo izlenebilir.
Trakonya yaralanmaları, ilk olarak ani bir yanma veya cam saplanması hissine benzeyen bir ağrı ile başlar. Ağrı tüm uzuv boyunca yayılır ve ilk yarım saat içerisinde şiddetlenerek devam eder. Ağrının şiddetiyle çırpınmalar, bağırmalar hatta şuur kaybı görülür. Çoğu durumlarda morfin bile ağrıyı kesmede yetersiz kalır. Acıyı azaltmak için yarayı sopa ile dövenler, parmağını kesenler, yarayı sirkeli kağıda sararak yakanlar bilinmektedir. Eğer hemen müdahale edilemezse ağrı belli bir bölgede odaklanır ve hasta devamlı idrar çıkarma ihtiyacı hissedebilir. Yara ilk yarım saat içerisinde kızarır, şişer ve tüm vücuda yayılabilir. Şişlikler 10 gün kadar sürebilir. Başlangıçtaki ağrı, baş ağrısı, ateş, titreme nöbetleri, sayıklama kusma, terleme ve bayılma gibi etkilerle devam eder. Trakonya sokmaları sonucu ölümlere rastlanılmıştır.

 

 

BÖLÜM 6


SUALTI FİZYOLOJİSİ


DALIŞ TEHLİKELERİ. KAZALARI ve HASTALIKLARI

Bir atmosfer basınç altında yaşayan insan vücudu, sualtı derinliklerine indikçe artan basınç karşısında yaşam fonksiyonlarını doğrudan etkileyen ve tehdit eden tehlikelerle karşılaşır. Sualtında etkili olan fizik kanunları ve ortam özellikleri temel fizyolojik işlevleri etkiler, değiştirir ve bozar. Tüm bilgi ve becerilere rağmen unutkanlık, yanlış uygulama veya beklenmedik bir olay, dalışın tüm kaide ve uygulamalarını bozabilir veya yok edebilir. Dalgıçlar karşılaşabilecekleri bu tehlikelerin, belirtilerini, nedenlerini, sonuçlarını, önlemlerini ve tedavilerini bilmek zorundadırlar. Dalgıçlar derinlere doğru süzülürken artan basınç karşısında karşılaştıkları tehlikelerin benzerleriyle dalış sonunda yükselirken; yani azalan basınç karşısında da karşılaşabilirler.

Azot Narkozu (Nitrogen Narcosis)

Su altında basınçlı hava solumak kişiye göre değişebilen davranış ve algılama bozukluklarına neden olabilir. Bu sendroma azot narkozu denir. Dalgıcın azot karşısındaki etkileşimi uyuşmaya kadar giden belirtiler zinciri ile ortaya çıkar. Derinlik sarhoşluğu olarak da anılan bu durumun nedenleri, günümüzde de kesin olarak bilinmemektedir.
Bir gaz karışımı olan havanın esas bileşenleri % 21 oksijen ve % 78 azottur. Soluma sırasında oksijen kan hemoglobini ile bileşik yaparak kimyasal bağlarla dokulara girerken, azot vücut dokularıyla ve kanla bileşik yapmayan aktif bir gaz olarak kalır. Henry ve Graham kanunları uyarınca basınç altında vücut dokuları bu gazı absorbe eder. Su altında azot kısmi basıncı P (azot) = 3.2 atm 'e ulaştığında merkezi sinir sistemi dokularına narkotik (uyuşturucu) etki yapmaya başlar. Solunan havadaki azot kısmi basıncının 3.2 atm. olması için 4.1 atm.' lik bir ortam basıncı gerekir ki bu basınç yaklaşık -30 m derinliğe tekabül eder. -30 m. derinlik azot narkozu etkisinin başlayabileceği derinliktir. Narkoz etkisi kişiden kişiye değiştiği gibi aynı kişi üzerinde günden güne değişebilir. Azotun narkotik etkisi sinsi ve aldatıcı olabilir, iki dalgıçtan birisi narkoz etkisine girerken diğeri girmeyebilir veya kişi narkoz etkisine girmeden birçok defalar aynı derinliğe girmiş olmasına rağmen son girişinde narkoz etkisinde kalabilir.
Azot gazının basınç altında sınır dokularının dış çeperlerini ayrıştırarak bozduğu sanılmaktadır Bu durum sinirsel uyarı-algılama sisteminde iletişim düzensizliklerine neden olur. Algılamada ve yorumlamalardaki düzensizlikler insan üzerinde alkol benzen bir etki ile kendisini belli eder Başlıca belirtileri , aşırı güven hissi, kendini neşeli ve formda hissetme ile başlar (Öfori). Derinlere gittikçe belirtiler daha belirginleşir ve ağırlaşır. Derinliklere göre azot etkisi Tablo 4’te verilmiştir..
Azot Narkozunun
Derinliklere Göre Etkileri
4 atm
( 30 m ) orta dereceli öfori (kendini formda ve neşeli hissetme), geciken tepkiler kol ve bacaklarda titreme
6 atm
( 50 m ) uyku hali, hayal görme, algılama bozukluğu, gülme hissi, hareketlerde koordinasyonsuzluk
8 atm
( 70 m ) neşe ve keyiflenme, düşünce bozukluğu, kontrol dışı gülme ve korku tepkileri
10 atm
(90 m) tam uyuşma , düşünce bozukluğu, akli işlemlerin durması

Tablo 4. Azot narkozu etkisi ve derinliklere göre gelişen belirtileri
Narkoz etkisinin başlaması ile beraber, dalgıçta dalış kurallarına karşı lakaytlık ve anormal davranışlar başlar. Bu durumda iken daha derinlere inmek sonu ölümle sonuçlanabilecek hata ve hareketlerin artmasına neden olur. Basınç azaldığı zaman sinir çeperleri eski haline gelir ve sinirsel algılama önceki normal haline geri döner. Bu nedenle, Azot narkozu hissedildiği anda bulunulan derinlikten 2-3 m yükselme ile narkoz etkisi aniden ortadan kalkar.
Narkotik etki, basınç arttıkça ve soluma zamanı uzadıkça daha fazladır. Ayrıca, korku, stres, yatıştırıcı ilaçlar, alkol, soğuk su, kanda görülen yüksek karbonmonoksit ve karbondioksit kısmi basıncı ve sualtına 25 m/dk 'dan daha hızlı yapılan inişler narkoz etkisini arttıran nedenlerdir. Zayıf kişilerde narkoz daha fazla görülür.

Derin dalış yapan dalgıçlar -30 m'ye yaklaşırken birbirlerini dikkatle izlerler. Arkadaşında anormal bir durum hisseden dalgıç önce arkadaşı ile haberleşerek onu yakın takibe alır ve gerekirse kendisini derhal yükselterek sığ seviyelere getirir. Genel bir kural olarak o gün mükerrer dalış yapılacaksa bir daha o derinliğe inilmez. Azot narkozu her şeyden önce iyi bir dalış planlaması ve dalış kurallarının tam uygulanması ile önlenebilir

 

Vurgun (Decompression Sickness)


Basınç altında soluma ile vücudun absorbe ettiği azot gazı basıncın azalması ile birlikte tekrar gaz olarak açığa çıkmaya başlar. Kanda oluşan azot mikrokabarcıklar normal solunum yolu ile dışarı atılırlar. Eğer oluşan kabarcıkların solunum yolu atılması için yeterli zaman yoksa damarlar içerisinde dolaşmaya başlar ve rastladığı herhangi bir damarı tıkayarak vurgun (caisson hastalığı) denilen hastalığın oluşmasına neden olur.
Herry ve Graham Kanunlarına göre azot gazının vücut dokularına girmesi kısmi basıncı ile doğru orantılıdır. Bu basınç ne kadar çok ve uzun sürerse dokuların azot gazına saturasyon (doygunluk) dereceleri o kadar artar. Azotun vücut içerisindeki absorbsiyon hızı aynı zamanda dokuların cinsine ve içerisindeki kan dolaşım hızına bağlıdır. Bu açıdan bakıldığında azotu çabuk absorbe eden ve geri veren dokulara "hızlı dokular" denir ve bunların başında beyin dokuları gelir. Kan dolaşımının az olduğu yağ ve kıkırdak dokuları gibi "Yavaş dokular" azotu yavaş alır fakat yavaş geri verirler. Bunlar arasında yağ dokularının azota karşı ilgisi oldukça fazladır. Bundan dolayı daha çok miktarda azot absorbe ederler.
Yükselişe geçen dalgıcın azalan basınç karşısında vücut dokuları azotu atmaya başlar. Dokulardaki azot önce kana, oradan da ciğerlere gelerek solunum yolu ile atılır. Azotun yavaş dokulardan tamamen atılması 24 saat sürer. Kandan solunuma verilerek atılan azot miktarı dokuların kana verdiği azottan az ise kanda azot birikmesi başlar. Yüzey basıncına gelindiğinde, kanda atılamayarak biriken azot kabarcıklanmaya başlar. Bu durum dip zamanı ve çıkış hızı limitleri aşıldığında veya dekompresyon hatalarından sonra ortaya çıkar.

Dip zamanı uzun fakat derin olmayan dalışlarda yavaş dokular yavaş fakat çok azot absorbe ederler. Hızlı dokular ise kısmi basınç az olduğundan hızlı fakat az miktarda azot absorbe ederler. Yükselme sırasında, hızlı dokular azotu kolayca ve hızla gen verirlerken, yavaş dokular azotu kolayca ve hızla geri veremezler. Yüzey basıncına ulaşıldığında yavaş dokular kana azot vermeye devam ederler. Bu son durum kanda azot kabarcıklarının oluşumuna neden olur. Bu nedenle, vurgun olaylarının büyük bir kısmı yüzeye vardıktan saatler sonra meydana gelir.

Kısa ve derin dalışlarda hızlı dokular çok miktarda ve hızla azot absorbe ederler. Bu tür dalışlarda çıkış hızına çok dikkat edilmelidir. Pratikte sade bir dalış sonrası takılan bir çapayı veya düşen bir eşyayı çıkarmak için yapılan bu tur dalışlar oldukça tehlikelidir. Zira kanda birinci dalıştan kalma ve zararsız boyutta dolaşan mikro kabarcıklar bu dalıştan sonra birden büyüyerek zararlı hale gelebilmektedir. Pratikte, herhangi bir dalıştan sonra 15 m 'nin altına kısa da olsa dalış yapılmamalıdır.

Vurgunu Arttıran Nedenler

Dalış bittikten sonra solunum ile vücuttan azotun atılışı 12 saat süreyle ve gittikçe azalarak devam eder. Dalış sonunda dalgıcın vücudu gaz içeren fakat kabarçıklanmayan bir kola şişesine benzetilebilir. Bu durumda vücutta zararsız bir seviyede bulunan azot gazının kabarcıklanmasını teşvik edecek dış etkenlerden kaçınmak gerekir. Dalıştan sonra vurgun ihtimalini artırabilecek çeşitli etkenler olabilir. Bunlar sırasıyla ;

a-Sıcak Duş, Henry kanununa göre gazların sıvılar içerisindeki çözünmesi o gazın kısmi basıncı ile doğru, ortamın sıcaklığı ile ters orantılıdır .Başka bir ifadeyle, basınç arttıkça ve ortam soğudukça gazların sıvı içerisindeki çözünürlüğü artar. Sıcak ortamlarda gazların sıvılardaki çözünürlüğü azalır. Dalgıç, sualtından azot çözünmesini arttıran soğuk bir ortamdan çıkmıştır. Sıcak duş altına girmesiyle vücut sıcaklığı artmaya ve kandaki azot çözünürlüğü azalmaya başlar. Bu durumda azot gazının kandan ayrılarak kabarcıklanma şeklinde açığa çıkmaya başlayabileceğini unutmamak gerekir.
b-Alkol, Alkolün vücutta damar çeperlerini genişleten ve kan dolaşımını arttıran etkisi vardır. Dalıştan önce alkol alma durumunda dokuların azot absorbsiyonu daha fazla olur. Eğer alkol dalıştan sonra alınmış ise damar genişletici etki azot kabarcıklanmasına neden olur. Pratikte dalgıçların dalıştan 12 saat önce ve 12 saat sonraki zaman aralığında alkol almamaları önemle tavsiye edilir.

c-Su Kaybı ve Hareket, Vücutta su kaybı gaz çözünürlüğünü azaltıcı bir etki yapar. Bu durum kabarcık oluşumunu teşvik eder. Dalıştan hemen sonra yapılan aşırı hareketler ve sarsıntılar kabarcıklanmayı kolaylaştırır. Pratikte dalgıçların dalıştan önce ve dalıştan sonra bol sıvı almaları ve dinlenmeleri gerekir.

d-Cinsiyet ve Yaş, Yaş ilerledikçe istatistikler vurgun sayılarında artmalar olduğunu göstermektedir. Orta yaş üzerindeki kadın veya erkekler vurgun tehlikesine karşı daha titiz hareket etmelidir. Ayrıca yağ dokularının fazlalığından dolayı aynı koşullarda erkeklere göre kadınlarda vurgun olasılığı daha fazladır.

e-Hastalık, Hastalık ve nekahet dönemleri ile ameliyat sonrası dönemlerde vücut metabolizması zayıf ve dirençsizdir. Bu durumlarda solunum yolu ile azotun atılması düzenli ve yeterli değildir.

f-Soğuk Algınlığı, Başta ciğerler ve üst solunum yollarını etkileyen bu rahatsızlık sırasında nabız ve kan dolaşımı artar, bu şartlarda vücudun azot absorbsiyonu artar. Soğuk ortamlar bir yandan bu rahatsızlığı teşvik ederken, diğer yandan deri altındaki damarların büzüşmesine neden olur. Damarlardaki mevzii daralma bu bölgelerde kan dolaşımını engeller. Bu durumda deri dokuları tarafından absorbe edilen azot daha geç atılmaya başlar.

g-Kondisyon ve Şişmanlık, Dalış sırasında vücudun birçok fonksiyonlarının düzenli ve dayanıklı olarak çalışması gerekir. Dalış sırasında karşılaşılan birçok zorluk karşısında dalgıç efor ve direnç harcar. Böyle durumlar karşısında kondisyonu yetersiz olan dalgıçta aşırı yorgunluk ve tükenme belirtileri ortaya çıkar. Her efor daha fazla solunum ve daha fazla azot absorbansı demektir. Pratikte dalgıçlar düzenli beslenme ve sık antremanla formlarını koruyabilirler. Üstün bir form kalitesi ancak vücutta gereksiz yağ dokuları içermeyen uygun bir kilo ile mümkündür.

Vurgun Belirtileri
Dekompresyon hastalığının belirtileri genellikle dalıştan kısa bir süre sonra başlar. Ortaya çıkan belirtiler oluşan azot kabarcıklarının büyüklüğüne ve miktarına göre değişik şekillerde ortaya çıkar. Belirtilerin en belirgin şekli kol ve bacaklarda görülen mevzi ağrılardır.
Vurgun belirtilerinin % 50'si dalıştan sonra bir saat içerisinde, % 95'i dalıştan sonra üç saat içerisinde ve %1'i de yirmi dört saat içerisinde ortaya çıkar. Nadir olarak dalıştan bir hafta sonra ortaya çıkan vakalar da kaydedilmiştir. Beyin ve omurilik gibi hızlı dokularda oluşan kabarcık belirtileri ortaya çabuk çıkar. Kıkırdak ve kemik gibi yavaş dokularda oluşan kabarcıkların belirtileri daha uzun bir zaman sonra ortaya çıkar. Vurgun belirtileri en çok rastlanılan şekilleriyle şunlardır;

a- Kol ve Bacak eklem yerlerinde görülen mevzi ağrılar (%89); Başta omuzlar olmak üzere sırasıyla el bilekleri, dirsekler, kalça, diz ve ayak bileklerinde görülür. Vurgun kendisini eklem yerlerinde uyuşma ve hissizleşme ile belli etmeye başlar ve zaman geçtikçe yerini gittikçe artan kuvvetli ve derin acıya bırakır. Eklem yeri hareket ettikçe acı artar ancak belli pozisyonlarda durduğu zaman acı hissedilmez. .

b- Sinir Sisteminde Oluşan Kabarcıklar (%10); görme bozuklukları, halsizlik, baş dönmesi, mide bulantısı, işitme ve konuşma güçlüğü, başağrısı, şuur kaybı ve bayılma gibi birçok değişik belirtiler verir.

c- Ciğer ve toplardamarlarda oluşan Kabarcıklar (%1); Bu tür kabarcıklanma nadir olarak görülür. Bu durumda nefes alma zorluğu göğüs ağrıları ve öksürük gibi kalp krizine benzer belirtiler ortaya çıkar.

d- Deri dokusunun hemen altındaki kılcal damarlarda meydana gelen kabarcıklanmalar kaşınma, yanma ve nadir de olsa ciltte benekli kızarıklıkların oluşmasına neden olur ki, bu durum en hafif vurgun belirtisi olarak kabul edilir.

Vurgun Tedavisi

Vurgun hastaları ancak dekompresyon odasında tedavi edilebilir. Belirtilerin ortaya çıkması ile birlikte hasta vakit geçirilmeden dekompresyon odasına götürülmelidir, ilk belirtiler ortaya çıktıktan sonra ve nakliye süresince hastanın vurgun tahribatından daha çok ve kalıcı olarak etkilenmemesi için vakit geçirilmeden şu önlemler alınmalıdır ;
a- Hasta, baş aşağıda olmak üzere kalça ve ayaklan yaklaşık 300 yukarıda ve aynı zamanda kalbi aşağıya gelecek şekilde sol tarafına doğru 15° döndürülerek bir tahta veya sedye üzerine yatırılır. Solunum kontrol edilir, gerekirse suni teneffüs uygulanır.

b- Oksijen verilir. Oksijen uç saat boyunca devamlı verildikten sonra beş dakika ara verilir ve bundan sonra 25'er dakikalık oksijen, beş dakikalık hava soluması şeklinde uygulama devam eder.

c- Hastaya ağız yoluyla, mümkün değilse enjeksiyonla 1 gr aspirin (acetyl calycilic acid) verilir ve bol su içirilir.

d- Vücut sıcaklığı korunur. Bunun için hasta bir battaniye ile sarılır.

e- Hidrocortisonelgr (veya 8 mg Dexamethasone) damardan enjekte edilir. Bu işlem bir doktor tarafından veya gidilecek ilk sağlık biriminde uygulanmalıdır.

f- Serum Dextran (dektroz) 500 ml ağır damlalar halinde verilir. Serum bağlanması sağlık biriminde veya nakliye sırasında yetkili kişilerce uygulanmalıdır.
Oksijen solutulması akciğerlerdeki azot gazının kısmi basıncını azaltır. Bundan dolayı kan basıncı ile akciğer havası arasındaki basınç farkı artar ve bu durumda azotun kandan emniyetle atılması hızlanmış olur. Dalgıcın şuurunun kapalı veya solunumunun yetersiz olduğu durumlarda hava yolunun açık tutulması, solunum ve dolaşımın destekle de olsa devam ettirilmesi gerekir.
Tüm bu önlemlere rağmen vurgun tedavisi ancak basınç odası bulunan tıbbi merkezlerde yapılabilir. Vurgun olayının meydana geldiği dalışa ait derinlik, dip zamanı, mükerrer dalış, çıkış hızı gibi temel teknik bilgilerin bir tarafa not edilerek dekompresyon odasının bulunduğu yerdeki doktorlara bildirilmesi gerekir. Zira uygulanacak tedavi bu bilgiler ışığında belirlenecektir. Hasta süratle ve mümkünse bir doktor nezaretinde bu merkezlere nakledilmelidir. Vurgun belirtileri olan kişi uçağa binemez. Bu nedenle karayolu kullanılmalıdır. Dekompresyon odası bir veya iki kişinin içerisine girebileceği ve içerisine istenilen basınçta hava verilebilen kapalı bir odacıktır. Genelde oda içerisine hasta ile birlikte doktor da girer ve ilk tedavi onun nezaretinde uygulanır. Tedavinin prensibi oda basıncını yükselterek oluşmuş azot kabarcıklarının tekrar dokular tarafından absorbansını sağlamaktır. Bu gerçekleştikten sonra basınç yavaşça düşürülerek azotun solunum yolu ile atılması sağlanır.
Vurgun Belirtileri olan kişi kesinlikle tekrar su içerisine indirilerek dekompresyona sokulmamalıdır. Zira vurgun belirtileri bir defa başladıktan sonra gittikçe şiddetlenerek artacağından su altında bayılma kusma gibi olaylar etkisinde hastayı kontrol etmek ve onu bu vaziyette uzun sure tutmak daha riskli bir durum yaratacaktır.

Oksijen Zehirlenmesi

Oksijen, bazı koşullarda insan üzerinde narkoza benzer etki yapar. Oksijenin zehirleyici etkisi üç şekilde ortaya çıkabilir ;

1-12 metreden daha derine tüpün içerisine hava yerine saf O2 doldurarak dalmak
2-Basıncın 2 atm. veya daha büyük olduğu derinliklerde dekompresyon için oksijen solumak.
3-Oksijen basıncının PO2 1.8 atm. olduğu deriliklere (yaklaşık -75 m derinliğe ve 8.5 atm. hidrostatik basınca karşılık gelir) dalmak.

Oksijen zehirlenmesi, göz seğirmesi, adalelerin titremesi, krampların oluşması, görme-işitme bozukluğu, yorgunluk-uyku hali, sinirlilik ve şuur kaybı gibi belirtiler ile ortaya çıkar. Oksijen zehirlenmesi halinde, normal ve temiz havaya çıkarak solumak bu belirtilerin tedavisi için yeterlidir. Belirtileri hisseden kişi o gün bir daha dalış yapmamalıdır.

Karbonmonoksit Zehirlenmesi

Karbonmonoksit (CO), tatsız, kokusuz, renksiz ve zehirleyici bir gazdır. Amerikan standartları, havada 10 ppm'lik karbonmonoksit içeriğini maksimum kullanılabilir limit olarak kabul etmektedir (1 ppm = 1 / 1000 000 , milyonda bir birim olarak tarif edilir). Karbonmonoksit kan içerisinde oksijen taşıma görevini yapan hemoglobin maddesi üzerine doğrudan etki yapar. Hemoglobin oksijene ve karbonmonoksite karşı oldukça duyarlı bir maddedir. Her iki gaz ile karşılaştığında oksijen yerine karbonmonoksit ile derhal birleşerek "karboksihemoglobin" oluşturur ki bu yeni madde kanın oksijen taşımasına engel olur. Solunum tam yapıldığı halde vücut dokularında ciddi oksijen eksikliği meydana gelir. Karbonmonoksitli havanın derinlerde basınç altında solunması hemoglobin tahribatını daha fazla arttıracağından zehirlenme etkisi çok daha çabuk ve fazla olur.
Karbonmonoksit zehirlenmesinin belirtileri; kırmızı dudaklar, yanaklar ve kırmızı tırnak dipleridir. Kandaki karboksihemoglobin bu kırmızı renklerin nedenidir. Belirtiler gittikçe şiddetlenerek baş ağrısı, baş dönmesi, zihin karışıklığı, felç, koma ve ölüme varan bir seyir izlenir

Karbonmonoksit dalgıçlar için sinsi ve tehlikeli bir gazdır. Derinlerde, karbonmonoksitli hava soluyan dalgıç, zehirlenmenin ilk belirtileri ile birlikte kendisini kotu hissetmeye başlar ve çıkmak amacıyla yükselmeye başlar. Basınç azalması ile birlikte tüm gazların kısmi basınçları da azalmaya başlar. Karbonmonoksit, kanda oksijenin yerini aldığından kandaki oksijen miktarı da düşmeye başlar. Oksijen seviyesinin düşmesi ile birlikte aynı hipervantilasyon olayında olduğu gibi beyin dokuları kanda kalan az miktardaki oksijeni kendi bünyesinde toplamaya başlar. Bu durum bazı sinir sistemlerini yavaşlatacağından dalgıç yükselme sırasında "sığ su bayılması" denilen bir bayılma olayı ile karşılaşır. Bu durumların gerçekleşmemesi için zehirlenme belirtilerine çok dikkat etmek, en ufak bir belirti hissedilmesinde dalış arkadaşına haber vererek derhal su yüzeyine çıkmak gerekir. Karbonmonoksit zehirlenmesi belirtileri gösteren dalgıç derhal temiz havaya çıkarılır ve mümkünse oksijen solutarak tedavi edilir. Kandaki karbonmonoksitin bir diğer kaynağı da sigaradır. Sigara dumanında az miktarda da olsa bulunan karbonmonoksit içim sırasında kana karışır. Yüzey koşullarında tolere edilebilen bu miktar derinlerdeki basınç koşullarında tehlikeli olabilir. Bu nedenle kişilerin dalmadan önce sigara içmemeleri tavsiye edilir.

Karbonmonoksit genelde kömürün veya karbon elementi içeren hidrokarbon bileşiklerinin oksijenle birleşerek yanması ile ortaya çıkar. Tüp içerisinden soluduğumuz hava tüp içerisine özel yüksek basınç kompresörleri tarafından doldurulur. Motor ve kompresörlerde kullanılan tüm yağlar ise birer hidrokarbon bileşikleridir. Yüksek basınç kompresörleri tarafından doldurulmuş bir tüp havasının temel kimyasal bileşenleri Tablo 5'te verilmiştir.


Tüp içerisine basılan havaya karbonmonoksit iki şekilde bulaşabilir;

a- Kompresörlerin kartel yağları pistonların ve segmanların yüksek sıcaklığı ile kısmen yanarlar ve bu sırada az da olsa karbonmonoksit oluşur. Buralardan gelen hava ancak özel filtrelerden geçirilerek tüpe doldurulur.
Bileşenler Kullanılabilir
Maksimum Miktar
Oksijen % 20-22
Karbondioksit(C02) 1000 ppm
Karbonmonoksit (CO) 10ppm
Hidrokarbonlar
(metan ve türevleri) 50 ppm
Halojenleşmiş çözücüler 0.2 ppm
Tat ve koku yok

Tablo 5. IAW TO USAF 42B.1.22 (USA) göre kabul edilen
standart basınçlı hava bileşenleri
Filtreler yetersiz veya zamanında değiştirilmemiş ise kompresör pistonlarından gelen değişik yağ buharları ve gazlar hava ile birlikte tüpe dolarlar. Bu durumu önlemek için sıcaklığa dayanıklı özel kompresör yağları ve peryodik bakımları yapılmış filtreler kullanılmalıdır.
b- Kompresör eğer yanmalı bir motor ile çalışıyorsa kompresörün emiş manifoldu motorun eksoz çıkışlarındaki karbonmonoksitli dumanı emerek kompresöre verir ki bu yolla gelebilecek karbonmonoksit önemli miktarlarda olabilir (Şekil 40).

yanmalı motor kompresör tüp

Şekil 40. Yanmalı motor ile çalışan Yüksek Basınç Kompresörü. Çalışma sırasında eksozdan çıkan dumanlar tüpe dolarak zehirlenmelere neden olabilir
Tüplerin doldurulması sırasında kompresörün hava emiş manifoldu egsoz gazlarını almayacak bir şekilde konumlandırılmalı veya en iyisi manifolda bir hortum takarak ucunu motordan uzak temiz ve havalı bir yerde tutmalıdır.


SOLUNUM ve DOLAŞIM SiSTEMLERi

Vücudumuzu oluşturan sinir, sindirim, kas-kemik, solunum ve dolaşım sistemleri arasında dalma koşullarından en çok solunum ve dolaşım sistemleri etkilenir. Dolaşım ve solunum sistemleri tüm vücut dokularına başta oksijen ve diğer gerekli maddeleri taşımak ve dokularda oluşan başta karbondioksit gibi zararlı maddeleri atmak üzere beraber çalışan sistemlerdir. Oksijen alma - karbondioksit verme şeklinde kısaca özetlenen bu sistemlerin çalışmasını yakından tanımak gerekir. Zira birçok dalış hastalığının odaklandığı yerler bu sistemler üzerindeki etkilerden kaynaklanmaktadır.


Solunum Sistemi

Akciğerler ve solunum yollarından oluşur. Akciğerler, 12 kaburga kemiği çiftinin oluşturduğu bir kafes içerisinde yer alan simetrik iki kanattan oluşmuş süngerimsi bir organdır. Kafesi oluşturan kaburga kemikleri arka uçlarından omurgaya birleşirler. Birbirlerine ise genişleyip daralabilen kaslarla bağlıdırlar. Kafesin alt tarafı kalın kas dokusundan oluşmuş bir diyaframla karın boşluğundan ayrılır. Göğüs ve karın kasları beraberce genişleyip daralarak ciğerlerde bir vakum oluşturur ve içerisinin hava dolmasına veya tekrar havayı atmasını sağlar. Akciğerler "Pleura" denen hava geçirmez bir zar ile kaplıdır ve bu zar ile göğüs kafesi arasında kaygan bir sıvı bulunur. Akciğerler; bronşlar, nefes borusu, gırtlak ağız ve burun yolu ile dışa açılır. Akciğerler içerisindeki ana bronşlar ağaç dallarına benzer şekilde, daha ufak dallara (bronşiollere) ayrılarak alveol denilen küçük hava kesecikleri ile son bulurlar (Şekil 41). Alveollerin çeperi kılcal kan damarları ile çevrilidir. Kandaki oksijen-karbondioksit değişimi burada gaz geçirgenliği özelliği olan alveol zarları yardımı ile olur. Nefes alınmadığı zamanlarda ciğerlerdeki iç basınç ile dış basınç birbirine eşittir ve bu nedenle ne içeri ne de dışarı doğru hava akışı olmaz.

 

 

Şekil 41. Akciğerler, bronşlar ve alveollerin yapısı. Kan alveollerin çeperinde hava ile temas eder ve oksijenlenerek tekrar dolaşıma girer

Solunum hareketi kandaki oksijen seviyesinin düşmesi ve karbondioksit seviyesinin artması ile başlar. Beyindeki "refleks solunum merkezleri aldıkları uyarılarla solunumu yönetirler. Sistemi harekete geçiren uyarı oksijenin düşmesi değil karbondioksitin yükselmesi ile gelir. Nitekim kanda karbondioksit yükselmesi ile birlikte "asidoz" denilen ve kanın asitlik derecesini yükselten tepkimeler başlar. Uyarıyı alan beyin soluk alma emrini verir ve bu şekilde karbondioksit seviyesi değişimlerine göre solunum sıklaşarak veya yavaşlayarak devam eder.
Solunum hızını düzenleyen merkez ne var ki yalnızca karbondioksit seviyesine bağlı olarak uyarılmaz. Korku, Heyecan gibi ruhsal bir çok faktörün bu merkez üzerinde etkili olduğu bilinmektedir.
Solunum hızının karbondioksit seviyesine bağlı olarak idare edilmesi şu ilginç durumları ortaya çıkarabilir; kanda düşük oksijen fakat normal düzeyde karbondioksit varsa solunum hızı artmadan devam eder veya normal oksijen seviyesine rağmen karbondioksit fazlalığı varsa solunum hızı artar. Karbondioksit tüm vücut metabolizması tarafından üretilir ve hücrelerden dışarı atılarak kana verilir. Karbondioksitin vücut içerisindeki miktarı çok hassas sınırlar içerisinde tolere edilebilir. Çok az bir fazlalık bile dışa yansıyan ciddi sorunlar yaratır.

Karbondioksit miktarı kan içerisinde normalin üzerinde ise "Hypercapnia" normalin altında ise "Hypocapnia" denir.


a)Hypercapnia durumu, aşın nefeslenme veya aşırı yorgunluk sonucu meydana gelir. Karbondioksit kısmi basıncı normalin üzerinde seviyelere ulaşınca; dalgıçta zihin karışıklığı, baş dönmesi, adale spazmları, baş ağrısı. bulantı, göğüs adalelerinde sızı ve bayılma meydana gelir.

b)Hypocapnia durumunda, belirtiler kaslarda titremeler ile başlar, bilek ve el kasılmaları, adalelerde iğnelenmeler, baş dönmesi ve bayılma ile son bulur.

Uzun ve yorucu çalışmalar sonunda vücudun doğal olarak daha çok enerjiye ihtiyacı vardır. Daha çok enerji daha çok oksijen tüketimini gerektirir ki bu durum daha çok karbondioksit üretimi demektir. Yorucu her hareketin sonunda vücutta karbondioksit birikimi normalin üzerine çıkar ve bir hypercapnia durumu ortaya çıkar ve durum hızlı soluma ile kendisini belli eder. Nitekim yorucu hareketler durduktan sonra bile daha bir süre hızlı "nefes nefese" soluma devam ederek karbondioksitin atılması devam eder. Normal şartlarda bir kişi dakikada 10-20 nefes alıp verir. Solunum refleks merkezi kandaki karbondioksit seviyesi normale dönene kadar hızlı nefes ritmini devam ettirir. Ritim hızlandıkça hava tüketiminin de artacağını unutmamak gerekir.
Kanın oksijen alımını ve karbondioksit atmasını dengeli tutabilmek için derin ve yavaş soluma yapılmalıdır. Derin ve yavaş soluma nefes ritmi normale dönene kadar devam etmelidir.
Akciğerlerin hava kapasitesi hakkında genel rakamlar Tablo 6'da verilmiştir. Ölü hava boşlukları dalgıcın tidal hacminin doğrudan gaz alış-verişine katılmayan kısmıdır. Normalde yüz sinüsleri, ana soluk borusu (trakea) ve bronşlarda oluşan bu boşluklara aletli dalışlarda şnorkelin yada regülatörün ölü boşlukları da eklenir. Soluk alma sırasında alveole ilk giren hava, bir önceki soluk vermeden arta kalan havadır. Bu havada karbondioksit fazladır ve soluk almayla beraber gelen taze havayla karşılaşır. Yine de alveol havasında daima taze havadakinden daha fazla karbondioksit vardır. Şnorkelin yada regülatörün hacimlerin eklenmesi ile ve dalış ortamındaki çevre basıncının göğüs kafesini sıkıştırmasıyla ölü hava boşlukları her solunumda tidal hacmin % 15-20 sini kapsayabilir. Tidal hacmin azalması ve olu hava boşlukların artmasıyla olu hava her solunumun daha büyük bir kısmını oluşturur ve alveol havasındaki karbondioksit düzeyinin artmasına yol açar. Buna cevap olarak da dalgıç daha sık ve daha derin solur. Derin ve yavaş soluma alveollerdeki havayı rahatlıkla değiştireceğinden buralarda karbondioksit birikimi önlenmiş olur.


Toplam Hacim
6.5 lt. Ölü Hava Boşlukları
0.25 lt Vital Kapasite
5.5 lt.
Tidal Hacim 0.75 lt.
Soluk Alma Rezervi 2.75 lt
Soluk Alma Rezervi 1.75 lt
Rezidüel Hacim 1.0 lt.
Tidal Hacim ; Her solunumda akciğerlere girip çıkan hava miktarı
Vital Kapasite ; Zorlu bir nefes verme sonrasındaki derin bir nefes
almada alınabilen maksimum hava miktarı
Reziduel Hacim ; Zorlu bir nefes verme sonrası akciğerlerde
kalan artık hava miktarı


Tablo 6. Akciğerlerin hava alma kapasitesi ve kullanılan hava hacimleri

Yavaş solumanın bir başka gerekliliği de şnorkel veya regülatörden hava alırken ortaya çıkar. Her vana, subap, ince boru veya kıvrımlı yapı hava akımını zorlaştırıcı etki yaratır. Bu tip mekanik yapılar düzgün hava akımına karşı birer direnç kaynağıdır. Solunum sırasında karşılaşılan bu direnç derinlerde hava yoğunlaştıkça daha da fazlalaşır. Buna karşı solumanın yavaş ve derin yapılması bu yönde oluşabilecek problemleri ortadan kaldıracaktır. Solunum direncini azaltmak için direnci az olan regülatör ile çapı büyük ve kıvrımları sert olmayan şnorkeller kullanılmalıdır. Ayrıca ani ve eforlu hareketlerden kaçınılarak derin ve yavaş soluma düzenini bozmamaya dikkat edilmelidir.
Hyperventilation (Aşırı Solunum)
Dalış tekniğinde solunum kontrolü en önemli becerilerden birisidir. Korku, panik, aşın kızışma veya heyecan karşısında istemeden de olsa solunum hızı artabilir. Bu durumda solunumun şekli derin ve çabuk soluma şekline dönüşür. Aşırı oksijen gelişi ile birlikte kandaki karbondioksit seviyesi düşer, oksijen seviyesi artar. Hyperventilation devam ederse kandaki karbondioksit seviyesi daha da düşer ki bu durumda birden hypocapnia belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Hypocapnia durumunda belirtiler kaslarda titremeler ile başlar. bilek ve el kasılmaları. adalelerde iğnelenmeler, baş dönmesi ve bayılma ile son bulur.
Aşırı solunum yapan dalgıcın kanında oksijen kısmi basıncı artmış karbondioksit basıncı azalmıştır (Şekil 42).

HYPERVANTİLASYONSUZ DALIŞ

Dalış başlangıcı Dalış sırası Dalış sonu

HİPERVANTİLASYONLU DALIŞ

Şekil 42. Hipervantilasyon olayına neden olan kandaki oksjen ve karbondioksit seviyelerinin durumu. Dalış sonunda oksijen seviyesi azalmasına rağmen nefes alma refleksi uyanılmaz

Bu şekilde derinlere inen dalgıcın yeni yüksek basınç karşısında kanındaki oksijen kısmi basıncı daha da artar ve bu durumda oksijenin kan içerisindeki çözünmesi biraz daha fazlalaşır. Oksijen fazlalığı dalgıcın nefesini daha uzun sure tutabilmesini sağlar. Yükseliş sırasında uzun süre kullanılarak tüketilen oksijen kısmi basıncı çevre basıncının ani düşmesi ile birden düşer. Bu düşüş belli bir değerin altına indiğinde beyin tüm fonksiyonlarını durdurur ve bu yeni durum bayılma ile sonuçlanır. "Sığ su bayılması" denilen bu olay (shallow water blackout) özellikle tüpsüz dalış yapan dalgıçlarda çok görülür. Aşırı solunumdan kaynaklanan problemler gözönüne alındığında skin dalgıçları dalmadan önce aşırı solunumu 3-4 defadan daha fazla yapmamalıdır. Devamlı dalışlarda arasıra dinlenerek vücudun oksijen-karbondioksit dengesini sağlamasına fırsat verilmelidir.


Dolaşım Sistemi;

Kalp ve damarlardan oluşur. Görevi solunum ve sindirim istemlerinden aldığı oksijen ve gıdayı vücut dokularına atardamarlar vasıtasıyla iletmek, dokularda oluşan karbondioksit ve diğer atıkları toplar damarlar yolu ile dışarıya atılacakları organlara taşımaktır. Damarlar çaplan 2 cm ile 0.1 mm arasında değişen ve vücudu bir ağ gibi saran kanallardır. Kılcal damarlar tüm vücut dokuları ile temasta olan ve her türlü değişimin gerçekleştiği yerlerdir. Özellikle akciğerlerdeki kılcal damarlar alveollerin etrafını sararak oksijen - karbondioksit değişimini sağlarlar. Tüm vücut organları ve dokuları arasında iletişim damarlarda dolaşan kan vasıtasıyla gerçekleşir. Kan içerisinde birçok cins hücre taşıyan bir sıvıdır. Bunlar arasında gaz taşıma işlevini alyuvar hücreleri yapar. Kan dolaşımı aynı zamanda organlar arasında sıcaklık iletişimini ve dengesini de sağlar. Damarlardaki kanın dolaşımını bir devridaim pompası yani kalp sağlar. Çok güçlü ve dayanıklı bir organ olan kalp günde yaklaşık yüz bin defa atar.
Dolaşım sisteminin en önemli görevlerinden birisi de solunum sisteminden oksijen alıp karbondioksit vermesidir. Özellikle beyin ve merkezi sinir sisteminin düzenli oksijen ihtiyacı bu yolla karşılanır. Bu sistemlerin birkaç dakika oksijensiz kalması dokuların ölümü ile sonuçlanır. Bu bakımdan dalış tekniğinde dolaşım fonksiyonlarının sağlıklı çalışması gerekir. Kan bir yandan vücut içerisinde dolaşırken, diğer yandan akciğerlere giderek tüm dokulardan topladığı karbondioksiti burada bırakarak yerine oksijen alarak temizlenmiş olarak tekrar atar damarlar sistemine girer.
Kan içerisindeki alyuvarlar hemoglobin içerir. Hemoglobin, gazlarla kimyasal bileşik yapma özelliğine sahip önemli bir maddedir. Kan akciğerlerden geçerken solunum ile alveollere dolmuş olan havadaki oksijen alyuvarlardaki hemoglobine bağlanır. Kan dokulara ulaştığında oksijen kısmi basıncı düşük bir ortamla karşılaşır ve oksijeni burada bırakarak yüksek kısmi basınçlı karbondioksiti hemoglobine bağlar. Kan akciğere geri döndüğünde tekrar yüksek kısmi basınçlı oksijen ile karşılaşır, burada karbondioksiti bırakır ve oksijeni bağlar. Oksijen veya karbondioksitin hemoglobine bağlanması alveol çeperlerini oluşturan ve hava-kan ayırımını sağlayan ince zar etrafında diffüzyon yolu ile olur. Havanın büyük bir kısmını oluşturan azot gazı kan tarafından absorbe edilirler fakat, hemoglobin ile birleşmez. Akciğerlere bırakılan karbondioksit solunum ile atılır.


Karotis-Sinüs Refleksi

Beyne kan taşıyan ana damar olan karotis atardamarında (şahdamar) kan basıncını devamlı izleyen ve beyindeki kalp ritmini ayarlayan merkeze (Kardio-İnhibitor merkez) uyarı yollayan algılayıcılar vardır (Karotis-Sinüs reseptörleri). Vücutta kan basıncı yükseldiğinde kalp ritmi bu yolla yavaşlatılır. Eğer dalgıcın elbisesi çok sıkı ve başlığın boynu sıkıyorsa Karotis atardamarı üzerine gelen bu baskı reseptörler tarafından kan basıncında artma gibi algılanır ve kalp ritmi yavaşlar. Bu durumda beyne giden kan miktarında azalma olur ve dalgıç bilincini kaybedebilir. Nitekim bu tip elbiseler giyildiğinde hissedilebilecek baş ağrısı, baş dönmesi ve bayılma hissi kan dolaşımının iyi olmadığının işaretidir. Bu durumda elbise başlık veya ceket derhal gevşetilmeli veya çıkarılmalıdır.


Kramplar

Kramp, herhangi bir adalenin istek dışı kendi kendine kasılması olayıdır. Aşırı olarak çalışan kasların yüksek oksijen ihtiyacı oldukça fazladır. Kan dolaşımı ile kas dokularına gelen oksijen yetersiz kalırsa adalelerde kramp denilen ve adeta adalenin hareketsiz kalıp kilitlenmesi, ağrıması ve hissizleşmesine neden olan olay meydana gelir. Bu gibi durumlarda derin ve yavaş soluma yapılırken dinlenmeli, adaleyi mümkün olduğu kadar gevşetmeye çalışmalı ve kramplı adaleye kan dolaşımını arttırıcı hafif masajlar yapılmalıdır. Adalenin fazla çalışması, kan dolaşımının azlığı ve soğuk ortamlar kramp oluşumunu teşvik eder. Özellikle sert ve büyük paletlerin sıkça bacak kramplarına neden olduğu bilinmektedir. Krampların devam etmesi halinde sudan çıkılmalıdır.
VÜCUTTAKİ HAVA BOŞLUKLARI

Bir dalgıcın vücudunda dış basınç değişikliklerinden etkilenen boşluklar vardır. Bunlar başlıca, kulak, sinüs ve akciğer boşluklarıdır .Diğerleri ise sırasıyla diş, mide-bağırsak ve maske boşluklarıdır. Böyle - Mariotte Kanunu gereği dalış sırasında yükselen ve alçalan basınçların etkisinde kalan bu boşluklarda üç tip problem ortaya çıkabilir. Bunlar;

a- Sıkışmalar (sgueezes). Basınç yükselmesi sırasında sıkışan boşlukların oluşturduğu problemlerdir.
b- Ters sıkışmalar (blocs). Alçalan basınç karşısında boşluk içindeki genleşen havanın oluşturduğu problemler.
c- Aşırı genleşmeden dolayı yırtılmalar. Alçalan basınç karşısında genleşen ve tahliye edilemeyen havanın neden olduğu problemler.

Kulak Boşluğu
Kulak hem işitme hem de denge organıdır. Dalış sırasında, kulak içerisinde bulunan hava boşluğun çevre basıncından etkilenerek hassas işitme ve denge organlarının fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilememesi gerekir. Bunun için, kulağın anatomik yapısı ve kulak sıkışması olayına bağlı olarak gelişen problemlerin nedenlerini, belirtilerini ve tedavilerini bilmek gerekir. Kulak uç bolümden oluşur (Şekil 43) ;

 

Şekil 43. Kulak iç yapısı. Dış, orta ve iç kulakta yer alan organlar
a-Dış Kulak, Kulak kepçesi ve kulak deliğinden oluşur.
b-Orta Kulak, Kulak deliğini kapatan kulak zan ile başlayıp çekiç, örs, üzengi denilen küçük kemikler ile bunların içerisinde bulunduğu boşluğa denir. Kulak zan ve kemikler birbirleri ile temas halindedir. Orta kulak boşluğu ostaki kanalları denen ince borularla gırtlağa açılır.
c-İç Kulak, oval ve yuvarlak pencere membranları ile orta kulaktan ayrılır. Uç boyutta yerleşmiş uç adet dairesel halkanın birleşmesi ile oluşmuş ve sonu beyne giden sinirle biten salyangoz denilen bir organ içerir. Salyangozun merkezinde denge algılayıcısı sinir uçları bulunur.
Duyma olayı kulak zarının titremesi ile başlar. Titreşim çekiç, örs, üzengi kemikleri vasıtasıyla iç kulağa açılan oval pencere diyaframına iletilir. Buradan algılanan titreşimler salyangoz ve sinir yolu ile beyne iletilir. Salyangoz içi sıvı dolu olan bir organdır. Oval pencereden yapılan bir itme alttaki yuvarlak pencerenin hafifçe dışarı çıkması ile dengelenir. Basınç değişimleri doğrudan orta kulak boşluğunu etkiler. Orta kulak boşluğu içerisindeki basınç çevre basıncından düşük ise sıkışma olayı meydana gelir. Sıkışma iki şekilde olur ;

1-Dalgıç derinlere doğru inerken çevre basıncı artar ve bu basınç doğrudan kulak zarı üzerine etki yapar. Basınç etkisiyle kulak zarı içe doğru çöker. Eğer dengeleme yapılmadan ve ortaya çıkan acıya tahammül edilerek bu durumda kalınırsa bir miktar su zar çeperlerindeki kan damarlarından geçerek orta kulakta birikmeye başlar. Bu işlem orta kulaktaki basıncı düşürmek için doğanın basınç karşısında orta kulağı korumak için yarattığı bir tedbirdir. Toplanan su miktarı zaman ve basınca göre az veya çok olur. Dalgıç bu durumda su yüzeyine vardığında orta kulağa giren su nedeniyle kulaklarında devamlı bir çınlama sesi duyacaktır. Bu gibi durumlarda dalışı derhal bırakıp bir Kulak-Burun-Boğaz uzmanına başvurmak gerekir.
Eğer alçalma ani ve hızlı olursa kulak zan basınç karşısında kendisini korumaya fırsat bulamadan yırtılır. Yırtılma sonunda büyük bir acı ile çınlama hissedilir ve dış kulakta kan görülür.
2-Kulak zarının diğer yırtılma nedeni östaki borularında oluşmuş tıkanıklıklardır. Östaki borularının çeperleri sümüksü (mucus) sıvılarla kaplıdır. Grip, soğuk algınlığı, allerjik tepkiler, ve çeşitli enfeksiyonlar bu sıvının yoğunlaşmasına akmasına ve sertleşmesine neden olur ki bu durum östaki borularının tıkanması ile sonuçlanır. Tıkanma sonunda orta kulak boşluğunun gırtlak ile ilişkisi kesilir ve bu durumda dalgıç dengeleme yapamaz. Dengeleme güçlüğüne karşın dalmakta ısrar edilmesi durumunda kulak zarı gelecek basınç karşısında yırtılır. Bazı kulak-burun açıcı ilaçlar östaki kanallarının açılmasında kullanılabilir ancak bu tip ilaçların basınç altında ne tur tepki verdikleri henüz bilinmemektedir. Ayrıca, dalış sırasında ilaç etkisinin azalması durumunda orta kulaktaki yoğun hava alçalan basınç karşısında genleştikçe çıkacak yer bulamaz. Bu durum çok ciddi ve tehlikeli problemlere neden olur. Bu durumda başvurulabilecek en son çare burnu tıkayıp içeriye doğru kulaktaki havayı emmeye çalışmaktır.
Östaki borularının gırtlağa açıldığı yerlerde boru uçları küçük kaslar yardımıyla devamlı kapalı dururlar. Bu kaslar çene hareketleri veya esneme sırasında etkilenerek boru uçlarının açılmasını sağlayabilirler. Ancak dengeleme işlemine başlamadan alçalmaya başlayan dalgıcın östaki uçları daha sıkı kapanır. Bu durumda dengeleme zorlaşır. Biraz yükselerek çevre basıncının azaltılması ve dengelemenin bundan sonra yapılması uygun olur.
Dengeleme işlemi çeşitli şekillerde yapılabilir. Yutkunma ve çeneyi sağa sola oynatma östaki borularının açılmasını sağlayabilir. Boru uçlarının açılmasıyla birlikte gırtlaktaki çevre basıncı orta kulak ile birleşerek eşitlenmiş olur. Nitekim bu çeşit dengeleme metal başlıklı ilk aletli dalgıçlar tarafından uygulanmıştır. Burnu iki parmak arasında sıkarak kulaklara hava üfleme işlemi "valsalva hareketi" olarak bilinir. Bu şekilde dengeleme günümüz dalgıçlarının çoğu tarafından uygulanmaktadır.

Dengeleme işlemi sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar sırasıyla;
a-Dalmadan önce valsalva hareketi ile östaki borularının açık olup olmadığı kontrol edilmelidir.
b-Dengeleme baş suya girer girmez başlamalıdır. Baş aşağı alçalmalarda başta kan basıncı artacağından, östaki kanallarını açmak daha güç olabilir. Bu nedenle alçalmalar ayaküstü olmalıdır.
c-Alçalma sırasında kulaklarda ağrı hissedilirse derhal yükselip dengeleme işlemine yeniden başlanmalıdır.
d-Valsalva hareketini zorlayarak yapmak iç kulaktaki oval ve yuvarlak pencere membranlarına zarar verebilir. Östaki borularının tıkanıklığı büyük bir ihtimalle soğuk algınlığı enfeksiyonlarından kaynaklanır. Bu gibi durumlarda dalış yapılmamalıdır.

Dengeleme yapılamadığı taktirde dış basınç etkisiyle kulak zarı içe doğru bükülerek çöker. Çökme orta kulak kemikleri vasıtasıyla iç kulağa açılan oval pencere zarına iletilir ve bu zar da içe doğru çöker. Salyangoz içerisindeki sıvı bu basıncı alttaki yuvarlak pencereye ileterek onun dışa doğru bükülmesine neden olur. Bu durumda iken yapılacak şiddetli bir valsalva hareketi ile orta kulak kemikleri birden hareketleneceğinden ve oval pencereye aşın bükülme vereceğinden bunu dengeleyen yuvarlak pencere dışa doğru bükülerek patlar ve salyangoz içerisindeki sıvı orta kulağı doldurur. Bu durumda dalgıç çınlama, orta kulakta tıkanma hissi, işitme kaybı ve muhtemelen vertigo hisseder.
Dış kulak kanallarına takılan tıkaçlar dış basıncın kulak zarına gelmesini önler ancak çıkış sırasında, dalış başlangıcında hissedilmeyen ve orta kulakta tahliyesi kontrol edilemeyen basınç kulak zarının dışa bükülerek yırtılmasına neden olabilir.


Vertigo

İç kulakta bulunan salyangozun hemen üst kısmında üç adet dairesel kanallar vardır. Halka seklindeki bu kanalların duruşları adeta uç boyutlu bir X,Y,Z eksen sistemi üzerinde duruyor gibidir. Kanalların içi sıvı doludur ve bu sıvı boyun hareketleri veya yer çekimi etkisi ile devamlı hareket eder. Halkaların bileşim yerlerinde her yönde sıvı hareketlerini algılayan sinir uçları yer alır. Beyne ulaşan iç kulak sinyalleri burada görme sinyalleri ile birlikte değerlendirilir. Hareket ve denge bu şekilde hem iç kulak hem de görme uyarılan ile birlikte sağlanmış olur.
Görüş mesafesinin kısıtlı olduğu bir ortamda nötr yüzerlikteki bir dalgıcın denge, görme ve hareket algılamalarında eksiklikler ve kesiklikler oluşabilir. Bu durum kaybolma hissinin oluşmasına neden olur. Bu hisle her derinlikte ve özellikle akıntılı ortamlarda sıkça karşılaşılır. Bazı durumlarda kaybolma hissi kendisini özel bir şekilde belli eder. Dalgıç hareket etmediği halde kendisini hareket ediyormuş gibi hisseder ve çevresinin hareket ederek etrafında döndüğünü görür. Bu duruma vertigo denir. Vertigonun oluşmasında bilinen başlıca iki önemli neden vardır. Bunlar, iki kulak arasında oluşan basınç ve sıcaklık farklarıdır. Her iki kulakta da aynı olan sıcaklık ve basınç herhangi bir nedenle kulağın birinde değişirse aradaki farklılıktan dolayı vertigo oluşur. Bu durum en çok yırtılan bir kulak zarından soğuk su girişi veya dengeleme sırasında kulaklardan birinin açılamaması sırasında ortaya çıkar,
Vertigo yaklaşık otuz saniye kadar sürer ve geçer. Deneyimli balıkadamlar bu duruma girdiklerinde soğukkanlılıkla geçmesini beklerler. Ancak vertigoyu bilmeyenler için o anda korku ve panik başlayabilir. Vertigonun etkisi aniden ortaya çıkar. Bu anda dalgıç nerede olduğunu nereye gittiğini ve konumunu anlayabilmek için çaba sarfeder. Vertigo süresince dalma ile ilgili kuralların ihmal edilmesi doğaldır, Bu durumda derhal bir yere tutunup hareketsiz kalmalı ve bu durumun geçeceğini bilerek sakin bir şekilde beklenmelidir.

Sinüs Boşlukları
Kafatasının on kısmında alın ve yanak bölgesini oluşturan kemiklerin içerisinde yer alan dört çift boşluğa sinüs boşlukları denir (Şekil 44).


Şekil 44. Kafatasında bulunan 4 çift sinüs boşlukları

Bu boşlukların cidarı mukoz dokularla kaplı olup ince kanallar ile burun ve geniz boşluğuna bağlıdırlar. Boşlukların içerisinde hava vardır. Hava burun ve genizle ilintili olarak kanallar boyunca dolaşabilir. Dalış sırasında yükselen basınç karşısında sinüs boşluklarının dengeleme işlemi valsava hareketi, yutkunma veya çene hareketleri sırasında olur. Sinüs kanallarında tıkanmalar var ise doğal olarak dengeleme yapılamaz ve bu boşluklar basınç etkisiyle sıkışma eğilimine girerler. Buna sinüs sıkışması denir ve kendisini o bölgede keskin bir acı ile belli eder. Dengeleme yapıldıktan sonra mukoz doku kanalları tıkayabilir. Bu durumda yükseliş sırasında genleşen hava aynen alçalmalardaki acıya benzer bir acı hissi verir ki çoğu kez tıkanıklığı oluşturan mukoz dokunun hava ile dışarı atılması ile geçer. Atılan mukoz doku bir miktar kanamaya neden olur. Bu sırada dalgıcın burnundan biraz kan ve sümüksü ifrazat gelir. Bu durum dalışlarda olağan karşılanır. Normal duruşta sinüs boşluklarından ucu direkt olarak normal yerçekimi etkisiyle burun boşluğuna boşalır ancak, yanak altı sinüsleri baş aşağı geldiği zaman burun kanallarına boşalabilirler. Bazı dalışlardan sonra dalgıçların öne eğildikleri zaman burunlarından su gelmesi bu yüzden olur. Sinüs kanalları ince ve yaygın olduklarından mikrobik enfeksiyonlardan ve alerjik reaksiyonlardan çok etkilenirler. Kanalların tıkalı olması durumunda dalış yapılmamalıdır.
Akciğerler
Basınç değişimleri karşısında akciğerler Böyle- Mariotte Kanununa uyarak içi hava dolu esnek bir kap gibi davranırlar. Akciğerlerin alabildiği hava miktarları ve alınan havanın kullanımı ile ilgili rakamlar Tablo 6'da verilmiştir.
Aletli veya aletsiz serbest dalıcıların ciğerlerindeki havanın davranışı biraz farklıdır. Şimdi bu davranışları yakından incelemek için biri serbest dalış yapan, diğeri aletli dalış yapan iki dalgıcın ciğerlerindeki olayları inceleyelim;

a-Serbest dalıcı; serbest dalış sırasında dalgıç yüzeyde derin bir soluk alarak ciğerlerini doldurur. Derinlere indikçe hidrostatik basınç etkisiyle göğüs kafesi üzerine gelen basınçla birlikte ciğer hacmi küçülmeye ve içerisindeki hava sıkışmaya başlar. Dalgıç bu şekilde bir süre dipte kalır. Tekrar yüzeye vardığı zaman ciğer hacmi başlangıçtaki aynı hacmine döner. Bu durumda ciğerler küçülüp tekrar eski haline dönmüştür (Şekil 45).

 


Şekil 45.Serbest dalış yapan bir dalgıcın basınç etkisi ile ciğer hacmindeki değişimler. Dalgıcın yüzeyde 2 it gelen ciğeri -10 m'de l It'ye küçülür, yüzeye ulaştığında tekrar 2 It'lik eski hacmine gelir
b-Aletli dalgıç; Dalgıç yüzeyden dibe doğru inerken regülatöründen hava solur. Derinlere gittikçe yani çevre basıncı arttıkça o derinlik basıncına göre sıkışmış hava ile nefes alıp vermeye başlar, Bu durumda dalgıcın ciğer hacmi aynıdır ancak içerisi sıkışmış yoğun hava ile dolup boşalmaktadır. Dalgıç bir müddet sonra yükselmeye başladığında ciğerlerdeki sıkışmış yoğun hava genleşmeye başlar. Örneğin, -10 m de ciğerlerine hava doldurarak yüzeye çıkan dalgıcın ciğerleri genleşen havanın etkisiyle iki katı genişler (Şekil 46).

 

Şekil 46.Aletli dalgıcın -20m’den nefesini tutarak yükselmesi durumunda son 10 m'de ciğerlerin genleşmesi ve yırtılması

Hava Embolizması

Basınçlı hava soluduktan sonra yükselen dalgıçlar genleşen havayı ciğerlerinden tahliye edemezlerse ciğerler şişip genişlemeye başlar. Genişlemeye tahammül edemeyen alveollerin zarları aşırı gerilir ve bu durumda küçük hava kabarcıkları kana karışmaya başlar. Genleşme daha ani ve şiddetli ise alveollerde oluşan hava kabarcığı paketçikler halinde ciğer dokularını yırtarak göğüs boşluğuna dolar. Kana karışan hava kabarcıklarının damarları rasgele bir yerde tıkaması ile hava embolizması (=hava ile tıkanma) hastalıkları oluşur. Damarları tıkayan kabarcıklar o bölgede dolaşımın durmasına ve dokuların ölmesine neden olur Tıkanma beynin kılcal damarlarında ise felç kaçınılmazdır. Kalp dokularının ölmesi ise kalbin durmasına neden olur. Hava embolizması sonu genelde ölümle sonuçlanan ciddi rahatsızlıklardır. Bu durumu önlemek için dalgıçlar, asla nefes tutmadan ve devamlı nefes alıp vererek ciğerlerindeki genleşen havayı devamlı tahliye ederler. Hava embolizmasının en çok görülen belirtileri şunlardır;

Bayılma, kasılmalar, denge kaybolması, kısmi felç, göğüs sancısı, nefes almada güçlük, öksürük, görmede bozukluk, kaslarda dermansızlık, ağızdan kan gelmesi, göz bebeklerinde farklı küçülme.

Bu belirtiler vurgun, hypervantilasyon, kulak yırtılması gibi diğer dalış hastalıklarının belirtileri ile benzerlik gösterir. Belirtileri yakından incelemek ve en ufak şüphe halinde derhal tedaviye başlamak gerekir. Hava embolizmasının tedavisi ancak basınç odası ile mümkündür. Hasta burada hekim kontrolünde tekrar basınç altına alınarak bünyedeki kabarcıkların küçülmesi sağlanır. Hastanın basınç odasında kalma süresi birkaç saatten birkaç güne kadar değişir. Hasta basınç odasına nakledilirken kabarcıkların kalp ve beyne gitmemesi için, sol tarafı altta ayaklar yukarıda ve baş aşağı eğimli olacak şekilde bir tahta sedye ile taşınır. Taşıma sırasında hastaya oksijen verilmelidir. Embolizma belirtileri veren dalgıç dekompresyon amacıyla hiçbir şekilde tekrar su altına indirilmemelidir.


Pnömotoraks (Akciğer Yırtılması)


Akciğerlerdeki havanın ani ve aşırı genleşmesi sonunda genişleyip şişen alveoller ve ciğer dokusu parçalanarak yırtılır. Bu şekilde akciğerden kaçan hava, akciğer ile akciğer zarı arasına sıkışır. Bu durum akciğerlerin çalışmasına kısmen veya tamamen mani olur. Sıkışan hava kendisini aniden gelen göğüs ağrısı, nefes alma güçlüğü ve ağızdan köpüklü kan gelmesi ile belli eder. Bazı durumlarda genleşmenin şiddeti akciğer zarınında yırtılmasına neden olur. Akciğerden kaçan hava göğüs dokularına ve oradan da boyun bölgelerine gelerek ve genelde deri altında toplanarak yayılabilir. Akciğerden kaçan havanın ciğer zarı ile göğüs boşluğu arasında birikmesi göğüs kafesi ile ciğerler arasındaki vakumu yok edeceğinden; bu durum gittikçe ve nefes aldıkça ciğerlerin hava ile dolmamasına ve çökmesine neden olur. Belirtilerin ortaya çıkmasıyla birlikte hasta derhal bir hastaneye götürülmelidir. Pnömotoraks teşhisi kesinleştikten sonra göğüs ve ciğerde sıkışan hava buradan ancak cerrahi müdahale ile alınabilir

Hava embolizması ve Akciğer yırtılmalarını önlemek için dalgıçların şu kaidelere uyması gerekir;

1-Yükselişlerde hız 20 m/dk'yı geçmemelidir. Acil çıkışlarda ciğerler mutlaka boşaltılmalıdır.
2-Yükseliş sırasında derin nefes almaktan kaçınmalı akciğerler normal dolu olmalıdır.
3-Dalgıcın solunum problemi olmamalıdır. Bunun için başta akciğerlerin sağlıklı olması gerekir.
4-Dalıştan önce fiziksel formu iyi ve sağlıklı olmak, dalış sırasında uyanık, duyarlı ve sorumlu davranmak gerekir.
5-Hava embolizması ile ilgili kazalar daha çok yüzeye yakın yerlerde ve çoğu zaman bir panik sonucu oluşur. Nitekim en fazla basınç/hacim değişimleri yüzey ile -10 m arasındadır. Hava embolizması 2.90 m derinlikten itibaren tüm yükselişlerde gerçekleşebilir. Bu kritik derinliklerden yükselirken soğukkanlı bir şekilde nefes alıp verme düzenine dikkat edilmelidir. Acil çıkışlarda ise ciğerlerde genleşen havayı devamlı boşaltmak amacıyla devamlı bağırarak yükselmek gerekir.

Diğer Boşluklar

İnsan vücudu içerisinde dış basınç değişimlerinden etkilenen ancak dalış fizyolojisinde hayati fonksiyonları olmayan boşluklar vardır. Bunlar diş ve mide-bağırsak boşluklarıdır. Maske boşluğunun basınç altındaki davranışı da bu bölüme dahil edilerek incelenmiştir.

Diş Boşlukları

Diş dolguları veya kaplamaları arasında kalan içi hava dolu boşluklar yükselen veya alçalan basınç karşısında etkilenirler. Boşluk içerisindeki hava alçalma sırasında sıkışır ve diş sinirleri üzerine etki yapar (tooth sgueeze). Bu durum bir diş sızlaması şeklinde kendisini belli eder. Basınç etkisiyle bazen dolgu çeperlerinde kanamalar olabilir. Benzer durum yükselme sırasında diş boşluğundaki havanın genleşmesi sırasında da görülebilir. Öyle ki dalış sonunda diş kaplamalarının veya dolgularının genleşen havanın etkisiyle yerinden çıktığı sıkça görülen bir olaydır.
Dalış sırasında oluşan diş problemlerine çözüm bulmak zordur. Durum ancak bir diş hekiminin müdahalesi ile önlenebilir


Mide-Bağırsak Boşlukları

Mide ve bağırsaklar prensip olarak içi hava dolu boşluk içermezler. Ancak dalış sırasında hava yutulmuş ise veya dalıştan önce gaz yapıcı yiyecek-içecek alınmışsa yükselme sırasında bu gazlar mide ve bağırsaklarda genleşecektir. Bu durum dalıştan sonra dalgıca tokluk hissi verir
Tedbir olarak dalgıçlara, dalıştan önce gazlı içeceklerin içilmemesi ve gaz yapıcı yiyeceklerin yenmemesi önerilir,

Maske Boşluğu

Maske camı ile dalgıcın yüzü arasındaki boşluğa denir. Bu boşluk dalış sırasında artan basınç karşısında sıkışır ve yüze doğru basınç yapar. Dengeleme yapılmadığı zaman maske yüze baskı yaparak adeta yapışır ve bu durum dalış sonrasında maskenin yüze oturduğu kısımlarda mor çizgisel şişliklerle kendisini belli eder. Maske sıkışması olarak anılan bu olayı dengelemede geç kalındığı zaman göz yüzeyini kaplayan zarlar, göz bebeklerini çevreleyen boşluklar ve göz kapağı kenar dokuları zarar görebilir. Basınç etkisi ile kapak kenarlarında oluşan kanamalar bazen göz çukurlarına dolar.
Maske boşluğununda diğer vücut boşlukları gibi dengelenmesi gerekir. Dengeleme burundan maske içerisine hava üfleme ile yapılır.


SICAK VE GÜNEŞ ÇARPMASI

Yüzücü veya dalıcıların açık kıyı veya tekneden yaptıkları dalışlar sırasında dikkat etmeleri gereken bir etkende güneş ve sıcaklıktır, insanın vücut sıcaklığı birçok fiziksel etkinin karşılıklı dengelenmesiyle korunur. Vücudun ürettiği enerji metabolizma için geçerli sıcaklığı sağlar ve ısınan vücut bundan sonra bu ısıyı dengeli bir şekilde koruma durumundadır. Vücut sıcaklığı daha soğuk cisimlere geçen ısı iletimi, havaya devamlı verilen ısı kaybı, vücut sıcaklığından oluşan vücut ışınımı, ve terleme-buharlaşma yolları ile devamlı azalır. Isı kaybına karşı metabolizma hızlanarak daha fazla ısı üretimine geçer. Titreme bu reaksiyonlardan birisidir. Kaslar titreyerek enerji üretirler. Isı kaybı bir şekilde çeşitli giysilerle önlenebilir, ancak çevre sıcaklığının yüksek olması durumunda vücut ısı dengesini ancak terleme ile sağlayabilir. Bir insan günde 12 lt'ye kadar ter atabilir ve her litre ter için yaklaşık 580 kalori kaybeder. Sıcak, rüzgarsız ve nemli bir ortamda cilt üzerine çıkan ter buharlaşamaz. Ter buharlaşmıyor ise vücudun soğuması bir şekilde aksıyor demektir. Bu durumda vücut sadece su ve tuz kaybına uğrar. Uzun ve aşırı ter fazla tuz kaybına neden olur ki bu durum kendisini soluk ve kuru bir deri görünümü kasılmalar, ağrılı kramplar şiddetli susama, bulantı ve baş dönmesi gibi belirtilerle belli eder. Kişinin nabzı sık ve zayıf atar, göz bebeklerinde büyüme ve ateş yükselmesi görülebilir. Bu belirtiler şiddet derecesine göre sıcak krampları, sıcağa bağlı halsizlik ve en son safhada sıcak (güneş) çarpması olarak tanımlanır.
Sıcak krampları ve sıcaklığa bağlı halsizlik belirtileri gösteren kişiler güneşten korunarak serin bir yere yatırılmalı, tuzlu su içirilmeli, alın ve bileklerine soğuk kompres uygulanmalıdır. Düşünülenin aksine buzlu içecek verilmemelidir.
Sıcaklık çarpması acil müdahale gerektiren bir durumdur. Bu durumda kişi çoğu kez baygın veya yarı baygın haldedir. Deri kuru ve sıcaktır, önce canlı sonra gri bir renge dönüşür, nabız dolgun ve sık atarken gittikçe yavaşlar, hastanın göz bebekleri genişlemiştir ve vücudundan kötü bir koku gelir, kasılmalar görülebilir. En önemlisi vücut sıcaklığı 44°C kadar yükselebilir. Bu durumdaki bir hastanın vücut sıcaklığı derhal düşürülmelidir. Hasta soğuk sulu veya buzlu bir banyoya sokulur, ateş düşene kadar burada tutulur. 39 veya altında sıcaklığa düştüğünde hasta ıslak bir beze sarılarak mümkünse bir vantilatör karşısına yatırılır. Vücut sıcaklığı devamlı kontrol edilmeli, tekrar yükselme belirtisi varsa soğuk banyo işlemi tekrarlanmalıdır. Bu durumdaki hastanın ilk müdahaleden sonra soğuk ve serin tutularak derhal hastaneye ulaştırılması gerekir.


SU SICAKLIĞI ve ETKiLERi (Hydrotermie)


Hava ve su ısınma ve ısı iletme özellikleri çok farklı olan maddelerdir. Doğal olarak litresi 1.02 kg olan deniz suyu ile litresi 0.0012 kg gelen hava arasında ısı kapasiteleri ve iletimi açısından büyük farklılıklar vardır. Örneğin; eşit ağırlıkta su ve havayı 1°C ısıtmak için suya 4 defa daha fazla ısı vermek gerekir. Bu gözlem bize suyun havaya göre daha fazla ısı alabilme kapasitesine sahip olduğunu gösterir. Isı daima fazla olan yerden düşük olan yere doğru moleküler iletişim ile iletilir, iki nokta arasındaki mesafe ne kadar az ise ve sıcaklık farkı ne kadar fazla ise ısı akışı o kadar hızlı olur. Ancak iki nokta arasındaki maddenin cinsi ısı akışının az veya çok olmasını sağlar. Örneğin su ısıyı havaya nazaran 25 defa daha fazla iletir. Başka bir ifadeyle su. İletken hava ise yalıtkan özellik gösterir.

İnsan vücudunun sıcaklığı 36-37 °C'dir ve normal gelişiminde hava ile temastadır. Tüm vücut fonksiyonlarının sağlıklı çalışabilmesi için bu sıcaklığın sabit tutulması gerekir. Su içerisine giren dalgıç havaya göre hem iletkenliği hem de ısı alma kapasitesi yüksek bir ortama girmiş olur. Bu şartlarda vücudun ısı kaybı havaya göre 25 defa daha fazla olacaktır. Nitekim 23-24 °C'lik suda bile bir müddet sonra üşüme meydana gelir. Vücut ısısını sabit tutmak için mutlaka ısı yalıtımı sağlayan özel elbiseler giymek gerekir. Neopren kumaşlardan yapılmış elbiseler vücuttan suya doğru olan ısı iletimini büyük ölçüde azaltır. Yalıtımı sağlayan uygun kalınlıktaki elbiselerle 1-2°C'lik soğuk sulara dalış yapmak mümkündür

Vücut ısısı beynimizin alt kısmında bulunan bir sinir merkezinden (hypothalamus) kontrol edilir. Üşüme fizyolojisi vücutta basitçe şu şekilde gelişir; vücudun soğuk su ile temas etmesi ile birlikte ilk tepki olarak damarlar daralmaya başlar ve buna paralel olarak kan dolaşımı da azalmaya başlar. Bu durumda ısı kaybı azalmış olur. Bu şekilde kanın adeta gövde içerisinde kalması sağlanırken özellikle kol ve bacaklarda kan dolaşımının azlığından dolayı ısı düşmeye başlar. Isı düşmesi daha ileri bir aşamaya geldiğinde daralan damarlar tekrar açılmaya başlar ve bu defa daha hizlı bir kan akışı başlar. Bu aşamada artık ısı kaybı daha fazla olacaktır.

Vücut ısısının sabit kalabilmesi için vücudun ürettiği ısı ile vücuttan suya geçen ısının aynı olması gerekir. Eğer olaya enerji açısından bakılacak olunursa bu olay ;


Vücudun ürettiği enerji = Vücutta kullanılan enerji + suya geçen enerji


şeklinde ifade edilir. Bu eşitliğin herhangi bir tarafındaki azalma veya çoğalma dengeyi bozacaktır. Denklemin birinci tarafı fazla ise enerji fazlalığı vücuttan terleme ve ter buharlaşması şeklinde ortaya çıkar.

Denklemin ikinci tarafı fazla ise sudaki ısı kaybı fazla veya enerji kaybettirici hareketler fazla olmaktadır Hem ısı kaybı hem de fiziki hareketi fazla olan dalgıç ürettiği enerjiyi çabuk tüketir ve bu durum üşüme ile kendisini belli etmeye başlar.


Hipothermia (Hipotermi)

Sabit olması gereken vücut sıcaklığının ısı kaybı nedeniyle düşmeye başlaması olayıdır. Su sıcaklığı vücut sıcaklığından daima daha düşük olacağından dalgıçlar elbiseye rağmen su içerisinde muhakkak ısı kaybederler. Ancak su sıcaklığı 33°C ve daha yukarılarda ise; insan vücudu ısı kaybını elbisesiz karşılayabilmektedir. Isı kaybı konusunda çarpıcı bir örnek verirsek, 27°C'deki suya çıplak giren bir insanın kaybettiği ısı miktarı 5°C hava sıcaklığında çıplak duran bir insanın kaybettiği ısıya eşit olmaktadır.


İnsanların soğuk suya karşı duyarlılıkları başlıca,
a-Deri altındaki yağ dokusunun miktarı
b-Vücut alanının vücut ağırlığına oranı


olmak üzere iki nedene bağlıdır. Deri altındaki yağ dokuları ısıyı diğer dokulara göre daha az iletirler ve vücudu adeta bir izolatör gibi sararlar. Ancak; bu durumla beraber vücut alanının vücut ağırlığına oranı da önemlidir. Uzun boylu zayıf kişilerde vücut alanı/ağırlık oranı fazla olduğundan ısı kaybı dolayısıyla üşüme daha fazla olur. Kısa ve şişman kişilerde oran daha küçük olduğundan ısı kaybı daha uzun süre alır ve dolayısıyla üşüme daha az olur. Bayanlarda vücut yüzeyi/ağırlık oranı çok daha fazla olduğundan gelişmiş yağ dokularına rağmen ısı kayıpları fazladır ve daha çok üşürler.

Kafa, boyun, bacak aralan, koltuk altlan ve göğüs kafesinin dış kısımları en çok ısı kaybı olan bölgelerdir. Ayrıca insan her nefes alıp verişinde verdiği nefes ile bir miktar ısıyı da dışarı atar. Soğuk ortamlarda başlıklı bir elbisenin yanı sıra yavaş ve derin soluma şekli de ısı kaybını önemli ölçüde azaltır.

 

Hipoterminin Belirtileri ve Önlemleri
Vücut sıcaklığının düşmeye başlaması ile birlikte hipotermi,
a-Titreme
b-Hareketlerde ahenk bozukluğu
c-Hissizleşme
d-Parmak, ayak ve dudaklarda morarma
ile kendisini belli etmeye başlar Soğuk ortamda kalmaya devam edildiği taktirde halsizleşme, aşırı idrar üretimi, kalp çarpıntısı ve uyku halinde bayılma ile sonuçlanır. Soğuk ortamların vurgun, oksijen zehirlenmesi ve azot narkozu gibi hastalıkların ihtimallerini arttırdığını unutmamak gerekir.
Hipotermi belirtilerini fark eden dalgıç derhal sudan çıkmalıdır. Vücut ısısı düşmüş olan kişi kurulanır, kuru giysiler giydirilir ve sıcak içecekler verilir. Mümkünse sıcak duş ve termofor uygulaması oldukça yararlı olur. Tüm bu işlemler rüzgarsız bir yerde yapılmalıdır. Zira rüzgar altında buharlaşma ile ısı kaybı çok fazla olur. Örneğin ; +4°C olan hava sıcaklığı 10 knot'luk bir hızla esen rüzgarda altında -1 °C ye, 20 knot'luk rüzgar altında -7°C ye inmektedir. Üşüme belirtileri tamamen geçmeden ikinci dalış yapılmamalıdır. Genelde dalgıçlar üşüme hissi

Vücut ısısı Isı kaybı düzeyi Belirtiler Önlemler
>37°C Üşüme Üşüme hissi,
el ve ayaklarda uyuşma,
titreme
fazla idrar kurulanma ve kuru giysi,
rüzgardan korunma, ısıtma,
kafeinsiz sıcak içecekler,
alkol yasak
35°C Hafif hipotermi kontrolsüz
titreme kurulanma ve kuru giysi.
rüzgardan korunma,
ısıtma,
kafeinsiz sıcak içecekler
ayaklar yukarıda yatma,
ılık banyo, masaj
32°C Ağır hipotermi muhakeme zorluğu,
denge kaybı,
bozuk konuşma.

şuur bulanıklığı.
yaşam fonksiyonlarının
bozulması
titreme olmayabilir yukarıdakilere ek olarak
tıbbi gözlem
uygulanmalı
sıcak içecekler bilinç
açık ise verilmeli

Tablo 7. Hipoterminin dereceleri, belirtileri ve önlemleri
geçip ciltleri ısınınca kendilerini ısınmış hissederler. Halbuki derin vücut ısısı hala düşük olabilir. Üşüme duygusu başladıktan sonra dalışa ısrarla devam edilirse hipoterminin şiddeti de artar. Hipotermi düzeyleri, belirtileri ve alınması gereken önlemler Tablo 7' de verilmiştir.

Soğuk dalışlar yapmayı planlayan dalgıçların fiziki form düzeyleri iyi durumda olmalıdır Dalıştan 2 saat önce kalorili bir yemek yenmeli ve kesinlikle alkol alınmamalıdır. Zira alkol damarların genişlemesine neden olacağından dalış sırasında ısı kaybı daha da fazlalaşmış olur.


Soğuk Suda Korunma

Soğuk suya girmiş ancak çıkış noktasını veya tekneyi kaybetmiş bir dalgıç kurtarılmayı beklerken herşeyden önce ısı kaybına karşı kendisini korumalıdır. Zira, suyun soğukluğuna ve elbise kalınlığına bağlı olarak, kısa veya uzun bir müddet sonra üşümeye ve titremeye başlayacaktır. Bu durumda yüzmek veya hareket etmek yerine en az ısı kaybedecek bir pozisyonda hareketsiz kalarak kurtarılmayı beklemek uygundur. Gereksiz hareketler fazla enerji tüketimi demek olduğu unutulmamalıdır. En az ısı kaybı pozisyonu şu şekilde sağlanır, eller yüzü ve alnı kapatacak şekilde kollar sıkıca göğüs kafesine yapıştırılır, bacaklar kasıkları koruyacak şekilde bitişik ve karna doğru kıvrılır, baş su üzerinde, maske yüzde takılı olarak ve B.C.D. şişik vaziyette fazla hareket etmeden durulur. Araştırmalar bu pozisyonda yaşam süresinin %50 daha fazla olacağını göstermektedir. Genel olarak +5°C derecedeki bir suda normal yaşam süresi ilk 0.5 saati bilinçli toplam 2 saatir. Aynı durum +10°C lik suda, ilk bir saati bilinçli 4 saattir. 15°C ve üzerindeki su sıcaklıklarında ölüm tehlikesi yoktur, ancak, 15°C de iki saat sonra bilinç kaybı başlayabilmektedir.


Kızışma (Overheating)

Sualtı elbiseleri vücut ısısını muhafazada ne kadar faydalı ise hava sıcaklığının yüksek olduğu günlerde kuşanma sırasında bazı problemlere neden olabilir. Sıcak ve güneşli bir ortamda elbise giyildikten sonra yapılan ve güç gerektiren yorucu işler sonunda kan dolaşımı hızlanır. Kan bir yandan ısınan uzuvları soğutmak için pompalanırken diğer yandan da çalışan kaslara gerekli enerjiyi taşıma durumundadır. Kalp her iki yükü bir müddet kaldırır, zorlanır ancak; bir müddet sonra yavaşlar. Bu aşamada baş dönmesi. baş ağrısı, zayıf nabız, bulantı, kusma gibi belirtiler görülür. Bu belirtilerin ortaya çıkması durumunda hasta hemen başı aşağıda kalacak şekilde serin bir yerde yatırılmalı, üstündekiler çıkarılmalı ve bol içecek verilmelidir.

Bu ilk mudahelelere rağmen hastanın nabzı şiddetlenir, ateşi yükselir cildi kuru bir hal alırsa, ısı şokuna (havale) girmiş demektir. Bu durumda hastanın vücut sıcaklığı mutlaka düşürülmelidir. Bunun için hastaya soğuk banyo yaptırılmalı ve soğuk içecekler verilmelidir. Kadınların erkeklere göre terlemeye başlama derecesi daha yüksektir. Bu nedenle ısı şokuna daha hassastırlar.

Kızışmayı önlemek için kuşanmış halde yürüyüş tırmanma vs. yapmaktan kaçınmalı, gerektiğinde suya girerek serinlemelidir. Aşırı terlemeye karşı bol içeceğin yanı sıra, aşırı terleme ile oluşan tuz kaybına karşı ara sıra tuzlu şeyler alınmalıdır.

Dalış günleri sırasında güneş yanıklarına dikkat edilmelidir. Özellikle beyaz tenli kişiler güneş ışınlarına karşı hassastırlar. Sudan çıkışlarda vücuttaki su damlacıkları adeta bir mercek gibi davranarak ışınların daha etkili olmasına neden olur. Şnorkelle yapılan dalışlarda sırt ve ense devamlı güneşte kaldığından bu tip dalışların sonunda sırt bölgelerinde ciddi güneş yanıkları oluşur. Tedbir olarak uzun sürebilecek bu tıp dalışlarda bir gömlek hatta bir pantolon giyilmelidir. Güneş yanıklarına karşı vücuda önceden sürülen ışınları önleme faktörü yüksek kremler veya çinko oksitli merhemler iyi koruma sağlarlar. Eğer yanık oluşmuş ise üzerlerine para-amino-benzoik acid içeren özel yanık pomadları kullanılmalıdır.

Güneş altında uzun sure kalınmış ise görme dokularında pigmentler kısmen tahribe uğrar. Vücut gerekli onarımını karanlıkta ve zamanla yapar. Eğer aynı gün gece dalışı yapılacaksa, sağlıklı görme duyusunun iyi çalışabilmesi için gündüz güneş gözlükleri kullanılmalıdır.


STRES

Fiziksel ve zihinsel yorgunluk sonucu oluşan bir sinirsel gerilim halidir, Dalgıçlar, aşırı efor, korku ve panik duygularının etkisinde kaldıkları veya fiziksel performanslarında düşüş olduğu zaman çoğu kez kendilerinin de farkında olmadıkları davranış ve sinir bozukluklarına uğrarlar. Bu davranışlar bir müddet sonra düşünme, dikkat ve algılama yeteneğinin azalması ile belirginleşir. Özellikle deneyimsiz, fiziksel kapasitesi bozuk, fiziksel limitlerini zorlayan, performansı düşük dalgıçlarda bu durum daha sık görülür


Stres Belirtileri başlıca uç şekilde ortaya çıkar ;

a- Sık nefes alıp verme,
b- Devamlı tekrarlanan hareketler ve davranışlar,
c- Sinirlilik.


Bunlar arasında sık nefes alıp verme stresin ilk belirtisidir. Bu şekilde başlayarak ortaya çıkan stres kişide analiz bozukluğu, görüş yetersizliği ve dikkat azalması gibi, dalışta çok önemli olan fonksiyonların aksamasına neden olur. Stresin sık nefes alıp verme şeklinde belirginleşen hareketleri, kanda karbondioksit ve oksijen dengesini etkileyeceğinden gittikçe daha kontrolsüz nefes alıp verme şekline dönüşür. Bu durum doğal olarak muhakeme yetersizliği ve görüş daralması gibi sonuçları da beraberinde getirir. Bu durumdaki bir dalgıç herhangi bir tehlike karşısında kolayca korku ve paniğe kapılır. Korku ve panik duygusunun kendisine ayrıca önemli bir stres kaynağı oluşturur.


Stresi kontrol etmek için ,


a-Sakin olmak , derin ve yavaş nefes alıp vermek,
b-Hareketleri yavaşlatarak problem varsa kaynağını bulmak ve çözmeye çalışmak gerekir.


Stres, paniğe yol açan önemli bir nedendir. Panik, ani ve çok büyük bir korku şeklinde ortaya çıkar. Bu durumda düşünme, analiz, muhakeme ve karar verme yetenekleri çok zayıflar ve kişi kontrolünü kaybeder. Stres ve paniği önlemenin en etkili yolu uyanık ve berrak bir düşünce ile dalışa başlamaktır. Buna rağmen karşılaşılan problemleri çözmek için sırasıyla; Dur, Duşun, Düzenli Nefes Al! şeklinde özetlenebilen kuralları soğukkanlılıkla uygulamak gerekir.

ZEHİRLİ BALIK SOKMALARI

Önemli balık sokmaları ani ve keskin bir acı ile ortaya çıkar. Bu durumda tüm faaliyetler derhal durdurularak yaraya müdahale edilmelidir. Uygulanacak tedavinin büyük bir kısmı kaza yerinde kişi veya arkadaşlarınca yapılır. Cerrahi veya ilaç uygulamasının bir hekim tarafından yapılması gerektiği unutulmamalıdır.
Zehirli Balık sokmalarında tedavi için vakit geçirilmeden ve aynı anda uç değişik müdahale yapılabilir. Bunlar; Acıyı hafifletme , zehrin etkisini önleme ve Enfeksiyona karşı önlem olmak üzere yapılan tedavilerdir. Trakonya, iskorpit gibi zehir aygıtları sivri ve küçük olan balıkların sokması sonucu oluşan yara çoğunlukla küçük çaplı noktalar şeklindedir. Zehri uzaklaştırmak amacıyla yarayı kanatmak oldukça güçtür. Bu durumda yara steril bir kesici aletle genişletilmeli ve kanatılmalıdır. yara tuzlu ve soğuk su ile yıkanır, mümkün olduğunca zehirden temizlenmesi sağlanır. Soğuk damarların büzülmesine neden olacağından hafif analjezik etki yapar. Turnike uygulamak zehrin kan yoluyla vücuda dağılmasını önler. Ancak turnike, kan dolaşımına engel olmamalıdır Bu nedenle turnike beş dakikada bir gevşetilmelidir.
Zehirli iğne sokma sırasında kırılıp yara içerisinde kalabilir. Bu durumda iğne çıkarılmalıdır. Yara eğer büyükse dikiş atılmalıdır. Yara tamamen temizlendikten sonra sıcak su kompresi uygulanır. Hatta yaralı uzvu sıcak su dolu bir kaba sokmakta yarar vardır. Su sıcaklığı yaralının dayanabileceği kadar sıcak olmalıdır. Sıcak kompres uygulamasına 30 ile 90 dakika süreyle devam edilir. Ağrı kesici ve gerekirse, antibiyotik ile antitetanoz ilaçlar önlem olarak verilmelidir. Potasyum permanganat, amonyak ve hatta devamlı soğuk kompres sanıldığı gibi yararlı olmaktan öte ters etki yapabileceğinden uygulanmamalıdır.
Zehirli balık sokmalarına karşı korunma tedbirleri oldukça sınırlıdır. Demersal balıklar çoğunlukla kum veya çamur içerisinde gömülü olarak yaşadıklarından kazalar çoğu kez bunların üzerine basma şeklinde olur. Bu nedenle plajlarda yürürken ayağı zemine sürümek ve bu surette balıkların ürküp kaçmasını sağlamak çok etkili bir yöntemdir. Balıklar bir olta veya ağ ile yakalanmış ise çıkarılırlarken çok dikkatli olunmalıdır. Ayrıca eriştelik tabir edilen yosunlar (Posidonia meraları) içerisinde zehirli balıklar renkleri nedeniyle çok iyi kamufle olabildiklerinden dikkatsiz dalgıçlar için tehlike oluştururlar.

 

 


BÖLÜM 7


DALIŞ TABLOLARI


Fizikteki Henry ve Graham kanunları uyarınca basınç altında soluduğumuz hava içerisindeki azot gazı vücut dokuları içerisinde çözünür ve yayılır. Çözünen azot miktarı derinlik ve zaman artıkça artar. Azot miktarı dokularda doygunluk(saturasyon) değerine ulaşınca normal yükselme surecinde vücut artık bu gazı atamaz. Atması için basınç azalması ile birlikte daha çok zamana ihtiyacı vardır. Vücut dokularındaki azot miktarı belli bir kritik değerin üzerinde iken su yüzeyine çıkıldığında Dekompresyon Hastalığı (vurgun) tehlikesi oluşur.


TARiHÇE ve PRENSİPLER

İnsanların dalgıç çanı veya miğfer içerisinde sualtında çalışmaya başlamasından bu yana ölümcül vurgun hastalıkları sıkça kayıtlara geçmiştir .Vurgun belirtilerini ilk defa kapalı ve basınçlı tünellerde çalışan maden işçilerinde tanımlayan 1841 yılında Trigger olmuştur. 1878 yılında fizyolog Paul Bert yüksek basınçlı bir ortamdan normal basınçlı bir ortama ani geçişlerde vücutta azot kabarcıklarının açığa çıktığını fark etmiştir. Bu kabarcıklar kan damarlarını tıkamakta ve hastalığa neden olmaktadır. Bu gözlemler sonunda ilk önlem olarak çıkış hızları yavaşlatılmıştır. Ancak vurgun olayları azalmakla birlikte devam etmiştir.
Dekompresyon hastalıkları ile ilgili ilk korunma tedbirleri bu yüzyılın başlarında 1905'de Dr. J.S. Haldane'nın İngiliz donanması dalgıçları için yaptığı çalışmalar ile başlamıştır. Sıvılar içerisinde gazların kabarcıklanması olayını inceleyerek gözlemlerine başlayan araştırmacı özellikle sıvı - gaz - doygunluk - kabarcıklanma gözlemleri sonunda ; "sıvılar içerisinde çözünmüş gaz miktarı doygunluk limitine ulaşmışsa, basınç azalması karşısında kabarcıklar (bubble) oluşabilir, aksi taktirde kabarcık oluşmaz" sonucuna ulaşmıştır. Pratikte çıkış sırasında dalgıçların vücudunda çözünmüş azot bulunsa bile eğer belirli bir doygunluk limitine ulaşmamışsa kabarcık oluşması söz konusu olmayacaktır. Azotun açığa çıkışında belli bir zaman gereklidir ve bu süre vücuttaki çeşitli dokuların azot saturasyonuna bağlıdır. Saturasyon ölçümleri için vücutta yavaş veya hızlı azot absorbsiyonu - desorbsiyonu yapabilen çeşit doku (beyin, kas, yağ, kıkırdak .. vs. ) seçilmiş ve her dokunun saturasyon-desaturasyon zamanlan ölçülmüştür. Bu prensipten hareketle, Dr Haldane insan dokularının azot saturasyon derecelerini göz önüne alarak ilk dalış tablolarını oluşturmuştur. Böylece dalgıçlar bu tablolardan derinlik, zaman, yükselme hızı ve deko duraklarını okumaya başlamıştır. Bu tablo sayesinde dekompresyon kazaları büyük ölçüde azalmıştır.


Dokuların doygunluk (saturation) prensibi günümüzde çeşitli dalış kurumlarının ürettiği dalış tablolarında esas alınmıştır, ingiltere, Fransa, A.B.D. ve Japonya'nın kendi ülkelerine özgü dalış tabloları vardır .Bunlara rağmen dekompresyon kazaları olmaktadır. Her tablo basınç odalarında fiziksel ve fizyolojik hesaplara dayanılarak hazırlanmıştır. Aralarındaki farklılıklar, hesaplama yöntemlerine, test deneylerindekı değişikliklere göz önüne alınan doku sayısına ve güvenlik sınırının büyüklüğüne dair kavram farklılıklarına bağlıdır.


Son yıllarda geliştirilen "Doppler" (=flowmeter bubble dedector) cihazı yardımı ile sıvılar içerisinde oluşan en küçük kabarcıklar bile tespit edilebilmektedir. Bu cihaz ile yapılan gözlemler sonunda dalgıçların kanındaki azot seviyesi ne olursa olsun içerisinde daima bir miktar gaz mikroçekirdekleri (gas micronuklei) içerdiği ve bu mikro çekirdeklerin normal kabarcık (bubble) oluşumunun en önemli nedeni olduğu tespit edilmiştir. "Sessiz mikro kabarcıklar" (=silent bubbles) olarakta adlandırılan bu kabarcıklar azot doygunluğunun az olduğu durumlarda zararsızdırlar, zamanla kanla akciğerlere taşınarak 24 saat içerisinde tamamen atılırlar. Ancak azot doygunluğuna ulaşıldığında, iri kabarcık oluşumlarına neden olmakta ve teşvik etmektedir. Bu konuda kandaki CO2 seviyesinin mikro kabarcık oluşumuna etkisi araştırılmaktadır. Günümüzde mikrokabarcık gözlemlerine dayanarak oluşturulmuş dalış tabloları mevcuttur ancak pratikte henüz kullanılmamaktadır.

Dalgıçlar vurgun tehlikesini önlemek için su üstüne doğru yükselirken, çeşitli derinlik seviyelerinde durup zaman geçirirler Durulan seviyelere Dekompresyon Durakları, yapılan işleme Dekompresyon denir. Pratikte dalgıçlar her iki kavram için "Deko" sözcüğünü kullanırlar. Sportif amaçlı dalışlarda dekompresyonsuz dalışlar planlamak esastır. Bu amaçla derinlik ve bu derinliklerde kalınabilecek zamanı gösteren dalış tabloları kullanılır. Bu tablolarda derinlik-zaman değerleri güvenlik eğrisi olarak anılır ve dalgıçlar bu limitler içerisinde dekosuz dalışlar yapabilir. Genel olarak 10 m'ye kadar olan dalışlarda dipte kalma zamanı sınırlı değildir. Ancak derinlik arttıkça dalış zamanı azalır.
Herhangi bir derinlik-zaman dilimi içerisinde dalış yapıldıktan sonra vücut dokuları azot absorbe ettiğinden, dalış sonrası bu azotun tamamen bünyeden atılması belli bir zaman sonra gerçekleşir. Değişik tablolarda yüzeyde bekleyerek azot sıfırlama zamanını 6-12 saat arasında verilmiştir. Yani dalgıç ancak dalıştan 6-12 saat sonra dokularındaki azotu sıfırlamış olur. Bu sureyi beklemeden ikinci bir dalış yapılmak istenirse vücut ikinci dalışa bir miktar azot yüklü olarak başlar (Şekil 47). nedenle ikinci dalışa başlarken birinci dalıştan sonra bünyede absorbe edilmiş kalan azotun dikkate alınması ve gerekir. Doğal olarak ikinci dalışta tekrar absorbe edilecek azot ile birlikte dalış sonrası bünyedeki azot miktarı daha da fazlalaşmış olacaktır. Azot seviyesini güvenli sınırlarda tutmak için geliştirilmiş tekrar dalış tabloları vardır.

 

Şekil 47.Birinci dalıştan sonra kanda kalan azot ikinci dalıştan kalan azot üzerine eklenir.

Çeşitli dalış kurumlan dalgıçların büyük çoğunluğunun kabul edebildiği minimum azot miktarına göre dalış tabloları düzenlemişlerdir. En çok kullanılan dalış tabloları arasında Amerika kıtasında çok kullanılan PADI (Professional Associatin ou Diving Instructors) ve Avrupa kıtasında çok kullanılan Bullman/Hahn 0-250 m tabloları örnek olarak verilmiştir. Bu tabloların her ikisi de dalgıçların uyması gereken limitleri verirler. Tablolarda başlıca şu bilgiler bulunur ;
1-Herhangi bir derinlikte dalgıcın dekompresyon yapmadan kalabileceği maximum zamanı (dk. olarak) belirtir.

2-Dalıştan sonra bünyede bulunan absorbe edilmiş azot seviyesini belirtir. Tablolarda azot seviyesi A'dan Z'ye kadar harflerle ifade edilir. A en az azot seviyesini Z ise en fazla azot seviyesini gösterir, ikinci dalış yapılacaksa 1'ci ve 2'ci dalış arasında geçen zaman aralığında solunum yoluyla vücuttan bir miktar azot atılır. Bunun doğal sonucu olarak ikinci dalışa başlarken 1'ci dalışta absorbe etmiş olan azot miktarında azalma olur. "Yüzeyde bekleme" başlığı ile verilen bu tablolarda azalan azot seviyeleri dakika olarak belirtilir.

3-İkinci dalış yapılacaksa bu dalışta dekompresyonsuz kalınabilecek maximum zamanı verir.

4-Dekompresyon gerekli ise deko durakları (m) ve zamanını(dk.) belirtir.
Tablolardaki dalış derinlikleri ve zamanları sağlıklı ve kondisyonlu kişiler üzerinde uzun araştırmalar sonunda vücuttaki azot miktarları göz önüne alınarak belirlenmiştir. Dalgıçların belirtilen limitlere uyması gerekir. Kondisyon yetersizliği ve basit sağlık sorunları olan ve hatta uzun süre dalış yapmamış kişiler azami dalma derinliklerini kullanmamalıdır. Aynı durum soğuk suda ve eforlu bir dalışta da ortaya çıkar; bu şartlarda solunum hızlanacak, dolayısıyla azot absorsiyonu artacağından dalgıç tablolarda belirtilenlerden daha fazla azot yüklenmiş olacaktır. Bu ortamlarda ve durumlarda tablolarda belirtilen azami limitler yerine bir alttaki rakamlar kullanılmalıdır.

DALIŞ PROFİLLERİ

Dalgıçlar dalış planlarını veya azot hesaplarını Şekil 48'de görüldüğü gibi bir profil üzerinde yaparlar. Bu profilde dikey çizgiler derinliği, yatay çizgiler zamanı gösterir. Köşeler ise azot grup harflerini belirtir.
O gün ilk defa suya giren bir dalgıç azot grup harfi sıfır olarak A noktasından dalışa başlar. B derinliğine ulaştıktan sonra dalışa bu derinlikte devam eder. Dipten ayrılıp yükselişe geçtiği an, yani A'dan C'ye kadar geçen zaman hakiki dip zamanıdır. Bu zaman süresi tablolarda belirtilen dekompresyonsuz limitlere uyuyor ise çıkış hızı dalgıcın kullandığı tabloya göre değişir. Dalgıç Bulleman-Hahn tablosu kullanıyor ise en fazla 10 m/dk veya PADI tablosu kullanıyorsa 18m/dk.'lık bir hızla yüzeye çıkar Su yüzeyine çıkan dalgıcın bünyesinde yuvarlak içerisinde gösterilecek bir harf kadar azot yükü vardır Dalgıç eğer tablolarda belirtilen dekompresyonsuz limitleri geçmiş ise tablolarda belirtilen dekompresyon derinliğinde ve belirli surelerde durarak zaman geçirmesi gerekir. Deko durakları tamamlandıktan sonra su yüzeyine çıkılabilir. Eğer dekolu bir dalış yapılmış ise 24 saat sureyle tekrar dalış yapılmamalıdır.
Birinci dalışını dekosuz yapan ve tekrar dalmak isteyen dalgıçlar ikili profil kullanır. Birinci dalışa ait derinlik zaman ve grup harfi belirlendikten sonra, ikinci dalışa geçmeden önce yüzeyde geçirilen zaman belirlenir ve bu zamana karşılık azot azalmasını belirleyen yeni grup harfi tespit edilir, ikinci dalışa geçen dalgıcın bünyesinde azalmasına rağmen yine bir miktar "kalıcı azot" vardır, ikinci dalış sırasında yükleneceği azot, kalıcı azot üzerine eklenecektir (Şekil 48). Bu durumda doğal olarak dalgıç dekoya girmemek için daha az derinlikte ve daha zaman dipte kalması gerekir. Bunun için dalış tablolarındaki ikinci dalışlar için önceden hesaplanarak hazırlanmış dip zamanları veya bunları bulmaya yarayan cetveller bulunur.


1’Cİ DALIŞ 2’Cİ DALIŞ

 

; grup harfleri E-G ; dip zamanı

A-C ; dip zamanı H ; dekompresyon durağı
D-E ; yüzeyde H-I ; dekompresyon zamanı
bekleme zamanı
I-J ; dekompresyon derinliği

Şekil 48.Dalış Profili, Dikey çizgiler derinliği yatay çizgiler zamanı gösterir. Dalış başlangıcından sonuna kadar tüm aşamalar, mükerrer dalış ve dalış tablolarında kullanılan kavramlar geometrik olarak gösterilmiştir.
1'ci veya 2'ci dalışta, tablolarda belirlenen dip zamanı aşılmış ise dalgıç tablolarda belirtilen derinlikteki dekompresyon durağında belirli surelerde beklemek zorundadır. Belirtilen dekompresyon derinliği dalgıcın kalp hizası ile su yüzeyi arasındaki derinliktir.


PADI DALIŞ TABLOSU


U.S. Navy modelini esas alarak ve sportif amaçlı dalışlar için basitleştirilerek hazırlanmış 0-330 m rakımlar için geçerli RDP (Recreational Dive Planner) tablosudur. Tabloda en fazla derinlik 42 m olarak öngörülmüştür. Dekompresyonsuz limitler 10.5 - 42 m aralığındaki derinliklerde 3'er metre arayla verilmiştir. Dalış sonrası vücudun absorbe ettiği azot miktarı A - Z aralığında harflerle gösterilmiştir.

PADI tablolarının sağlıklı kullanılması için ifade edilen bir takım terimlerin ve kavramların bilinmesi gerekir Bunlar ;


a-Hakiki dip zamanı (Actuel Bootom Time), Dalgıcın suda alçalmaya başladığı andan dalış sonu dibi terk edip yükselmeye başladığı ana kadar geçen zamanı ifade eder.
b-Grup harfi (Group Designation), Vücudun dalıştan sonra absorbe ettiği azot seviyesini belirten harf.
c-Kalıcı azot zamanı (Residuel Nitrogen Time), Dalıştan sonra bünyede absorbe edilmiş azot seviyesinin rakam olarak ifadesidir Bu rakam grup harfi yardımıyla dakika olarak bulunur.
d-Tekrar (mükerrer) Dalış (Repetitive Dive), Bir dalıştan en az 10 dakika en çok 6 saat zaman aralığı içerisinde yapılan ikinci dalıştır. İki dalış arasında 10 dakikadan az sure geçmiş ise iki dalış aynı dalış olarak kabul edilir.
e-Toplam Dip Zamanı (Total Bottom Time), Hakiki dip zamanı ile kalıcı azot zamanının dakika olarak toplamıdır (K.A.Z + H.D.Z = T.D.Z). Toplam dip zamanı ikinci dalıştan sonra bünyemizin absorbe ettiği azot seviyesini bulmaya yarar.
f-Dekompresyonsuz Limitler (No-Decompression Limits), Herhangi bir derinlikte dekompresyon yapmadan kalınabilecek maximum dip zamanıdır.
g-Dekompresyon Durakları (Decompression Stop), Belirli derinliklerde belirli sürelerde bekleme zamanıdır.
h-Ayarlanmış Dekompresyonsuz Limitler (Adjusted no-Decompression Limits). Tekrar Dalış tablosunda kullanılır. Tekrar dalışlarda vücut daha önceden azot yüklü olduğundan, ikinci dalış için dipte kalınabilecek zamandan daha az bir dip zamanı bulmak gerekir. Bunun için tekrar dalış tablosunda dip zamanları verilirken o derinlik için geçerli hakiki dip zamanından kalıcı azot zamanı çıkarılarak verilir Bu ikinci dip zamanlarına ayarlanmış dekompresyonsuz limitler denir.
g-Çıkış hızı (Ascent rate), Dalgıcın dibi terk edip yükselmeye başladığı andan yüzeye vardığı ana kadar geçen sure ile hesaplanır. Dekompresyonlu dalışlarda çıkış hızı hesabında ilk deko durağına kadar olan süre esas alınır.


PADI tablolarını kullanırken ;

1-Tabloda görülmeyen tüm zaman ve derinlik rakamları için tabloda mevcut bir üst rakamlar alınmalıdır.
Örnek ; 23m de 20 dk'lık bir dalış yapılmışsa tabloda 23 m olmadığından yerine 24 m alınır. Aynı şekilde zaman sütununda 20 dk'lık dalış olmadığından yerine 21 dk alınır.
2-Yükselme hızı en fazla 18 m/dk olmalıdır.
3-Eğer dalış yorucu ve soğuk bir ortamda yapılıyor ise bir sonraki fazla derinlik ve zaman değerleri alınır.
4-Mükerrer dalışlarda derin dalış ilk önce yapılmalıdır,
5-Azami dalış derinliği 42 m'dir.
6-Dalış derinliği o dalışta inilen en fazla derinlik alınmalıdır.

 

PADI tablosu uç bolümden oluşan cetvelleri verir (Tablo Öve Tablo 9);


1'ci cetvel; Bu bolum 10.5 m den 42 m ye kadar olan derinliklerde dekompresyonsuz limitleri ve çıkışta absorbe edilmiş olan azot grup harflerini verir. 1'inci cetvelde derinlikler feet ve m olarak verilmiştir. Derinliklerin altındaki sütunlarda dakika cinsinden zaman rakamlarını verir. Bu zamana denk gelen dalış sonu azot grup harfi o zamanın satır başında bulunur. Yukarıdan aşağıya doğru zaman rakamları birer koyu kutucukla son bulur. Buradaki rakamlar o derinlikte deko yapmadan kalabileceğimiz maksimum zamanı verir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Örnek 1: 27 m'ye yapılacak bir dalışta dekompresyonsuz limit 25 dk' dır. Aynı derinliğe 18 dk'lık bir dalış yaparsak dalış sonu grup harfi K olur.

Örnek 2: 20 m'ye 30 dk'lık bir dalış yapılmıştır. Cetvelde bulunmayan 20 yerine bir sonraki rakam olan 21m, aynı şekilde 30 yerine 31 dk alınarak dalış sonu grup harfi O bulunur.

2'ci cetvel; Birinci dalış ile ikinci dalış arasında bekleyen dalgıç, birinci dalışta almış olduğu azotun bir kısmını solunum yoluyla atar. Cetvel 0-6 saat aralığında beklendikten sonra bünyede kalan azot grup harfini verir.

Örnek 1: M grubu ile yüzeye çıkmış olan bir dalgıcın 50 dk sonra grup harfini bulmak için M satırından 50 rakamını içeren sayı çifti bulunur. Bu çift 0.47 ile 0.55 arasındadır. Bu sayı çifti kutucuğun bulunduğu sütunun altında E harfi bulunur. Aranılan harf E dir.

Örnek 2: R grubu ile yüzeye çıkmış bir dalgıcı 1 saat 45 dk sonraki grup harfini bulmak için, R satırından 1 .45 rakamını içeren sayı çifti bulunur. Bu çift 1.25 ile 1.46 arasındadır. Bu sayı çiftinin bulunduğu sütunun altında C harfi bulunur. Aranılan harf C dir.

2'ci cetvele dikkat edilirse en küçük iki dalış arası zaman aralığı 10 dk. dır. Bundan küçük aralıklarda birinci dalış devam ediyor kabul edilir.

3'cü cetvel; Herhangi bir grup harfi ile mükerrer dalış yapan dalgıç bu cetveldeki rakamları izlemek zorundadır. Cetvel, birisi alttaki renkli kutucukta diğeri üstte bulunan iki rakam ve bu iki rakama karşı gelen satırda bir derinlik verir. Alttaki renkli kutucuktaki rakam o derinlikte kalınabilecek maksimum zamanı verir (Adjusted bottom time), ikinci dalıştaki dip zamanı bu rakamı geçemez. Üstte bulunan rakam ikinci dalışa girerken bünyemizde bulunan kalıcı azot miktarının (K.A.Z) dakika cinsinden rakamla ifadesidir (residuel nitrogen time). Bu rakam ikinci dalıştaki dip zamanına (H.D.Z) eklenerek dalış sonrası toplam dip zamanı (T.D.Z.) bulunur. K.A.Z. + H.D.Z. = T.D.Z. 'dir. Toplam dip zamanı ikinci dalış sonrası azot grup harfini bulmaya yarar. . Bunun için ikinci dalış derinliği ve T.D.Z. rakamı birinci cetvelde yerine konarak en son grup harfi bulunur.

Örnek 1: ikinci dalışa C grubu ile giren bir dalgıç 18 m derinliğe 30 dk'lık bir dalış planlamaktadır. Bu dalış dekosuz yapılabilir mi ?
Sorulara yanıt için 3'cu cetvelde C sütunu ile 18 m' nin bulunduğu satır kesiştirilir. Burada; alttaki koyu ve üstteki beyaz kutucuklarda 14/41 rakamları bulunur. Alttaki koyu kutucuktaki 41 rakamı o derinlikte dekosuz kalınabilecek maksimum zamanı verir. Dalgıç 30 dk'lık bir dalış planladığına göre bu dalışı dekosuz yapabilir.

Örnek 2: Önceki örnekte verilen ikinci 18 m 30 dk 'lık dalış eğer yapılırsa çıkışta dalgıcın grup harfi ne olur ?

3'cu cetveldeki C sütunu ile 18 m satırının kesiştiği yerde üstteki beyaz kutucuktaki 14 rakamı kalıcı azot zamanıdır (K.A.Z) dalgıç bu zamanı 30 dk'lık ikinci dip zamanına (H.D.Z) ekler yani K.A.Z+H.D.Z. = T.D.Z. den 4+30= 44 dk bulunur. Elde edilen 44 rakamı toplam dip zamanıdır (T.D.Z.) ve ikinci dalıştan sonra grup harfini bulmaya yarar. Bunun için 1'ci cetvelden faydalanılır ve 18 m'ye 44 dk'lık dalışın grubu R olarak bulunur.

Her dalış için aynı yöntem ve cetveller kullanılarak 3'cü ve 4'cü dalışlar planlanabilir.

PADI tablolarında dekompresyon durakları ve süreleri cetveller üzerinde görülmez. Dekompresyon derinliği ve suresi tüm dalışlar için genel olarak verilmiştir. Buna göre dekompresyonsuz limitler 5 dk'dan az aşılmış ise 4.5 m de 8 dk'lık bir dekompresyon duraklaması mecburidir. Bu şekilde deko yapan dalgıç 6 saat sureyle tekrar dalış yapamaz. Eğer dekompresyonsuz limitler 5 dk'dan fazla aşılmış ise 4.5 m'de en az 15 dk'lık dekompresyon duraklaması gerekir. Bu şartlarda dalgıç en az 24 saat süreyle bir daha dalış yapamaz.

BULHMANN /HAHN DALIŞ TABLOSU

İsviçre Federasyonunun resmi olarak kabul ettiği ve Avrupa kökenli birçok dalış bilgisayarlarında temel program olarak kullanılan bir dalış tablosudur. Tablo 0-250 m rakımlarda geçerlidir. Tabloda minimum derinlik 9 m maksimum derinlik 63 m 'dir. Her 3 m derinliğe karşılık 0-zaman sureleri ve bu süreleri aşan zamanlarda dekompresyon derinlikleri ve sureleri verilmiştir. Her dalış sonu absorbe edilmiş olan azot miktarı mükerrer grup harfleri ile gösterilmiştir. Mükerrer dalışlar için yüzey zamanı ve inilecek derinlikler için dip zamanına eklenecek kalıcı azot süreleri verilmiştir.

Bülhmann/Hahn tablolarının sağlıklı kullanılması için ifade edilen bir takım terimlerin ve kavramların bilinmesi gerekir. Bunlar ;
a-Derinlik (m). Dalgıcın dalış suresince indiği veya inmeyi planladığı maksimum derinliktir.
b-0-zamanı (dk), Dalgıcın indiği derinlikten Dekompresyon yapmadan kalabileceği maksimum zamandır.
c-Dip zamanı (dk). Dalgıcın dalışa başladığı andan çıkmak amacıyla dibi terk ettiği ana kadar geçen süredir.
d-Deko durak sureleri, Dekolu bir dalışta yüzeye çıkmadan önce belirli derinliklerde belirli süreler bekleme işlemidir. Deko durakları 15, 9, 6 ve 3 m derinliklerde yapılır.
e-Mükerrer dalış, 12 saat içerisinde yapılacak ikinci veya daha fazla dalışları ifade eder. iki dalış arasında 10 dk'dan az bir zaman var ise aynı dalış kabul edilir.
f-Mükerrer dalış grubu. Herhangi bir dalıştan sonra vücudun absorbe etmiş olduğu azot miktarını gösteren harflerdir.
g-Çıkış hızı, Bulhmann/Hahn tablosunda maksimum çıkış hızı 10 m/dk'dır. Dalgıç çıkmak amacıyla dibi terk ettiği andan itibaren bu hızı uygulayarak yüzeye veya ilk deko durağına varır.

Bulhmann/Hahn tablosunu kullanırken;

1-Tabloda görülmeyen tüm zaman ve derinlik rakamları tabloda mevcut bir üst sayılara yükseltilmelidir. Örneğin 20 m ye 35 dk’lık bir dalış planmakta ise tabloda 20 yerine 21, 35 dk yerine 40 dk. alınmalıdır.
2-Her dalış için 3 m de 1 dk 'lık emniyet duraklaması yapılmalıdır.
3-Mükerrer dalış yapılacak ise derin dalış ilk yapılmalıdır.
4-Deko duraklarında bekleme surelerine mutlaka uyulmalı mümkünse süre biraz uzatılmalıdır.
5-Çıkış hızı 10 m/dk dır. Bu hızı ayarlamak dalış bilgisayarı kullanan dalgıçlar için sorun değildir. Ancak referanssız ortamlarda veya derin su çıkışlarında bu hızı ayarlamak zordur. Bu durum öngörülerek tekne dalışlarında çapa halatı veya özel şamandıralar referans olarak kullanılmalıdır.
6-Dalış derinliği o dalışta inilen en fazla derinlik alınmalıdır.

BÜHLMANN/HAHN (0-250 m.) tablosu iki bölümden oluşan cetveller verir (Tablo 10 ve Tablo 11);




1'ci cetvel; Bu bolum 9 rn 'den 63 m ye kadar olan derinlikleri sol sütunda iri puntolarla ve hemen altında dk olarak 0-zaman değerlerini verir. Çıkışta vücudun absorbe etmiş olduğu azot miktarını sağ sütunda mükerrer dalış grubu harfi olarak verir 18 m'den itibaren 0-zaman geçilmiş ise geçen zaman suresine göre dekompresyon derinlikleri ve süreleri verilmiştir.

Örnek 1 : 30 m'ye bir dalış yapılması planlanmakta olsun. Bu dalışın 0-zamanı nedir?

Sol sütunda 30 rakamı bulunur. Hemen altında bulunan 17 dk bu derinliğin 0-zamanını verir.

Örnek 2: 24 m'ye 20 dk'lık dalış yapan bir dalgıcın dalış sonu mükerrer grup harfi nedir7

Soldaki dalış derinliği sütununda 24 rakamı bulunur. Bunun hemen sağındaki dip zamanı sütununda 20 rakamı bulunur. Bu rakamın sağında en sağdaki sütunda C harfi vardır. Dalgıcın dalış sonu mükerrer grup harfi C'dir.

Örnek 3: Bir dalgıç 33m'ye 20 dk'lık bir dalış yapmak istemektedir. Bu dalış 0-zaman ile yapılabilir mi?

Soldaki dalış derinliği sütununda 33 rakamı bulunur. Bunun hemen altında 15 rakamı vardır. Bu rakam 33 m derinlik için 0-zamanı verir. Dalgıç bu derinliğe 20 dk dalış yapmak istediğine göre bu dalışı 0-zaman ile yapması mümkün değildir. Bu dalışı yapabilmesi için sağındaki dip zamanı sütununda 20 rakamı bulunur ve sağ satıra doğru giderken deko durak sureleri sütununda 3 rakamı bulunur. Bu rakam 3 m derinlik sutunundadır. Bu dalış ancak 3 m derinlikte 3 dk beklenerek yapılabilir.

Örnek 4: Bir dalgıç 30 m derinliğe 35 dk'lık bir dalış yapmak istiyor. Bu dalışı nasıl planlamalı? Dalış sonu mükerrer grup harfi nedir?
Derinlik sütununda 30 rakamı bulunur. Bunun hemen altında 0-zaman rakamı olarak 17 dk bulunmaktadır. Dalgıç 35 dk'lık bir dalış yapmak istediğine göre bu bir dekolu dalış olacaktır. Hemen sağdaki dip zamanı sütununda 35 dk bulunur ve satırın sağ tarafındaki deko sütunlarında 2 ve 8 rakamları bulunur. Buna göre dalgıç bu dalışı 6 m'de 2 dk, 3 m'de 8 dk bekleyerek yapabilir. Satırın en sağındaki mükerrer dalış grubu sütununda bulunan F harfi bu dalış sonundaki mükerrer grup harfi olacaktır.
2'ci cetvel ; Bu cetvel iki kısımdan oluşur Üstteki kısım mükerrer dalış grubunu belirten harf sütunu ile her harfe satırlarla karşılık gelen yüzey zamanlarını verir. Alttaki kısım ise yüzey beklemesinden sonra mükerrer dalınacak derinlikleri ve bu derinlikteki dip zamanına ilave edilecek kalıcı azot zamanını dk. olarak verir. Dalgıç buradaki rakamı mükerrer dalışındaki dip zamanına ekleyerek veya çıkararak amacına uygun dalış planını yapar.

Örnek 1: Birinci dalışından mükerrer grubu C ile çıkan ve yüzeyde 1 saat bekleyen bir dalgıç 18 m'ye ikinci bir dalış yapmak istemektedir. Bu dalışı dekompresyonsuz yapabilmesi için dip zamanı kaç dk olmalı?

Dalgıcın yüzeyde bekleme süresi olan 1.00 saat rakamı C grubunun bulunduğu satırdan sağa doğru gidildiğinde 0.25 ile 3.00 rakamları arasına denk gelir. Bu iki rakamın arasındaki çizgi ile tablonun alttaki ikinci kısmına inildiğinde çizgi ile mükerrer dalış derinliği 18 m satırının kesiştiği yerde 14 rakamı bulunur. Bu rakam kalıcı azot zamanıdır. Birinci cetvelde 18 m nin 0-zamam 65 dk. dır. Dalgıç ikinci dalışı olan 18 m ye dalmadan önce 14 dk. lık bir sureyi 18 m 'nin 0- zamanı olan 65 dk. dan çıkarması gerekir. 65-14 = 51 dk'dır. Bu durumda dalgıcın ikinci dalışında 18 m'deki 0-zamanı 51 dk dır.

Örnek 2: Mükerrer grubu F olan bir dalgıç yüzeyde 1.20 saat bekledikten sonra 27m ye 20 dk'lık bir dekolu dalış planlamaktadır. Dalgıcın ikinci dalıştan sonraki mükerrer grup harfi nedir?

Dalgıcın yüzeyde bekleme suresi olan 1.20 saat rakamı F grubunun bulunduğu satırdan sağa doğru gidildiğinde 1.15 ile 1.30 rakamları arasına denk gelir. Bu iki rakamın arasındaki çizgi ile tablonun alttaki ikinci kısmına inildiğinde çizgi ile mükerrer dalış derinliği olan 27 m satırının kesiştiği yerde 12 rakamı bulunur. Bu rakam kalıcı azot zamanıdır, ikinci dalışın dip zamanı 20 dk olarak planlandığına göre kalıcı azot zamanı dip zamanına ilave edilir. 20 + 12 := 32 dk bulunur. Bu durumda dalgıç birinci cetvelde 27 m'nin 0-zamanı olan 21 dk'dan daha fazla olan 32 dk lık bir dip zamanı uygulamış olacaktır. 1'ci cetvelde 27 m satırında 32 dk'lık dip zamanı görülmemektedir Bu durumda 32 'yi bir üst rakama yuvarlayarak 35 rakamına gelinir. 35 satırının sağındaki deko durak sütunlarında 3 m'de 5 dk'lık bir deko ve satırın en sağında F harfi görülmektedir. Bu dekolu dalış sonunda dalgıcın mükerrer dalış grubu F dir.

HAVA TÜKETİM HESAPLARI

Dalgıçlar yapmış oldukları dalış planları çerçevesinde sualtında ne kadar hava tüketeceklerini bilmeli ve tüketecekleri hava miktarına uygun büyüklükte tüp kullanmalıdır. Bir tüpün içerisindeki hava ;

Tüp hacmi (lt) x Tüp basıncı (atm) = Hava miktarı (lt)

formülü ile hesaplanır.

Örneğin : 12 lt lik bir tüpte 200 atm basınç varsa tüpteki hava ;

12 (lt) X 200 (atm) = 2400 lt. 'dir.

Boyle-Mariotte Kanunu uyarınca, gazlar basınç altında sıkışırlar ve sıkıştıkça hacimleri küçülür, basınçları artar. Dalgıçlar doğal olarak derinliklere indikçe ciğer hacimleri aynı kaldığı halde, o derinliğe göre sıkışmış yoğun hava soluyacağından hava tüketimi daha fazla olacaktır. Normal koşullarda bir insan deniz seviyesinde dakikada ortalama 25 lt. hava tüketir. Bu rakam esas alındığında -30 m'ye inen bir dalgıç dakikada 25 lt x 4 atm = 100 lt hava tüketecektir (Tablo 12).


Derinlik
(m) Basınç
(atm) Hacim
(lt) Yoğunluk Tüketilen hava
(lt / dk)
0 1 1 1 25
-10 2 1/2 2 50
-20 3 1/3 3 75
-30 4 1/4 4 100

Tablo l2. Derinliğe göre tüketilen hava miktarları. Derinlere inildikçe hava tüketimi artar

Tablodaki rakamlar pratikte dalgıçların derinlere indikçe hava tüketim hızlarının da artığını göstermektedir. Örneğin ; bir dalgıç -30 m. de soluduğu zaman regülatörü kendisine 4 atm'lik yani 4 defa daha sıkışmış yoğun hava verir ki bu rakam yüzey basıncına göre 4 defa daha fazla hava tüketimine neden olur.

Sualtında hava tüketimi tabloda verilen rakamlardan çok daha fazla olabilir. Derinlik dışında hava tüketimini arttıran başlıca etkenler şunlardır;

a-Eforlu dalış, sualtında fazla hareket, bedeni çalışma ve yorgunluk hava tüketimini arttırır. Bu artış öngörülen normal tüketimden 4-5 misli daha fazla olabilir.
b-Isı kaybı, ısı kaybeden ve soğuyan dalgıçta kan dolaşımı hızlanır. Bu daha fazla hava tüketimi demektir.
c-Heyecan ve stres, her iki psikolojik etki hızlı nefeslenmeye ve dolayısıyla fazla hava tüketimine neden olur.
d-Deneyim, sualtına iyi uyum sağlayan sakin, derin ve efektif soluma yapabilen dalgıçlar daha az hava tüketirler.
e-Yüzme şekli, Sualtında hidrodinamik yüzme şekli ile yüzen dalgıç daha az efor sarf ederek hareket eder.
f-Fiziksel form, Sağlıklı ve kondisyonu iyi olan dalgıçlar yorgunluğa dayanıklı olurlar ve daha az hava tüketirler.
g-Regülatörün bakımı, iyi ayarlanmış balanslı regülatörler yeterli miktarda ve derinliğe göre hava verir. 1'ci ve 2'ci kademelerdeki ayarsızlıklar regülatörün gerektiğinden fazla hava vermesine neden olabilir.
h-Hava kaçakları , Hava ile ilgili tüm dalış takımlarının bağlantı, vida ve eklenti yerlerinde hava sızdırmazhğını sağlamak amacıyla 0-ring denilen yuvarlak lastik contalar vardır. Bu contaların yıpranması ile hava kaçakları oluşabilir.
ı-Yüzerliğin temini, Yüzerliği pozitif (+) veya negatif (-) olan dalgıç, kendisini su içerisinde belli bir seviyede tutabilmek için efor sarf eder ve fazla hava tüketir


Dalgıç derinlerde tüketeceği hava miktarı hakkında bilgi sahibi olmakla beraber yukarıda görüldüğü gibi; dalış sırasında öngörülemeyen birçok faktör, hava tüketimini etkileyebilmektedir. Bu nedenle dalış sırasında tüp basınç saati sık sık kontrol edilmelidir. Tüp basınç göstergesi 500 psi veya 50 atm basınca geldiğinde çıkışa başlanmalıdır.

 

Dalgıç yüzeyden ayrılıp dibe ulaştıktan ve tekrar yüzeye ulaştığı ana kadar dalışın her aşamasında hava tüketir. Hava tüketimi ile ilgili bazı kavramlar ve basit hesaplar şu şekilde ifade edilebilir ;


Yedek hava = Tüp hacminin %25 dir. Dalış derinliğine bağlı olmaksızın ayrıca saklı tutulur. Pratikte dalış sırasında 500 psi veya 50 atm (bar) tüp basıncına inildiğinde yedek hava sınırına ulaşılmış kabul edilir. Bu sınıra ulaşmadan dalgıçların çıkışa başlamış olmaları gerekir.


Dalış için gerekli hava =toplam hava - yedek hava'dır.


Dalış süresi = dalış için gerekli hava (lt) / derinlikteki soluma hızı (It/dk) ile hesaplanır.


Dalış planları yapılırken güvenlik tedbiri olarak tüpteki havanın %25'i yedek hava olarak bırakılır ve bu miktar her türlü hesaplamanın dışında tutulur. Dalış için gerekli havaya dekompresyon duraklarında tüketilecek hava miktarı ayrıca eklenir.

Örnek 1; 200 atm hava içeren 10 itlik bir tüp ile -30 m de ne kadar kalınabilir?


a- Tüp içerisindeki toplam hava ;
200 x 10 = 2000 It'dır


b- Herşeyden önce %25 yedek hava ayrılır;
2000 x 0.25 = 500 lt


c- Geriye kalan hava ;
2000 - 500 = 1500 lt


d- -30 m de hava tüketimi ;
25 x 4 = 100 It/dk'dır.
e-Kalınabilecek sure = dalış için gerekli hava / derindeki soluma hızı'dır. Yani; 1500/ 100 = 15 dk'dır.


Bu sonucu dalış tablolarından kontrol etmek gerekir. PADl tablosunda -30 m 'nin dekompresyonsuz limiti 20 dk, Buhlmann Tablosunda -30 'nin 0-zamanı 17 dk'dır. Bu veriler ışığında 200 atm hava dolu olan 10 It'lik tüp ile -30 m'ye 15 dk'lık dekosuz bir dalış yapılabilir.


Örnek 2; Bir dalgıç -25 m de 20 dk kalmak istemektedir. Kendisine ne kadar hava gereklidir?

a- -25 m'de mutlak basınç 3.5 atm' dir. Buna göre dalgıcın -25 m deki hava tüketimi ; 25 x 3.5 =87.5 It'dir.

b- 20 dk boyunca tüketilecek hava ;
87.5 x 20 = 1750 lt dir.

c- Bulunan bu rakama %25'ini yedek hava olarak ilave edildiğinde gerekli hava ;
1750 + 437.5 = 2187.5 lt olarak bulunur.


Örnek 3; Bir dalgıç12 litrelik ve 215 atm lik bir tüple - 40 m ye 12 dk'lık bir dalış yapmak istemektedir. Bu dalışı yapmak mümkün müdür?

a- Tüpteki hava;
12 x 215 = 2580 R dir.

b- Tüpteki havanın %25 i yedek hava olarak hesaplanır ;
2580 x 0.25 = 645 ve buradan,
2580 - 645 = 1935 lt geriye kalan ve dalış süresince
kullanılacak havadır.

c- -40 m'deki dalgıcın hava tüketim ;
25 x 5 = 125 It/dk'dır.
Dalgıç bu derinlikte 12 dk kalmak istediğine göre ;
125 x 12 = 1500 lt hava tüketecektir.


d-Buhlmann tablosunda -40 m derinlikte 12 dk'lık bir dalış için (-40 rakamı tabloda olmadığından bir sonraki görünen derinlik olan -42 m değerleri alınır). Aynı şekilde tabloda görülmeyen 12 dk lık zaman yerine tabloda görünen bir sonraki 15 dk 'lık zaman alınır, -6 m de 1 dk, -3 m de 4 dk deko durak süreleri verilmiştir. Dalgıcın 12 dk lık dip zamanını bitirip ilk deko durağı olan -6 m ye 10 m /sn 'lik bir hızla yükselmesi en az 3.5 - 4 dk sürecektir Bu sürede tüketeceği hava , -40 ile -6 m arasında ortalama derinlik -20 m alınırsa ; bu ortalama derinlikteki hava tüketimi ; 25 x 3 = 75 lt dk'dan 4 dk süreyle 75 x 4 = 300 lt olacaktır.


e-Dalgıç deko surelerinde tüketeceği havayı dalış için gerekli toplam havaya eklemek zorundadır. Buna göre ;
- 6 m'deki birinci deko durağında 1 dk 'lık sürede ;
25 x 1.6 x 1 = 40 lt.
- 3 m'deki ikinci deko durağında 4 dk. lık sürede ;
25 x 1.3 x 4 = 130 lt hava tüketecektir.


f-Bu dalış için gerekli olan toplam hava;
dip zamanı için gerekli hava 1500
yükselme zamanı 300
1'ci deko 40
2'ci deko 300
-------------
Toplam, 2140 lt olacaktır.


g-Dalgıcın tüpünde bu dalış için kullanabileceği hava miktarı 1935 lt idi. Halbuki planlanan dalışın hava ihtiyacı 2140 it olacaktır. Bu durumda planlanan dalış yapılamaz.


UNUTULMUŞ DEKOMPRESYON

Dekolu bir dalış sonunda dalgıçlar çeşitli nedenlerle uygulamaları gereken gereken deko durağını yapmadan su yüzeyine çıkmış olabilirler. Çıkış ihmalden, havanın bitmesinden veya öngörülemeyen çeşitli nedenlerden olabilir. Bu durumlarda derhal "unutulmuş dekompresyon" teknikleri uygulanır. Ancak bu uygulamanın yapılabilmesi için ;
a-Dalgıçta hiçbir vurgun belirtisi olmamalı,
b-Çıkıştan sonra yüzeyde bekleme suresi 5 dk'yı geçmemeli,
c-Dalgıcın tüpünde yeterli hava olmalı veya yakınında varsa yedek tüpü hemen kuşanabilmeli.

Bu şartlar mevcut ise, dalgıç tekrar dalış yaparak unutulmuş dekompresyon uygulamasını yapabilir. PADI öğretisine göre unutulmuş dekompresyon şu şekilde uygulanır ;

Dalgıç -12 m'ye iner ve buradan itibaren belirtilen derinliklerde bekleyerek yükselir. Deko sureleri ;


-12 m de 5 m deki deko süresinin 1/4 ü kadar
-9 m de " 1/3 "
-6 m de " 1/2 "
-3 m de " 1x1/2 "

Örnek; 27 m'de 29 dk kalan bir dalgıç yapması gereken deko
duraklamasını unutarak su yüzeyine çıkmıştır. Bu durumda ne yapmalıdır?

27 m'ye 29 dk lık dalış Padi cetvellerinde 5 m'de 8 dk'lık bir deko
duraklaması öngörmektedir. Buna göre, dalgıç hiç vakit geçirmeden, ilk 5
dk içerisinde tüpünde yeterli hava var ise onunla, yoksa yedek tüpü kuşanarak -12 m'ye iner ve;


-12 m de 8/4 dk
-9 m de 8/3 dk
-6 m de 8/2 dk
-3 m de 8 x 1.5 = 12 dk deko duraklarını uygulayarak su
yüzeyine çıkar.

Günümüzde dalgıçların çoğu dalış bilgisayarları kullanırlar. Bilgisayarların su alması veya kırılması durumunda benzer uygulama yapılır. Bu durumla karşılaşan dalgıç hemen -5 m'ye yükselerek hava bitinceye kadar emniyet deko duraklaması yapmalıdır. Bilgisayar kullanarak bir veya daha fazla dalış yapılmışken bilgisayar yüzeyde bekleme sırasında arızalanmış veya kırılmış ise, dalgıç 24 saat süreyle dalış yapmamalıdır. Zira bu durumda dalgıcın bir daha ki dalışı için kalıcı azot zamanını hesaplaması mümkün değildir.
DALIŞTAN SONRA UÇAĞA BİNME

Dalış tablolarının zaman limitleri deniz seviyesindeki hava basıncı esas alınarak, yani 1 atm basınca göre hazırlanmıştır. Yüzey basıncının bu değerin altına inmesi durumunda dalış sonunda vücutta bulunan kalıcı azotun tekrar kabarcık oluşturması kaçınılmazdır. Bunun için dalış tablolarındaki tüm limitlere uyulsa bile dalıştan sonra ani basınç düşüşlerine neden olabilecek irtifalara çıkmak sakıncalıdır. Günümüzde bu tehlikeli durum en çok uçak yolcuğu sırasında ortaya çıkar. Önlem olarak dalıştan sonra kalıcı azotun tehlike oluşturmayacak düzeye inmesi için beklemek gerekir. Divers Alert Network (DAN) ve Undersea Hyperbaric Medical Society (UHMS) 'm en son tavsiyelerine göre ;

1-1-2 günlük dekompresyonsuz dalışlar sonunda; toplam dip zamanı 2 saatten az ise uçmadan önce 12 saat beklenmelidir. Eğer toplam dip zamanı 2 saati geçmiş ise en az 24 saat beklenmelidir.
2-2 günden fazla dalış yapılmış ise veya dekolu bir dalış yapılmış ise uçmadan önce en az 24 saat beklenmelidir.
Bu tavsiyeler, uçuş yüksekliği en fazla 8000 ft varsayılarak verilmiştir. Uçuş yüksekliğinin daha da yüksek olabileceği unutulmamalıdır. Bunun için, ilave tedbir olarak, dekosuz dalışlardan sonra 24 saat, dekolu dalışlardan sonra 48 saat beklenmesi önerilmektedir.


SAĞLIK ve DALIŞ


Dalma sporu tüm kurallarına uygun olarak yapıldığı zaman insanı fiziksel ve ruhsal yönden rahatlatan bir spor faaliyetidir. Dalış sırasında bazı durumlarda fiziksel güç gerektiren hareketler kaçınılmazdır. Bu nedenle dalgıçların bu sporu yaptıkları surece sağlıklı, antremanlı ve kondisyonlu olmaları gerekir.
Alkol ve uyuşturucu kullananlar basınç altında karar verme yeteneklerini büyük ölçüde yitirebilirler ve ayrıca bu maddeler dekompresyon hastalığını teşvik etmiş olurlar, ilaç kullanan kişilerin dalıştan önce mutlaka durumunu hekimi ile konuşması gereklidir.
Sigara sağlığa zararlı bir alışkanlıktır. Tiryakiler hiç olmazsa dalıştan birkaç saat önce sigara içmeyi durdurmalıdır. Bu süre bile kalp damar sistemlerini biraz rahatlatacaktır.
Soğuk havalarda dalmak birçok tehlikeyi beraberinde getirir. Kulak ve boğaz enfeksiyonlarında sinüs ve kulak boşluklarının sıkışma, ters blok veya dengeleme güçlüklerine neden olacağı unutulmamalıdır. Dalmaya başlayanların her iki yılda bir hekim kontrolünden geçmeleri tavsiye edilir.

Deniz suyu tetanoz ve tifo mikrobunun çok bulunduğu bir ortamdır. Bunlara karşı dalgıçların aşı yaptırması yerinde bir tedbirdir. Fiziksel egzersizlerin devamlı ve düzenli yapılması, bu sporun rahatça ve zevkli bir şekilde uygulanmasını sağlayacaktır. Bu konuda unutulmaması gereken kural; "Kendini iyi hisset, iyi dalış yap !" şeklindedir.

Bayanların mensturasyon (regl) dönemleri veya hamilelik durumlarında özel dikkat sarf etmeleri gerekir. Regl dönemi dalışa mani değildir. Ancak regl dönemini veya regl öncesi dönemi (Premenstruel Sendrom) gergin ve sancılı geçirenlerin özel bir dikkat sarf etmelerinde yarar vardır. Her kadın rahatsızlığının şiddeti ve ciddiyetine göre güvenli bir dalış yapıp yapamayacağı hususunda karar verirken sorumluluğunun bilincinde olmalıdır. Doğal olarak regl dönemlerinde dalış yapan bayanların özellikle soğuğa karşı önlem almaları gerekir.

Hamilelikte fetusun basınç altında nasıl etkilendiği henüz kesin olarak bilinmemektedir. Bu nedenle anne adaylarının hamilelikleri süresince, bilinmeyen risklere karşı dalış yapmamaları tavsiye edilir.

DALIŞ ŞAMANDIRASI ve DALIŞ BAYRAĞI

Dalışı daha emniyetli bir şekilde gerçekleştirmek için esas dalış malzemelerinin yanı sıra yardımcı malzemeler de kullanılır. Bunların arasında en çok kullanılanları dalış emniyetine yönelik olarak kullanılan şamandıralar ve dalış bayraklarıdır.
Dalış şamandıraları sabit veya bir ip yardımı ile dalgıç tarafından çekilen yüzer işaretlerdir. Şamandıralar dalış yerini belirlemeye dalış bayrağını taşımaya, başka dalgıca yardım etmeye veya denizde tutunmaya yarar. Bu amaçla en çok araba iç lastikleri, lastik veya plastik sallar yada özel bez ile kaplanmış renkli şişme lastikler kullanılır. Dalış amacına göre şamandıra dalış yerine demirlenerek sabit tutulur veya dalgıç tarafından bir ip yardımı ile çekilerek beraberce dolaştırılır. Her iki durumda da şamandıranın uçuna yaklaşık 15-20 m1 lik bir ip bağlı olmalıdır. Şamandıraların uzaktan görülmeyi kolaylaştırıcı renklerde olmalıdır. Şamandıra ipi ile dolaşmayı arzu eden dalgıç şamandıra ipinin dolaşmamasına dikkat ederek ipi elinde tutmalı, vücuduna veya bir dalış malzemesine bağlamamalıdır.
Dalış bayrağı (Şekil 49) genelde birçok deniz aktivitesinin bir arada yaşandığı bölgelerde çok kullanılır. Motorlu tekneler, su kayağı yapanlar, deniz paraşütü kullananlar dalgıçlar için tehlike oluştururlar. Bu durumda dalgıç varlığını başkalarına belirtmek zorundadır. Bu amaçla dalış bayrakları kullanılır. Bayraklar, dikdörtgen kırmızı zemin üzerinde sol üst köşeden alt sağ köşeye inen beyaz çizgi şeklinde veya sağ ucu çatallı yarısı mavi diğer yarısı beyaz şekilde yapılmıştır Dalış bayrakları en az 50 m uzaklıktan görülmelidir. Tekne dalışlarında bayrak teknenin direğine veya şamandıra üzerine çekilir. Kıyı girişlerinde ise şamandıra üzerindeki bir direğe uzun bir ip ile asılarak dalgalanması sağlanır. Genel bir kaide olarak tekneler şamandıra veya bayraklara en fazla 50-75 m yaklaşabilirler. Ancak bu konuda çoğu ülkede yasal düzenlemelerin eksik olduğu bir gerçektir

Şekil 49.Dalış Bayrakları ve şamandırası. Bayraklar tekne üzerine veya dalış şamandırası üzerine konur. Bayrak veya şamandıralar en az 50 m'den görülmelidir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
1-Aktaş, Ş (1996) Sığ Su Bayılması , Deniz Magazin,18, 46-48 Aylık Deniz ve Doğa dergisi, Ofis Dizgi Tic A.Ş, istanbul.
2-C.M.A.S. (1995) Di ver Training Programme.
3-C.M.A.S. (1995) Standarts and Reguirements.
4-Egi, M.S (1996) Doppler Ultrason, Deniz Magazin,16, 38-40 Aylık Deniz ve Doğa dergisi, Ofis Dizgi Tic A.Ş, istanbul.
5-Greeraedts, M.G., Asseselt, M.D.(1985) Scuba Diving, Organorama, 2, 19-24, Organon A.Ş, istanbul.
6-Gücü, C A., Güre. F. (1993) Akdeniz’in Türkiye Sahilleri Boyunca Rastlanan Zehirli Deniz Balıkları, Zehirleme Aygıtları ve Tedavi Yöntemleri, Türk Zooloji Dergisi 18, 25-35, Publ. Tubitak.
7-Hizalan, l. (1997) Soğuk Su Dalışları ve Tedavi, Sualtı Dünyası, Mart 1997, Aylık Doğa Dergisi, Marine Eğ. ve Yay. Tic. Itd., İstanbul
8-Hizalan, l. (1995) Dalışta Kulak Sorunları, Deniz Magazin, 3,76-77Aylık Deniz ve Doğa dergisi, Ofis Dizgi Tic A.Ş, İstanbul
9-Hizalan, l. (1996) Dalışta Kulak Sorunları ve iç Kulak Sıkışmaları, Sualtı Dünyası,4,70-71, Aylık Deniz Magazin Dergisi, Promar A.Ş, İstanbul.
10-Hizalan, l. (1996) Dalışta Dolaşım ve Solunum Sistemleri, Sualtı Dünyası, 5, 66-67, Aylık Doğa Dergisi, Promar A.Ş , İstanbul.
11-Hizalan, I. (1997) Soğuk Su Dalışları ve Hipotermi, Sualtı Dünyası Mart 1997,68,Marine A.Ş , istanbul.
12-Kocataş, A. (1986) Oseanoloji, Ege Univ. Fen Fak. Kitap. No.114, 358s.
13-Mater, S., Uçal,0.,(1989) Türkiye Deniz Balıkları Atlası, Ege Üniv. Fen Fak. Meç. A2 (2), 85-1 12.
14-Molle, P., Rey, P. (1986) Plongee Subaquatique, Ed. Amphora, FFESSM, (France).
15-Molle, P.(1985) La Plongee, Ed. Amphora, FFESSM, (France).
16-PADI Open Water Diver Manual, Editör, D. Richardson, Published by PADI.1994, Santa Ana CA 92799-501 1, USA, Product no. 7001 1N.
17-PADI The Encyclopedia of Recreational Diving, Published by PADI, 1994, Santa Ana CA 92799-501 1, USA
18-SCSF Teknik Kurulu,(1992) Sualtı Sporları Balıkadam Dalış Eğitim Programı, SCSF Yayınları,71 s.
19 - Teleri.G. (1991) Cankurtarma Eğitim Kitabı, SCSF Yayınları,135 s.
20-Türe, G. (991) Narkoz, Mavi Dünya 2,36-39, Peryodik Sualtı ve Çevre Dergisi, Baysan A.Ş , Ed. Saruhanoğlu, istanbul.

joomla visitor

Free business joomla templates